Türk kadını dünyanın en münevver, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır. Ahlakta, fazilette ağır, vakur bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk'ü zihniyetiyle, azmiyle muhafaza ve müdafaaya kadir nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynağı, toplumsal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yerine getirebilir. Herhalde kadın çok yük-sek olmalıdır. Burada rahmetli Fikret'in herkes tarafından bilinen bir sö-zünü hatırlatırım: "Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer."
Sayfa 148·Kitabı okudu
Puan vermedi·240 syf.··
2026 86. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 18:32
Hani sizi savunan yapılan haksızlıklara karşı gelen bir dost vardır Nazım Hikmet içinde o dost yazarımızdır. Merak edilen acaba kitapta var mı denilen konu ya Vera ya Münevver ve Piraye ile olan ilişkileri tabii ki var kitabın son sayfalarında bunlar var. Münevver biricik oğlu Mehmet'in annesi çok acılar çekti Nazım da çok sevmişti evinin her tarafı Münevver ve oğlunun resmi ile doludur. Ee bizim Nazım yakışıklı adam böyle olunca kadınlar boş bırakmıyor doktoru Galina' da aşık olur fakat Nazım ona arkadaşlıktan başka bir şey sunmaz. Piraye'ye gelince biz de fazla bir bilgi yok. Vera ah Vera o kadar sinir bozucu bir kadınmış ki yazarımız onu hiç sevmemiş nazım'dan 30 yaş küçük olmasına rağmen Nazım üzerinde hükümranlık kuruyor. Neyse bu böyle olmayacak yazdıkça yazasım geliyor şiddetle tavsiye ederim. Kitapla kalın
Nazım Hikmet'in Son YıllarıZekeriya Sertel · Remzi Kitabevi · 200119 okunma
Fıtratların bir kısmı birdenbire parlıyor. Bir kısmı tedricîdir, şey'en şey'en kalkıyor. Tabiat-ı insanî ikisine de benziyor. Şeraite bakıyor; ona göre değişir. Bazen tedricî gider. Bazen dahi oluyor barut gibi zulmanî, birdenbire fışkırıyor. Nuranî bir nar olur. Bazı olur bir nazar, fahmi elmas ediyor. Bazı olur bir temas, taşı iksir ediyor. Bir nazar-ı peygamber, Birdenbire kalbeder; bir bedevi-i cahil, bir ârif-i münevver. Eğer mizan istersen: İslâm'dan evvel Ömer, İslâm'dan sonra Ömer... Birbiriyle kıyası: Bir çekirdek, bir şecer... Def'aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber... Ceziretü'l-Arab'da, fahmolmuş fıtratları kalbetti elmaslara... Birdenbire serâser... Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver. Sözler - 710
Bugünü yetmiş-seksen yıl evveli ile şöyle bir kıyasladığımızda, ortaya çıkan netice korkunçtur. Dünün münevveri, hangi ilim dalma mensup olursa olsun, kendisini din, tarih ve edebiyat sahalarında bugünkülerle kıyaslanamayacak derecede teçhiz eder ve bunu münevver olmanın tabiî bir şartı sayardı. Aksi hâlde kendisini içtimâî mevzûlarda fikir beyânına me’zun addetmezdi.
Tarihimizde kayıtlı en müthiş oburlardan biri, münevver ve inkılapçı III. Selim'in düşmanlarından "Aygır İmam" lakabıyla meşhur Derviş Efendi isminde bir softadır. Bu adam, bir sefer, iki okka pastırmanın üzerine kırk yumurta kırdırarak bir lenger pastırmalı yumurta yemiş, fakat koca lengeri sıyırdıktan sonra dili şişmiş ve dili ağzına sığmayarak ölmüştü..
Sayfa 90 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih