• İnsanlar basit ve üstün olarak ikiye ayrılırlar basit olanlar, yalnizca cinsini üretmeye yarayanlardir, diğerleri de yeni birşey söyleyebilmek isteğiyle doğmuş, üstün insanlardır toplum muhafazakarlik görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asip kesiyor ya da her türlu hareket imkanindan mahrum ediyor ama yine ayni toplum, bir nesil sonra bu astigi insanların anitini dikip onlara tapıyor, ilk bolum şimdinin adamiyken, ikinci bölüm hep geleceğin adamıdir birinciler dünyayı korur ve nüfusu çoğaltırlar ikincilerse onu hareket etirir ve asil amacına doğru yürütürler.
  • "Ama toplum, muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip onlara tapıyor... İlk bölüm şimdinin adamıyken, ikinci bölüm, hep geleceğin adamıdır. Birinciler dünyayı korur ve onun nüfusunu çoğaltır, ikincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürütürler."
  • Uzak İhtimal ve Yozgat Blues, her iki filmi de beğenmiştim. Yönetmen hakkında biraz bilgim vardı. Filmlerde gezinen hüznün kaynağının senaryodan kaynaklandığını elbette biliyordum. Her iki filmde de yoğun bir tevazu vardı. Hatta Uzak İhtimal bittiğinde, içimi yoğun bir Amor Fati duygusunun kapladığını hissetmiştim. Kitap incelerken nedir bu ihtiyar? E canım, T.T’nin filmlerle bağını bildiğim için, elbette böyle bir link oluştu.

    Sevgili Osman Y. çok sever TT’yi. Hastasıdır. Eyüp’de buluştuğumuzda bir poşet kitabını hediye etti sağ olsun. Daha evvel okumadığım bir yazardı. Okudum, bu kitabına inceleme yazmaya karar verdim.

    Bitirdiğimde kitabı, ne okudum diye düşündüm. Öyle ya, insan tanımını yapmak ister muhatap olduğu şeylerin. Bir kurmaca mı? Değil. Yani ne bir roman ne de bir öykü. Anlatı olduğunu düşündüm. Fakat bir süreklilik ister anlatı da. Çamaşır ipi ve ipe dizili sarkan onlarca giysi gibi. Giysiler var evet, ya ip, işte süreklilik veren o ip ne?

    İpi buldum sonunda. Bir radyo programı yapmış TT kitap boyunca. Süreklilik buydu işte.

    İnsan incitmek istedikten sonra. Hey babam hey. Hatta, “Gri pantolonu ve lacivert ceketi iki beden büyük aldığımız saatlerdi…” Bu başlığı okuduğumda bedenine uyanı alanlarla bir kıyas var gibi hissettim. Anlamsız buldum nedense. Buradan sıkı bir arabesk parça bile çıkmaz be TT dedim. Bir on sene öncesinde anlattığının, yamalı pantolonlar moda olmadığı halde vardı. Yama yapmayanları döverdi örtmenler.

    Yeter ki ihtiyaç duy. Hele bir de nefret etmek istersen, ayıpsın, bir toplumda kimler yok ki, hangi soyutlama düzeyinden bakarsan bak çoktur onlardan. Cinsellikten mi baktın, var. İbneler var. Siyasi duruştan mı baktın, var. Dindar cahiller var. Ekonomik durumundan mı, var. Liberal kırçlar. İnanç durumundan mı, var. Allahsız tosbağalar var. İsterse insan, çok ama çok öteki yaratabilir. Ve nefret edebilir. Çünkü nefretin bedeli yoktur. Ama basit duygudur nefret be. Mide bulandırıcı. Sümük gibi.

    “Ben bir iç tehdidim doktor, dış ülke parmağıyım, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacınız olduğu dönemde ortaya çıkan belayım, fitneyim.“ Böyle yazmış TT. Sayın TT, böyle demişsiniz ya, çok güldüm. Aslında acı acı güldüm. Devlet tam da böyle yapardı. En çok da mütedeyyinlere. Aşağılık bir hileydi yaptığı. Ben bunun farkına erken varanlardanım. Belki de yaşımdan. Ve bu cümleler benim midemi bulandırırdı. Aynı şeyleri Tayyip söylemeye başladı ya, ah aklımdan ölümüm geçer.

