Muhittin ÇİFTÇİ

Muhittin ÇİFTÇİ
Adanalı, yazar, çizer, hakem
Maliyeci
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi
ANKARA
Adana
84 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı
Sevgili Arsız Ölüm’den Para Gürültüsü’ne: Latife Tekin
Türk edebiyatına 1983 yılında Sevgili Arsız Ölüm ile adım atan Latife Tekin, o günden bugüne her eseriyle kurulu düzenin, dil kalıplarının ve toplumsal sınıfların sınırlarını zorlayan bir deha oldu. Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği o ilk röportajda "roman yazmak istemediğini" söyleyen genç kız, Melih Cevdet Anday’ın zarif muhalefetine rağmen, Türk romanının yönünü değiştiren epik bir yolculuğa çıktı. Ankara’da gerçekleştirilen son okur buluşması, usta yazarın kırk yılı aşkın süredir ilmek ilmek işlediği o büyük felsefenin son halkası olan Para Gürültüsü’nü anlamak için eşsiz bir kapı araladı.1. Masalsı Yoksulluktan Algoritmik KuşatılmışlığaLatife Tekin edebiyatının omurgasını her zaman "yoksullar ve dışlanmışlar" oluşturdu. Ancak usta yazar, yoksulluğu hiçbir zaman ajitasyonun veya sığ bir ideolojik söylemin nesnesi yapmadı.Sevgili Arsız Ölüm Dönemi: Yoksulluk; cinlerle, masallarla, batıl inançlarla ve köyden kente göçün getirdiği o büyüleyici ama sancılı toplumsal savruluşla, yani doğrudan "insani bir kültürle" anlatılıyordu. Dirmit’in dünyası, yokluğun içinde bile yaşayan bir ruh taşıyordu.Para Gürültüsü Dönemi: Günümüzde ise yoksulluk artık sadece paranın yokluğu değil, paranın ve dijital algoritmaların insan ruhunu istila etmesi olarak karşımıza çıkıyor. Tekin’in ifadesiyle, "Fakirlik bir uygarlık ürünüdür." Yeni romanda paranın salt bir değişim aracı olmaktan çıkıp insanı yok sayan, fütüristik bir "baskı rejimine" dönüşmesi inceleniyor. Masalların yerini algoritmalar, göç dalgalarının yerini ise finansal kuşatılmışlık alıyor.2. "Dili Bozmak" ManifestosuLatife Tekin’in Ankara söyleşisinde kurduğu şu cümle, onun tüm edebiyat yaşamının gizli şifresidir: “Fakir ve yoksulları sevebilmek için dili bozmak gerekir.” Usta yazar, egemen sınıfın, akademinin ve finans
Reklam
Declaring Yamaçları
“Bazı yerler vardır; ayakla değil, kalple varılır onlara. Haritalar sustuğunda, yön levhaları anlamını yitirdiğinde çıkarlar karşımıza. Declaring Yamaçları da böyledir. Ne bir dağın sırtıdır tam olarak ne de bir uçurumun dibi. İnsan oraya vardığında, aşağı düşmemek için tutunur; yukarı çıkmak içinse cesaretini yoklar. Bu yamaçlarda yürümek zordur. Çünkü zemin, insanın kendi sustuklarından yapılmıştır. Söylenmemiş cümleler gevşek taşlar gibi ayağın altından kayar. Bastıkça hatırlarsın; sustukça ağırlaşır yükün. Declaring Yamaçları, sakladıklarının artık seni taşıyamadığı yerdir. Burada rüzgâr bile dürüst eser. Kendini kandırdığın her cümleyi yüzüne vurur. İnsan ilk defa bu yamaçlarda sesinin tonunu duyar: korkulu mu, pişman mı, yoksa nihayet sahici mi? Kaçacak bir patika yoktur; her yol, insanın kendisine çıkar. Bu yüzden Declaring Yamaçları bir mekân değil, bir andır. İnsan “artık” dediğinde başlar. Artık susamam, artık saklanamam, artık kendimden kaçamam dediğin an, ayakların o eğime değer. Ne tam düşersin ne de kurtulursun; sadece ilan edersin. Kim olduğunu, neyi taşıdığını, neyi inkâr ettiğini… Ve ilginçtir: O yamaçlardan sağ çıkanlar hafifler. Çünkü yüklerinin adını koymuşlardır. Declaring Yamaçları öğretir insana: Hakikat, düz yollarda bulunmaz. O, insanın içinin eğimli yerlerinde bekler; düşme pahasına söylenmeyi."
Merhaba arkadaşlar, kitabımız Sessiz Sofra satışa açıldı. Kitabımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir. Satışa yeni açıldığı için ilk siparişler 3-5 gün sonra kargolanır. Satış Linki : alaskakitap.com/urun/sessiz-sof... ve kitapyurdu.com/kitap/sessiz-so...
Edebiyatta Sessiz Bir Yolculuk: Muhittin Çiftçi’nin "Sessiz Sofra"sı Alaska Yayınları’nda! Yazar Muhittin Çiftçi'nin merakla beklenen yeni eseri "Sessiz Sofra", Alaska Yayınları etiketiyle çok yakında okurlarıyla ve edebiyat dünyasıyla buluşuyor. OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> baskenthaberler.com/edebiyat-sanat-... Ankara Başkent Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | baskenthaberler.com
Declaring Yamaçları Bazı yerler vardır; ayakla değil, kalple varılır onlara. Haritalar sustuğunda, yön levhaları anlamını yitirdiğinde çıkarlar karşımıza. Declaring Yamaçları da böyledir. Ne bir dağın sırtıdır tam olarak ne de bir uçurumun dibi. İnsan oraya vardığında, aşağı düşmemek için tutunur; yukarı çıkmak içinse cesaretini yoklar. Bu yamaçlarda yürümek zordur. Çünkü zemin, insanın kendi sustuklarından yapılmıştır. Söylenmemiş cümleler gevşek taşlar gibi ayağın altından kayar. Bastıkça hatırlarsın; sustukça ağırlaşır yükün. Declaring Yamaçları, sakladıklarının artık seni taşıyamadığı yerdir. Burada rüzgâr bile dürüst eser. Kendini kandırdığın her cümleyi yüzüne vurur. İnsan ilk defa bu yamaçlarda sesinin tonunu duyar: korkulu mu, pişman mı, yoksa nihayet sahici mi? Kaçacak bir patika yoktur; her yol, insanın kendisine çıkar. Bu yüzden Declaring Yamaçları bir mekân değil, bir andır. İnsan “artık” dediğinde başlar. Artık susamam, artık saklanamam, artık kendimden kaçamam dediğin an, ayakların o eğime değer. Ne tam düşersin ne de kurtulursun; sadece ilan edersin. Kim olduğunu, neyi taşıdığını, neyi inkâr ettiğini… Ve ilginçtir: O yamaçlardan sağ çıkanlar hafifler. Çünkü yüklerinin adını koymuşlardır. Declaring Yamaçları öğretir insana: Hakikat, düz yollarda bulunmaz. O, insanın içinin eğimli yerlerinde bekler; düşme pahasına söylenmeyi.
Reklam