Ne kadar iyi ve düzgün biri olursak olalım, yaşamak için karanlığa ve gölgeye muhtacız. Eğer o karanlık olmazsa hayat da olmaz. Çünkü hayatın köklerinden biri de karanlıktan doğan yaşam enerjisidir; hatadan, yanlıştan, kusurdan doğan yaşama enerjisi. Biz o enerjiyi reddettikçe hayat ve huzur da bizi reddedecektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güçlü olan hayatta kalacak, zayıflar elenecek inancıyla bizi bir tür hayatta kalma savaşına sürüklüyor tüketim sistemi. Sahip oldukça, birilerini yendikçe, oyun dışında bıraktıkça, daha fazla kår elde edip diğerlerini daha fazla zarara uğrattıkça, hayatta kalma ihtimalimizin artacağı fısıldanıyor kulağımıza. Bu sistem içerisinde başkası için dertlenmek, düşene el uzatıp yardım etmek, kendi malından ve gerekirse canından fedakârlık etmek yok; hatta bu büyük bir zayıflık göstergesi olarak da algılanmakta. Kural basit: Yaşamak için dünyayı ve ötekini tüket.
Her ne kadar bir ilişkide iki taraf için koşulsuz güven ve şeffaflık gerekse de kişilerin kendilerine ait bir yaşam, yani benlik alanları olmalı. Hayatın her anında ve alanında beraber olamazsınız, aynı şeyleri sevip aynı şeylerden nefret edemezsiniz. Bazen tek başınıza kalıp hoşlandığınız bir kitaba vakit ayırabilir ya da uzun süredir görüşmediğiniz bir dostunuzla oturup dertleşebilirsiniz. Bu durum ilişkinizin problemli olduğunu göstermez aksine bizi biz yapan yanlarımıza, değerlerimize ve gölgemize hizmet ederek bizleri ruhsal olarak daha güçlü kılar.
Karanlık yanlarımızı görmezden gelip kör zindanlara bağladıkça, bu zindanlarda güçlenen gölge daha da şiddetlenir ve ortaya çıkmak için çeşitli yollara başvurur. Öfke kontrolsüzlüğü, depresif duygudurum, ağlama nöbetleri, anksiyete bozuklukları ve antisosyal davranış bozuklukları gölgesini reddeden insanlarda sık karşılaştığımız problemlerden birkaçıdır.