• 132 syf.
    Filmi, Harry Potter'la art arda izleyip aşırı güzel film izleme coşkunluğundan hayal gücümün tavan yaptığı günlerden kalma müthiş bir eser benim için... Kitabı olduğunu sonradan öğrendim ve hemen seriyi aldım. Çevirisi ciddi manada kötü olsa da filmini o kadar seviyordum ki okumak benim için epey eğlenceli oldu. Çizimleri de ayrı bir güzellik katmış. Çocuklara ve çocuk kalmakta direnenlere tavsiye edilir. Filmini de mutlaka ama mutlaka izleyin. Müthiş!
  • Bol bol kitap okuyun, tiyatro izleyin ve mutlaka birisine aşık olun, bu hayatta başka türlü yaşanmaz
  • 115 syf.
    ·10/10
    Bu aralar kitaplarını çok merak ettiğim bir yazardı Mustafa Kutlu. Ben de en bilindik kitabı ile başlayayım, bu şekilde tanışalım istedim. İyiki de bu kitabı ile başlamışım. Çünkü çok güzel, çok naif bir hikaye okudum. Herkeslere tavsiyemdir. Mutlaka önce kitabını okuyun sonra filmini izleyin.
    .
    Kitabımız göçebe hayat yaşayan, ordan oraya sürüklenen bir ailenin hikayesini anlatıyor. Münire ve Ali'nin aşkını, sımsıcak huzurlu yuvalarını, başlarına gelen sıkıntıları anlatıyor. Ben çok duygulandım kitabı okurken
  • 610 syf.
    ·Beğendi·9/10
    "Herşey eşit olarak başlamasına rağmen neden siz beyazlar bu kadar ileri gittiniz de biz bu kadar geri kaldık”.

    Avrupanın bilhassa Amerikanın ırkçılık anlayışını oradan çıkan bir yazarin yerle bir etmesi beni oldukça etkiledi.

    Kitabı Tarih hocamin önermesiyle kütüphaneden alıp okumaya başlamıştım.O kadar etkilenip bilinçlendim ki herkesin okumasını istediğim nadir kitaplardan cidden National geographic belgesel serisi ile desteklenirse kendinizi birden uyanmış bulur yazara defalarca teşekkür edebilirsiniz.Belgeseller konusunda da 3 bölümden olusuyor;Birçok konu coğrafyaya bağlanıyor. Konular onun üzerinden anlatılıyor.Kitabi bulamazsanız mutlaka belgeselini izleyin
    Eksiklikler olsa da yine de beğendim.

    Burdan izleyebilirsiniz ;

    https://youtu.be/-XynmtoTgNA

    Antropololoji,ekonomi,toplum bilimleri, Tarih ve biyolojiyle bilimle ilgileniyorsanız size de çok farklı gelecektir.
    insanlığın gelişimini,tarımın başlamasından yazının buluşuna, dinlerin ortaya çıkışından imparatorlukların kuruluşuna, tarihin seyrini belirleyen pek çok önemli adımı ayrıntısıyla
    anlayabilmek için okunması gereken yapıtlardan birisidir.
    Kitap o kadar güzel ki yaklasik 3 hafta da bitirip bir çok not almıştım.Dili oldukça iyi başları sıkıcı gelebilir şuan basımının durdurulduğunu biliyorum.
    (Tübitagin Evrim kitaplarını durdurmasıymis sebep )

    Kitabın yazımı şöyle başlamış;

    Bir biyolog olan Jared Dimond 1972 yılında Temmuz ayında Yeni Gine’de kuşların evrimi incelediği sırada, bir gün birlikte yürüdüğü Yali adında bir yerlinin sorusuyla hayatının en önemli araştırması için gerekli ilhamı alır.

    Yeni Gineli yerliler, beyazların getirdiği çok çeşitli malları gördüler ve önemli olduklarını farkettikleri bu mallara toplu olarak “kargo” adını verdiler. Yali, Diamond’a şu soruyu sordu:

    “Neden siz beyazların bu kadar çok kargosu var, bunları neden getirdiniz ve biz siyahların kendi kargosu neden bu kadar az?”

