Hz. Ömer şöyle demiştir: "Sakın üç şey için ilmi öğrenme:
1. Halkla mücadele etmek için,
2. Onunla böbürlenmek için,
3. Riyâkârlık yapmak için,
Üç şey içinde ilmi bırakma:
1. İlmi öğrenmekten utanmak için,
2. İlmi kıymetsiz saymak için,
3. İlim yerine cahilliğe razı olmak için."
ilmi şu üç şey için öğrenme:
1.Halkla mücadele etmek için.
2.Onunla böbürlenmek için.
3.Riyakarlık yapmak için.
Üç şey içinde ilmi bırakma:
1. İlmi öğrenmekten utanmak için.
2.İlmi kıymetsiz saymak için.
3. İlim yerine cahilliğe razı olmak için.
(Hz.Ömer)
Sakın konuşurken, insanlarla mücadele ve münakaşa etme. Çünkü onda muhatabı techil (bilgisiz göstermel ve tahcil [utandırma) vardır. Kendini ise yüceltme vardır.
Asırların seyri içinde Sokrat'ın uzviyetinden bir katre, Galile'nin etinden, kemiğinden bir zerre kalmadı. Fakat ileri sürdükleri fikirlerin üzerine kuleler gibi yeni fikirler, yeni ilimler kuruldu. Fikrin bu muazzam kavgasını, kafatasına, fikri güden adamın etine, kemiğine bağlamak, fikri çürütmek için çerçevesini çürütmek, iptidai devirlerin münakaşa şekli idi. Medeni memleketlerde fikir münakaşası artık şahıs meselesi değil, içinde birçok şartlar ve sebepler saklayan, birer memleket meselesidir. Muhtelif fikirlerin müdafileri karşı karşıya, birbirlerinin fikirlerini çürütmek için mücadele meydanına ilmî silahlar, vesikalar, istatistiklerle çıkarlar. Küfürlerle değil. Küfürün vesika [belge] olduğu hiçbir kitapta yazmaz.
İki yüzlü Türkiye Cumhuriyeti'nin besbelli lisanı da iki çatal olması gerekir ki İslam
Dini'nin gümbür gümbür yıkıldığı o memlekette müslümanlığın yalnız yıkılış sesi
işitilirken bununla dengeli olarak yıkıcıların bir kısmının bu ameliyata ait alenî
memnuniyet ve şamata sesleri arasında bir kısım dalkavuklar da bu hareketlerden
dine bir zarar gelmeyeceği nakaratını, dinî duygularından yaralanan tarafla alay
eder gibi terennümde geri kalmazlar. İslamiyete indirilen her yeni darbeden
dinsizlerin zafer keyfi sürdüğü sırada bunların demdarlığını omuzlayan te'vilciler de,
sözde müslüman halkı oyalamaktan haz duyarlar. Önderler, hareketlerini dine zarar
olsun diye yaptıkları ve yaptıklarını övünerek saklamadıkları halde goygoycular:
"Bir şey yok, bir şey yok." yaygaraları ile olup biten şeylere yakınlık telkin ve temin
ederler. İslam Dini'nin, içerde her gün darağacı altından geçen ve dışarda garabetin
zehrini yudum yudum içen gayretkeşleri ise iki cepheden ilerleyen düşmanın
hangisi ile mücadele edeceğini şaşırır ve elde avuçta tutulamayacak kaypak bir
madde gibi ortaya atılan yeni meselelerin hedef sayılacak tarafını tayinden aciz
kalırlar. Dine karşı işlenen her hadise İslamiyete dokunur veya dokunmaz tarzında
mı münakaşa edilecek, yoksa milletin kurtuluş hareketleri arasında din bağından
da kurtulmak ve binaenaleyh dine dokunmak lâzım olup olmadığını mı tespit
edecek? Din muzırdır, diyenlerle mi uğraşsın, muzır değildir, diyenlerle mi?
Hiç şüphesiz başkasıyla mücadele veya münakaşa eden ve onunla hesaplaşmaya giren kimse onu ya cahillikle suçlar ya da yalanlar. Böylelikle de tatlı sözü yitirmiş olur.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Tatlı söz ve yemek yedirmek, sizi cennete koyar.”