Yine gelse yaz, mavilikler sürsek motorları. Denizin esintisi okşarken yüzümüzü kadehi batmakta olan güneşe kaldırsak. Bir kuşun süzülüşüne tanık olsak sahilden, çocukların şen kahkahalarını katıklasak manzaraya. Yağmurun altında ıslanırken, her öpüşte yeniden doğsak. Saçının her teline şiirler yazsam ben, şarkılar söylesem böyle çırılçıplak, hiçbir şeyden korkmadan, hiç kimseden utanmadan her günü son günümüz gibi yaşasak. Dualar eksek şehrin dört bir yanına, anılar serpiştirsek sokakların dar koridorlarına ve her adımım sana çıksa. Sana emeklesem, sana doğrulsam, baktığın her yerde birazcık ben olsam? Ne dersin? Bir hayatın her sabahına günaydınla başlasak, birbirimizin nefesine doymadan uykuya dalmasak ve ağlayan bir bebeğin sesine heyecanla koşsak? Anlamsız sebeplerden kavga edip çocuklar gibi küssek. Birbirimize küsken de sırılsıklam aşık olsak? Herkesten ve her şeyden önce sen diyebilsek, mesela her derdi bertaraf edebilsek. Zor değil mi? Önce tanışmalıyız biliyorum ama kaybetmekten değil kaybolmaktan korkuyorum.