Modern seküler toplumlar, dinlerin temelde iyi ahlakı hedeflediğini, ancak bunun bugün dine gerek kalmadan seküler devlet yasaları ile yerine getirilebileceğini iddia ederler. Ahlaklı bir ateist ne diye dine ihtiyaç duysun ki? Newton'un bu makalesinde ortaya attığı iki ilkeden birinin ima ettiği gibi bu seküler argüman geçersizdir. Seküler ahlak hiçbir zaman dinin yerini alamaz, çünkü seküler ahlak sadece insan merkezlidir ve Newton'un bahsettiği ikinci ilke ile, yani insanlara karşı sorumluluğumuzla ilgilidir. Diğer taraftan eğer bizi yaratan, bize sahip olduğumuz her şeyi veren bir Tanrı varsa o zaman ona karşı da ahlaki sorumluluklarımız vardır.Ahlaklı bir ateist bu sorumluluğunu yerine getirmez, seküler ahlak sistemleri bu sorumluluktan bahsetmez. Tanrı ile nasıl bir ilişki kuracağımız, ona karşı ahlaki sorumluluklarımızı nasıl yerine getireceğimiz sorularına ancak dini kaynaklardan cevap bulabiliriz. Dolayısı ile ateist seküler bir ahlakın, dini gereksiz kılması mümkün değildir.
Kralların ölü atalarının gördükleri hürmete zaafları vardır:Kahramanların ve azizlerin ruhuna hürmet etmek ve onların bizi duyup bize yardım edebileceklerine inanmak ve onları Tanrı ile insan arasında aracı olarak görmek ve onların onuruna ve hatırasına adanmış heykel ve tapınaklarda yaşamak ve genellikle orada eylemde bulunmak mantıklı gözükür. Ve bu, dinin en önemli kısmına aykırı olduğu için kutsal kitaplarda ayıplanmış ve bütün suçların en iğrenci ilan edilmiştir. Günahın birinci yönü gerçek Tanrı'ya karşı olan hizmeti ihmal etmektir. Zira biri sahte tanrılara ne kadar fazla zaman ve özveri harcarsa, gerçek Tanrı'ya o kadar az harcayabilir. İkincisi, sahte ve taklit tanrılara, yani hayalet ve ölü insanların ruhlarına ya da senin dualarını duyabiliyormuş, sana iyilik veya kötülüğü dokunacakmış taklidi yaparak tanrıların haline getirdiklerine hizmet etmek, onlara korunma ve kutsanmak için dua etmek ve onlara güvenmektir, ki onlar sahte tanrılardır zira senin onlara atadığın ve onlarda olduğuna inandığın güçlere sahip değildirler.