Kur'an, canlı, diri ve kutsal diliyle çağırıyor kadim yapraklar arasından. Namaz, vücutlardan ve ruhlardan bir Cebrail nefesi gibi geçerek çağırıyor. Oruç, bir ilkbahar bulutu gibi şehirlere iniyor ve suya hasret insanları çağırıyor. Kâbe, anıt bir meşale gibi, yolların en birikmiş kavşağında, çağırıyor. Buyruk çağırıyor, yasak çağırıyor. Farz ve sünnet, hazır ve gayb çağırıyor. İslâm çağırıyor.
İsrafil'in sûrundan daha keskin bir sesle İslâm çağırıyor.
Ama Allah'ın sağırlaştırdığı kulağa kim sesini işittirebilir?
Çocuk, Kur'an'a doğru koşuyor, yüreği bir inanç ışığıyla aydınlanmış olarak. O, avrupalı ve komünistten bambaşka ve farklıdır. O, bambaşka bir inanç mühtevasına sahiptir. O, öteye, görünmeyen âleme, öldükten sonra tekrar dirileceğine inanmaktadır. Öbürlerinin habersiz bulunduğu görünmeyen âlemin kuvvetleriyle, silâhlarıyla donanmıştır. Ne kendisini, ne silahlarını bildikleri bu genci yolundan kim çevirebilir?