Bir tutku bizatihi bir cezadır. Buna teslim olan kişi kendini en mutmain insan zannetse de, gerçek veya muhayyel mutluluğunun kefaretini, çektiği kaygı ile öder.
Övgünün ve kınamanın bize erişemediğinin zannedildiği ve artık hiç kimsenin gözünde iyi ya da kötü izlenim bırakmaya önem atfedilmediği vakit nasıl bir ferahlama hissedilir!
Cezbedebilecek nesne noksanlığından duyuları solduğu, aklı ise hükümlerde bulunmaktan dehşet duyduğu için çalışmayı durdurduğu zaman, yaratıcı- olmayan'dan başkasına hitap edememe raddesine varır; ona benzemektedir, kendini onunla karıştırmaktadır; Hiçlik'ten ayırt edilemez olan Tüm'ü, kısır ve bitkin halde kendini gerçekleştirip dinlendiği mekândır.
Eğer insanın içinde en ufak bir ebediyet istidadı olsaydı, bilinmeyene, yeniye, tahlil iştahının getirdiği yıkımlara doğru koşmak yerine, yakınlığı içindeyken inkişaf ettiği Tanrı'yla yetinirdi. Ondan azat olmaya, kopmaya heves etti ve umduğunun da ötesinde becerdi bu işi.