Enver Paşa'nın fiili diktatörlüğü asıl bu bozgundan sonra başlar. Ama ne var ki, Sarıkamış'tan sonra Enver Paşa, artık hürriyet kahramanı Enver Bey değildir. Şair ve yazar Süleyman Nazif'in dediği gibi: "Enver Paşa, Enver Bey' i öldürmüştü!" sözünde, gerçeğin büyük bir payı vardır...
"Ben ordunun, kayıtsız şartsız, bütün sırlarıyla, Alman Askeri Heyetine verilmesine, teslim edilmesine çok müteessirdim. Daha karar verilmeden önce, bir tesadüfle bu olayı öğrendiğim vakit, sesimin erişebildiği makamlara kadar itirazlarda bulunmayı vazife saydım. İtirazlarıma hiç kimse cevap vermedi... Cevap vermeye lüzum görmedi."
Hulasa Osmanlı Devleti'nin harbe sürüklenişi hakkında, bu hadiseye karışanlardan ciddi bir şey öğrenemeyiz. İşe nereden bakılsa, oraya, sorumsuzluk hakimdir. Hele devlet adamı olmak vasfı bu sorumlu insanların hiçbirinde yoktur. İkinci meşrutiyet idaresinin sorumluları, Türkiye'de meşrutiyeti kuran parti oldukları halde, devleti harbe sürüklemek gibi bir kararı, hem padişahtan, hem kabine arkadaşlarından gizlerler. Mebusan ve Ayan Meclislerine haber vermezler olayları da yalan yanlış aksettirirler. Hatta birbirlerine karşı bile güvensizdirler. Almanya ile ittifak antlaşmasını yalnız dört kişi bilir. Bunu, kabinenin kuvvetli bir adamı sayılan Cemal Paşa'dan bile, imzadan önce gizlerler. İttihat ve Terakki umumi merkezine gelince? Orası hem her şeyden mesuldür, hem hiçbir şeye hakim değildir. Fakat ne var ki, devleti harbe İttihat ve Terakki idaresi sürüklemiştir. Hem de gözü kapalı ve hiçbir garanti olmaksızın...
Enver Bey'in teşkilatçılık vasfına rağmen siyaset ve askerlikteki nispi görüş zayıflığı değil, kesin görüşsüzlüğü ileride hem bir ordunun çöküşüne, hem bir devletin yıkılışına mal olacağı halde, Mustafa Kemal'in askeri ve siyasi ileri görüşlülüğü, hem çökmüş, yenilmiş bir ordunun yeniden yaratılmasına, hem yıkılmış bir devletin yerinde daha dinç, daha hayatiyetli yeni bir devletin kuruluşuna yol açacaktır.