Dünyanın en yüz kızartıcı şeyiydi, fakat aşk, yüreğime altı yüz metrelik atışlar yaptırıyordu. Onun gözlerinin içine bakmak istiyordum ama o cesareti nereden bulacaktım? Peder Calasans’ın suratı gibi kıpkırmızı kesilmiştim. Bakışlarımız karşılaştığı an ödümüz kopuyor, gözlerimizi hemen duvara çeviriyorduk.
“Bizim çocuk aşık mı olmuş? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Onunla bir kez olsun konuşmadın bile. Senden hoşlanıp hoşlanmadığından bile haberin yok.”
“Hoşlanmayabilir ama beni sevecek. Bu şüphesiz. Onunla balta girmemiş ormanlara kaçacağız, ama önce Currais Novos’ta Peder Damien’in kilisesinde evleneceğiz.”
Adam hüzünle gülümsedi.
"Dinle Zeze. Bu sözlere ne gerek var? Gitme vakti geldi. Gitmem gerek. Bana ihtiyacın kalmadı. Kararlı, korkusuz bir çocuğa dönüştün. Kendini savunmayı öğrendin. Her şey birebir arzu ettiğim gibi, canım."