Hakikaten Hz. Peygamber (S.A.) her za man, umumî bir siyaset îcabı olduğu kadar bir prensip meselesi olarak da, düşmanı tamamen imhâ etmekten ziyâde, sadece ona galebe etmeyi müreccah addetmiştir. Bu gayesine varmak için de iki ayrı yola müracaat ediyordu:
1. KureyşIileri İktisadî baskı altına almak,
2. Uzak görüşlü siyasetiyle mütemadiyen kendi askerî kuvvetini artırmak.
Hz. Peygamber (S.A.), umumiyetle öyle bir zaman da darbeyi indiriyordu ki, düşman artık mukavemete yeltenemiyordu bile; bu suretle maksat ve gayesi en kansız bir şekilde tahakkuk ediyordu. Neticede, düşman kaynak ve kuvvetleri el değdirilmemiş bir halde, kendilerinden müsbet bir yolda istifade mümkün olduğu nisbette îslâm Devletinin kuvvet ve kudretine ilâve olunuyordu.
Ya mektep kitapları? Oh! Onlarla iştigal olunmayalı zaten pek çok zaman olmuştu. Mektebe girdikleri tarihten başlayarak sınıfın bir türlü yüksek derecelerine heves edememişlerdi. Sınıfın orta mıntıkasında yaşamayı müreccah görürlerdi. Evvelce mütalaadan şimdi müşaareden çalabildikleri saatlerle ders kitaplarına hasrettikleri iştigal kendilerini şu orta mıntıkada tutmaya kifayet ediyordu.