Korkuya karşı en genel savunma mekanizması, uyum sağlamakhr; daha açık söylemek gerekirse, toplumun güçlerine boyun eğmektir. Bu yolla korku, mükemmel bir egemenlik aracı olur.
Birçok insan, karanlık ve kaçınılması mümkün olamayan bir korku içinde yaşar; bu korku, gözle görülür herhangi bir dış neden olmadan da hep öylesine vardır. Bu insanlar, görevlerini yerine getirmiş, güçlerinin yettiği her şeyi yapmış olsalar ve hiçbir dış otorite tarafından tehdit edilmeseler bile, yine de korkarlar.
Korkudan kaçınmanın içsel stratejisi bakımından üstbenin oluşturulması, öyle pek mantıklı değildir; çünkü, bu yolla yalnızca reel korkudan kaçınılmıştır, ancak artık denetlenemez bir durumda, hayatı istediği gibi rahatsız edecek olan nörotik korku üretilmiştir.
Dışsal bir otoriteyle karşılaştığımız zaman, kendi üstbenimizin özelliklerini ve ceza verme gücünü ona projekte ederiz. Ama üstbenimizin gücü ve yasa kitabı, temelde anne ve babamızın gücü ve yasa kitabıydı. Bu yansıtma sayesinde dışsal otorite, bizim için yeniden güçlü ve kudretli bir anne-baba figürü olmaktadır. Vicdan. korkusu, yeniden çocuğun anne ve babasından duyduğu cezalandırılma korkusuna dönüşür.
Psikoanaliz, bu vicdanı, o andan itibaren artık hayata egemen olan içteki bu yabancı cismi, "üstben" olarak nitelendirir. Bu durumda üstben, bireydeki içsel psişik bir mercidir; anne-baba kaynaklı ceza verme gücü ile yabancı kaynaklı normlar, bu mercide yaşamaya devam ederler.