“ ‘Orası’ dediğin, neresidir Adam?”
“Az sonra anlatacağım.”
“İyi olur. Anlatman gereken çok şey var. Örneğin, yüreğimden dışarıda ne işin var?”
“Çıkamaz mıyım?”
“Çıkabilirsin tabii, elbette. Yoksa zaten orada olmazdın. Ne halt karıştırıyorsun Adam?”
“Küçük şeyler. Daha doğrusu, pek önemli olmayan bir şey.”
“Pek önemli değil mi? Peki yüreğimden çıkmak için izin aldın mı?”
“Ne fark eder?”
“Fark eder. Benimle yaşamaya geldiğinde yüreğime girmek için az dil dökmedin.”
“Üzerinden çok zaman geçti. Her şey değişti.”
“Neymiş bu değişen? Bana göre her şey aynı.”
“Belki yalnız benim için değişmiştir.”
“Öyle olsa bile, benimle böyle konuşmamalıydın. Böyle sert, böyle acı. Biz hep çok yakın arkadaştık seninle.”
“Hâlâ öyleyiz.”
Odamın penceresini açtığımda “başka” bir gün olduğunu gördüm, ama bir öncekine alabildiğine benziyordu. Tek fark kalbimin daha dirençli, daha kararlı olmasıydı. Özellikle gelecek nice günlerin bugünden farksız olmamasında kararlıydı.