"Memleketi kurtarmak" isteyen bürokratlar, kurtuluş yolunu "Batılılaşma"da görmüşlerdi. Bu gerçekte kendi can ve mallarının kurtuluşunun (daha doğrusu güvenceye kavuşmasının) yoluydu; çünkü padişah rütbe verdiği bir bürokratı dilediği zaman sürebiliyor,idama gönderebiliyor ve malına mülküne el koyabiliyordu.
Romancılarımız, Türk köylüsünü ya idealize etmişlerdir ya köylülerin kimi davranışlarını, düşünüşlerini saklamışlar, kentlilere karşı "kol kırılır yen içinde kalır" havasına girmişlerdir ya da köylülere "büyük mal" diye "kavat" diye bakmışlardır. Bir Yaşar Kemal vardır romanımızda köylüleri olduğu gibi gösteren; Yaşar Kemal, yaşantısına ve tanıklığına bağlı kalmış, gerçekçilikten sapmamıştır. Bunun içindir ki Türk köylüsünü olduğu gibi tanımak için elimizdeki en güvenilir kaynak Yaşar Kemal'in romanlarıdır.
"Bireyi yok sayan ve hayata göz yuman bir anlayış elbette ki insanın çevresinde dönen bir sanat geleneğini tek başına kuramazdı. Türk hikayesinin değişebilmesi için bireyin değerlenmesi gerekti." (Tanpınar)