    Moskova'dan selamlar Tarık bey. Bir an aklımdan bunlar geçti. Yazmak istedim yazara. Vurmak istedim. O kadar derim de, hala analojiden medet umarım ya, tü benim suratıma.

    Sanki Kemal Sayar psikolojik sınırları çizmiş, TT anlatmış. Çoğu yerinde böyle hissettim anekdotların. TT felsefe okumuş. Psikoloji yazmış ama.

    Senaryoları gibi değil kitapları. Çok şeye uzanmış, her uzandığının aşağı yukarı bir karşılığını bulmuş mahallesinde. Mahalle kifayetsiz kalınca radyodan bulmuş.

    Mütedeyyin, dindar demek. Ben ilk kelimeyi daha çok severim. Dinin benim içimdeki çağrışımıdır. Gördüğümden farklıdır biraz. Empresiyonistimdir bu konuda. Hoşuma gider benim. Camileri, hazireleri, ezan sesiyle uyanmayı çok severim. Çünkü ben bir muhafazakârım. Ateistim ama.

    Muhafazakarlık=dindarlık diye yazmazlar mı, çok sinirlenirim. Cahillik işte.

    Muhafazakarlık neden dindarlık olsun arkadaş? Alakası yok. Dinsiz bir insan muhafazakâr olamaz mı yani? Olur. Aha da benim örneği. Muhafazakarlık ve din, belki aynı mahallenin çocukları ama illa da kardeştir diyemeyiz.

    TT mütedeyyin ama pek de muhafazakâr gibi gelmedi bana. Eric Clapton’dan “Tears in Haven” çalıyor programında. You see what I mean? Gerçi bu şarkının hikayesi çok yıkıcıdır.

    Türkçeye çevirecek vaktim olmadı. Aslında gücüm de. Belki bir hayır sahibi çevirir bilmeyenler için. Şöyle karar vermiş E.Clapton şarkıyı yapmaya.

    Clapton said to me, 'I want to write a song about my boy.' Eric had the first verse of the song written, which, to me, is all the song, but he wanted me to write the rest of the verse lines and the release ('Time can bring you down, time can bend your knees...'), even though I told him that it was so personal he should write everything himself. He told me that he had admired the work I did with Steve Winwood and finally there was nothing else but to do as he requested, despite the sensitivity of the subject. This is a song so personal and so sad that it is unique in my experience of writing songs.

    Yıkıcı dediğim bu işte. Gözleri kızarıyor insanın. :(((

    Bir anekdotundan sonra Üstü Kalsın, demiş. Bunu Cemil Kavukçu’ya bir gönderme aldım ben. Hoştu.

    Kazım Kartal üstünden Yeşilçam göndermesine eyvallah dedim.

    Üçüncü sayfa haberleri he mi? Olsun bari. Üçüncü sayfa haberleri o memleketin en hakikatli resmidir. Bende de.

    TT bu eserinde insancıkların yüreğine dokunmayı denemiş. Bir kurmaca tadı almazsanız da, yüreğinize dokunan antagonist bir yazarın kalemini kesin hissedersiniz. Ama anlamaya çalışmanız lazım illaki. Siyaseti yelek yapmanız, yeleği de çıkarmanız gerek. Çünkü TT buna gayret etmiş çok. Bilge Karasu epigrafisini okurken bunu hissediyorsunuz. Sıfır ön yargıya ulaşmalıyız okur dostlarım. Sıfır.

