İnsan yaşamında bir kez olsun vahşi tabiatın içine karışmalı,
ne kadar sıkıcı olursa olsun sağlıklı bir tek başınalığı deneyimlemeli.
Tamamıyla kendine bel bağlamak zorunda olduğunu
keşfedip, sonrasında kendi içindeki gerçeği, içinde gizlenmiş
gücü öğrenmeli.
Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, o, iflah olmaz bir romantikti;
dik başlı, alaycıydı, daha net ifade edersem, dünyada
olup bitenlerden bihaberdi. Bir kez konuşmaya başladı
mı susmak bilmezdi, ama aklının uyuşmadığı kişilerin yanında
(diğer bir deyişle dünyadaki insanların tamamına yakını
karşısında) ağzını bıçak açmazdı. Aşırı miktarda sigara
içer, ne zaman trene binecek olsa biletini kaybederdi. Aklına
bir şeyler takılmayagörsün yemek yemeyi bile unuturdu. Eski
İtalyan filmlerinde gördüğümüz, küçük savaş dönemi çocukları
kadar zayıftı; gözleri kocaman kalmıştı. Sözcüklerle
ifade etmek yerine bir fotoğrafla anlatsam daha anlaşılır
olurdu ama ne yazık ki elimde bir tane bile fotoğrafı yok. Fotoğraf
çektirmekten resmen nefret ediyordu, geride Sanatçının
Bir Genç Kadın Olarak Portresi'ni bırakmaya hiç mi hiç
niyeti yoktu. Elimde o günlerdeki Sumire'nin bir fotoğrafı olsaydı,
bu kesinlikle bazı insanların ne kadar özel olabileceğine
dair ender kayıtlardan biri olurdu diye düşünüyorum.
Yine de sıradan bir genelleme yapacak olursam, mükemmel
olmayan yaşamlarımızda boşa harcanmış zamanların da yeri
önemli değil midir? Eğer bu mükemmel olmayan yaşamlarımızdan
tüm bu boşa harcanınışlıkları çıkaracak olursak, yaşamlarımız
mükemmel olmama özelliğini bile yitiriverir.