dilinde haktan gayrı söz tutmayan şiirler
sağ yanında kurudukça yudumladığın âbın
şerden yana kaygının kül ettiği hakikat
arzunun damarından fışkıran nesli Asım
hepsi aşk ile dağlar zirvesinde parıldar
uğuldar kulağımda marş denilen mirasın
bir şenlik yerinden arta kalan süs
göğsümde parıltılı bir çelenk
ve eller ve omuzlar ve yorgun başlar
taşıdılar yaklaşan korkuma beni
kum tepesinde sallanan güller
uzaklaşan ağıttan geri kalan kız
eğilip kulağıma fısıldamıştı
bu erken ölüm günü
taştı yıldızlar sabaha
çünkü sen
hatırlamıştın beni
sandalım göle düştü, parçalandı
bana bakan taşları ayırdım bakmayanlardan
ölüme yaklaştıkça insan soğuyor
yorgun ayrılıyor eti kemikten
çürüdükçe güzelleşiyor
yanağındaki gamze
her gece bir nasihat durur başımda
kanunlardan bahseder politikanın gücünden
masa başı iş, yıllık izinler, sosyal yan haklar
kırbacın şaklaması eriyen kaburgalarda
fotokopi makinesinden sorumlu müdür
efendim, hürmetlim, baş katibim
nasıl arzu edersiniz ölmemi, söyleyin