    Sizin gibi düşünmeyenler, eğer ellerinde silah yoksa, asla düşman değildir. Anlamaya çalışın söylediklerini. İnanın daha zengin olacaksınız. Paranız artmayacak ama :))))
  • Muhafazakârlar, kapitalizmin onur, sadakat, dürüstlük, kamu yararına bağlılık gibi duygulara yabancı olduğunu söylerler. Onlara göre kapitalizm, insanlar arasında yalnızca kendi öz çıkarının yönlendirdiği, donuk ve mesafeli ilişkiler kurar; insanları küçük düşürür ve birbirinden uzaklaştırır.
    Philippe Beneton
    Sayfa 94 - İletişim Yayınları
  • İngiliz muhafazakârlığı, liberal bir muhafazakârlıktır. Bu muhafazakârlık, Burke'ün sahip çıktığı ve parlamenter ve sınırlı monarşiye yol açan liberal İngiliz geleneğinden ayrılamaz. Parlamentarizm, güçler ayrımı, habeas corpus, rule of law ( yasa hakimiyeti) İngiliz muhafazakârlığının bağlı olduğu tarihî mirasın parçalarıdır. Siyasal liberalizmin devrim öncesi tarihte kök salamadığı Fransa'da böyle bir şey görülmez.
    Philippe Beneton
    Sayfa 51 - İletişim Yayınları
  • Çünkü toplum, muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kere bu gibi kimseleri asıp kesiyor ya da onları her türlü hareket imkanından mahrum ediyor.Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra , bu astığı insanların anıtını dikip onlara tapıyor..İlk bölüm daima şimdiki zamanın adamıyken ; ikinci bölüm, daima geleceğin adamıdır.Birinciler, dünyayı muhafaza eder ve onun nüfuzunu çoğaltır;ikincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürürler.
    Dostoyevski
    Sayfa 291 - elips kitap
  • Yeni muhafazakârların kurucu öncülerinden Irving Kristol (1920-2009)
    The Weekly Standard dergisine 2003 yılında yazdığı bir makalede Neo-
    Con’ların görüşlerini mükemmel diyebileceğimiz bir şekilde özetliyor.
    Kristol, “Yeni Muhafazakâr İnanç Neydi ve Şimdi Nedir?” başlıklı
    makalesinde, yeni muhafazakârlığın tanımı konusunda bir sıkıntı olduğunu
    belirterek şunları söylüyor:
    “Yeni muhafazakârlık tam olarak nedir? Gazeteciler ve hatta şimdi başkan
    adayları ‘yeni muhafazakâr’ kimdir, nedir konusu üzerinde gıpta edilecek bir
    güvenle konuşuyor ve anlamını tümüyle adından çıkaracağını varsayar
    görünüyorlar.”
    Kristol, kendilerinin “neoconlar” diye adlandırıldığını da belirterek,
    bağlamına göre ya eleştirildiklerini ya pohpohlandıklarını ya da hafife
    alındıklarını ama her durumda önemli olduklarını belirtiyor. Kristol şöyle
    devam ediyor:
    “Çoğu kez tüm neoconların ‘baba’sı olarak görüldüğüm halde, ben bile
    zaman zaman hayrete düşüyorum. Birkaç yıl önce, yeni muhafazakârlığın ilk
    yıllarında kendi ayırt edici niteliklerinin bulunduğunu, ama artık Amerikan
    muhafazakârlığının ana akımı içinde erimiş olduğunu söyledim (ve ne yazık
    ki yazdım!). Hatalıydım; hatamın nedeni, yeni muhafazakârlık dediğimiz
    şeyin, 1970’li yıllarda hayal kırıklığına uğramış liberal entelektüeller
    arasında kök salmaya başlamasından bu yana, ara sıra yüzeye çıkan
    entelektüel alt akıntılardan biri haline gelmiş olmasıydı. O, komplocu
    eleştirmenlerin nitelediği gibi bir ‘hareket’ değildir. Yeni muhafazakârlık,
    Jackson (ABD’nin 7. başkanı Adrew Jackson) dönemi Amerika’sı
    tarihçilerinden merhum Marvin Meyers’in ‘inanç’ diye adlandırdığı,
    kendisini zaman içinde ama değişken biçimde ortaya koyan ve ancak
    geçmişe bakarak anlayabileceğimiz bir olgudur.”