Ondan sonra bütün ülke, olanca muhteşem olasılığıyla hayata gelecek, muhteşem kılcal damarlar gibi her yanını saran yol ağıyla politik bir varlık olarak onu, karanlık yabancı madde zerresini her yerde ve ya herhangi bir yerde — kalp, karaciğer, ışıklar, beyin — almaya hazırlanacaktı. Dağılmak için bir yer arayan pıhtı, bir iç organa batmak için fırsat kollayan sivri bir kemik parçası, yerleşip büyüyüp habis bir ur oluşturma için kendine uygun bir yer arayan yalnız, deli bir kanserli hücre gibiydi.
Kolları iki yanında sallanarak ritmik bir şekilde yürümeye devam etti. Yoksulların, delilerin, profosyonel devrimcilerin ve nefret etmeyi son derece iyi öğrenmiş, öyle ki nefretleri yüzlerinde tavşan dudağı gibi belirgin olan, onları duvarlarında posterlerin ve sloganların bulunduğu ucuz odalarda, mengenelerle sabitlenip kesilmiş boruların içlerine patlayıcıların doldurduğu bodrum katlarında, çılgınca planların — bir meclis üyesi öldürmek, yüksek rütbeli birinin çocuğunu kaçırmak veya Standard Petrol Şirketi’ nin yönetim kurulu toplantısında el bombaları ve makineli tüfeklerle basıp insaniyet namına içerideki herkesi öldürmek gibi planlar — hazırlandığı arka odalarda ağırlayacak, kendileri gibi olanlar dışında kimse tarafından istenmeyen kişilerin yolculuk ettiği bu gizli kalmış, kuytu yollarda çok iyi tanınırdı.
Analiz varoluşumuzu basitleştiriyor, dramlaşmaktan kurtarıyor mu, yoksa dramaları daha korkunç, daha da çıldırtıcı hâle getirmenin en sinsi, en kurnaz, en muhteşem yolu mu...
Artık dönmeyecek bir sevgiliyi beklediğini söyleyenler de var, mezara verilmiş evladının yolunu gözlediğini de. Hemfikir olduğumuz yegâne husus, beklediğinin gelmeyeceği. Ve birbirimize itiraf etmesek bile, bunda hepimizi büyüleyen bir şey var: Gelmeyeceği aşikâr birini bekleyebilmenin o muhteşem, görkemli, kederli ve korkunç güzelliği...