“Ne tam anlamıyla kurbandır ne de kahraman. O, bir sistemin içinden süzülen, her adımında biraz daha karanlığa karışan bir kadındır.”
Barış Aydemir, Gölgede Büyüyen Kız ile sessizliğin, dayanıklılığın ve kadın olmanın bedelinin romanını yazmış. Köyde başlayan, yoksulluk, aile içi şiddet ve toplum baskısıyla yoğrulan Necmiye’nin hayatı, İzmir’in kenar mahallelerinde yeni sınavlara evriliyor.
Okur olarak biz, Necmiye’nin suskunluğunda bir yenilgiden çok, ağır ağır örülen bir güç görüyoruz. Aydemir, Necmiye’yi “güçlü kadın” klişelerine sıkıştırmadan, hataları, tereddütleri ve kırılganlığıyla gerçek bir insan olarak anlatıyor.
Romanın dili yalın ama çarpıcı. Özellikle şu cümle sayfaları kapattıktan sonra bile zihnimde kaldı:
“Bazı kadınlar önce suya ulaşır, sonra sesine, en sonunda da kendine.”
Bu sadece bir kadının hikâyesi değil; köyden kente göçün, mahalle baskısının, ekonomik sıkışmışlığın ve buna rağmen var olma mücadelesinin hikâyesi. Kitapta Anadolu’nun soğuğunu, gecekondu mahallelerinin tozunu, kadınlar arası dayanışmayı ve suskun bir direnişin derinliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Evet, okurken öfkeleneceksiniz, yer yer boğazınız düğümlenecek. Ama Necmiye’nin ayakta kalışı, size umudu da hatırlatacak.
Son söz: Bu kitap, sessizliğin en gür çıkan çığlık olabileceğini hatırlatıyor.