Daha evvel değindiğimiz gibi ruh meydanda yoktur, bunun yerine insanların ben, sen, biz olmasını engelleyen başka şeyler vardır. Kişiliksizleşme, akış ve çarklar içinde kaybolma, Herkes’leşme vardır. Şair bunlara bir çözüm olarak kendi benini arz eder, otobiyografik şiir yazar.
İnsan otobiyografisini yazarken hayatını ve hayat hikâyesini kendi beniyle oluşturup kendi bina ettiğini düşünür. Kararlarının, heveslerinin, korkularının, sevmelerinin peşinden kendi gittiği zannındadır. Fakat hep bir rol modele göre hareket eder.
Zaten şaire göre insan yetiştirilemez ancak başka bir insanı rol model belirleyebilir
Tahrir Vazifelerinden: Kaybolmak istemeyen her insan ses vermelidir. Sesini bir şekilde duyurmalıdır.
Ama bunu yazmak suretiyle gerçekleştirmesi şart değil elbet. “Her kim bir milyon okuyucu beklemezse” demiş, Johann Wolfgang von Goethe, “bir tek satır bile yazmasın.” Ben bu görüşün tam tersini savunuyor ve diyorum ki, her kim “Beni okuyacak bir kişi vardır.” diye düşünüyorsa hemen yazmaya başlasın ve imkân bulursa ciltler dolusu yazsın. Zira inanıyorum ki tercih ıskalamakla isabet ettirmek arasında değil, tetiğe basıp basmamak arasındadır.” (Özel, 2014c, s. 313-314)
Davadaşların içindeki ben’e yakın olan asıl sen’lerdir. Diğer herkes ve öteki O’lar değildir. Şair belki de sadece bunlara hitaben yazar, kendi benini ortaya dökerken bu kadar emeği onlar için verir. Bir kişiye bile ulaşabilmek şair için çok mühim bir neticedir.