Zamanı ve mekânı unuttuk, kendi yarattığımız o büyük boşluğun ortasında. Bir yanımız toprağa bağlı bir köle gibi sessiz, Bir yanımız gökyüzünü yırtmak isteyen bir fırtınaydı. Kainat mı daralmıştı, yoksa insan kendi göğsüne sığamayacak kadar büyük bir sırla mı doğmuştu? Ayna tam burada, Korkup arkamızı döndüğümüz o çıplak gerçekliğin tam merkezinde. Kırık bir saatin sustuğu o saniyede, O dem ruhun, kendini bulmak için kaybolmayı göze aldığı o tekinsiz patikanın sonunda.. Ve yalnızlığımıza binlerce övgü ile selam ederiz. Sen kendi kendinin yegâne şahidi. Bir avuç ömrümüzün bir gram anlama hasretinde, O mutlak adaletin sahibi. Mutlaka bir dengesi vardır bu darmadağınıklığın; yahut ömrümüzce birer soru işareti kalırız, kendi kendimizi bilmediğimiz bu sonsuzluğun ayetlerinde.. Rûken..Rûken..
"Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı, çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 💢İnkâra saplananlar: “Başımıza öyle kıyâmet falan kopacak değil” diyorlar. De ki: “Duyular ötesi âlemi çok iyi bilen Rabbime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka başınıza patlayacaktır. Ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şey bile O’ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitapta kayıtlıdır. 3 Bu böyledir; çünkü Allah, iman edip sâlih ameller işleyenleri mükâfatlandıracaktır. Onlar için büyük bir bağışlanma ve çok güzel, bol, değerli ve arkası kesilmeyecek bir rızık vardır. 4 Âyetlerimizi iptal edip hükmünü geçersiz kılmak için birbirleriyle yarışırcasına çalışanlara gelince, onlara en kötüsünden pek acı bir azap vardır. 5 #Tefsir: 📖 📖 O zaman henüz müşrik olan Ebu Süfyan’ın, Mekkeli kâfirlere: “Lât ve Uzzâ adına yemin ederim ki, kıyâmet bize ebediyen gelmeyecek ve biz asla diriltilmeyeceğiz” demesi üzerine bu âyetler nâzil oldu. (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 260) Halbuki bizim göremediğimiz, bilemediğimiz, duyularımızın tamamen ötesinde olan gayb âlemini bilen, zerre[1] miktarı bir şeyin bile kendisinden gizli kalamadığı, zerreden daha küçük ve daha büyük her şeyi Levh-i Mahfuz’da yazmış olan Allah, “Kıyâmet kopacak!” diyorsa elbette kopacaktır. Bunun aksini iddia etmenin bir mânası yoktur. İlâhî hikmet ve adâletin yerini bulması, iyilerle kötülerin farkı ortaya çıkıp herkesin lâyık olduğu neticeye ulaşması için, aklen de, âhiretin varlığı zarûridir. Kur’an’ın haber verdiği hakîkatler karşısında gerçek ilim sahiplerinin hâline gelince: [1] Üçüncü âyette küçüklüğü ifade etmek üzere ذَرَّة (zerre) kelimesi kullanılmaktadır. Zerre, bütünün özelliklerini taşıyan en küçük parça olarak alındığında, bundan molekül anlaşılır. Ondan daha küçüğü de atom demek olur. Şâyet zerreyi bugünkü anlayışa uygun şekilde
"Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı, çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir."
Yine de...
"düşünerek çıkılmıyor ki.çıkılsa çıkmıştık.ama çıkılmıyor.çıkılsa mutlaka çıkardık."
Bu yaşam şartlarını kabul etmek ve buna razı olmak kendini direkt olarak ölüme yatırmaktır. Müthiş bir ezber baskının varlığını farkındayım. Onlar seni kendileri gibi yapmak istiyor. Onlar gibi olamasan dışlanır yok sayılırsın. Bu genel insani bir tepkidir. Herkes kendisi gibi olanı makbul sayar. Fazlasını tehdit bulur. Bütün bu bilinçle biraz daha sabır biraz daha dayanak. Mutlaka çıkış yolu olacaktır.