    Kitap temel olarak Neden dünyadaki diğer kıtalardaki insanlar Avrupa’yı, Asya’yı fethetmedi de Avrupalılar diğer kıtaları fethetti ve dünyaya yayıldı?batı neden gelişmesini çok önceden gerçekleştirdi de doğu fakir kaldı?

    sonunda Diamondun cevabı şudur;
    Avrasya doğu batı ekseninde olduğu için gelişebilmiş, amerika ve afrika kuzey güney eksenli olduğu için gelişememiştir

    Jared Diamond iste bu eserde buna cevap arayıp birçok anekdot ortaya atıyor.Jared Diamond, dile kolay tam otuz yılını bir Yeni Gine’li yerlinin kendisine sorduğu soruya cevap aramakla geçirmiş bir araştırmacı bu şekilde..

    kitap değişik coğrafya ve ekolojik koşullardaki insanların farklı gelişme hızlarındaki nedenlerini ele almaktadır. medeniyetler arasındaki farklılıkların nedenlerini inceleyen, coğrafi koşullar ile ilişkilendirerek açıklama getiriyor Diamond.Günümüzdeki siyasi gelişmelerin kaynağını da coğrafyaya bağlıyor bazen.

    Kitap birinci bölümde;
    kıtaların tarih öncesi durumlarının analizi, coğrafyanın toplumları nasıl biçimlendirdiği, İnka İmparatorluğu ve İspanyolların savaşı kısımlarını tamamladıktan sonra, ikinci bölümde kitabın asıl cevap aradığı soruya odaklanmakta ve yiyecek üretiminin başlamasının beraberinde getirdiği değişiklikleri öne çıkarmaktadır. Yiyecek üretimine daha erken başlayan toplumların yazgısı ve gelişmesi diğer toplumlardan çok daha farklı olmuştur. Bir tarım devrimi olan yiyecek üretiminin başlamasıyla tarım devrimini gerçekleştiren toplumların hem nüfusları artmış, hem de karmaşık örgütlenme ve teknolojik donanımlarını güçlendirmişlerdir. Yiyecek üretimi beraberinde büyük şehirleri, krallıkları ve şehirlerde yayılan mikropları getirmiş ama zamanla bu mikroplara bağışıklık geliştiren toplumları da ortaya çıkarmıştır. Nihayet, üçüncü kısımda Jared Diamond birbirini besleyen ve bir zincirin halkaları gibi olan bu sürecin nasıl yiyecek üretiminden başlayarak tüfeklere, mikroplara ve çeliğe giden süreci hazırladığını açıklamaktadır.

    tarım devrimi aşamasına daha erken geçebilen toplumların avantajlarını, bunun dünya tarihini nasıl şekillendirdiğini ve insanlığın üçüncü dönemi olan sanayi devrimine geçişte nasıl kritik bir rol oynadığını ele almaktadır.

    Kitaptaki şu alıntı önemli;

    "İspanyol Maceraperest Pizzarro, 1532’de İnkalar’ın başkentine ‘hepsi atlı olmamak kaydıyla’ tam 168 kişiyle gelir. 80 bin asker tarafından korunan başkent bu adamların deli olduğuna hükmeder. Çünkü hayatlarında hiç miğfer görmemişlerdir ve bir takım insanların yemek pişirmediği halde kafalarında tencereyle gezmesine anlam veremezler. Daha da garibi hiç at görmedikleri, yetmezmiş gibi ata binen insanı hiç görmedikleri gerçeğiydi. Elbette ki muhteşem bir çelikten yapılmış İspanyol kılıcını, ilkel de olsa tüfeği de bilmiyorlardı."

    Oysaki 700 yıl oyunca Endülüsler ve başka halklarla aralıksız savaşan İspanyollar, çok iyi birer savaşçıydılar. Ertesi gün savaşa tutuştular. Tüfek ve çelikle savaşan 168 İspanyol’un, 80 bin İnka askerini dağıtması birkaç saat sürdü. 3 bin İnka askeri güneş battığında gök ekin gibi doğranmasına rağmen bir tek İspanyol’un burnu bile kanamamıştı. Kalanlar da dağlara çekildi ve Güney Amerika sahili boyunca uzanan bir imparatorluk artık koloniydi."

    Daha doğrusu şanslı olanlar yeni efendilerinin köleleri oldular. Çünkü İnkalar’ın yaşaması gereken bir tecrübe daha vardı: Mikrop! İnkalar tarihlerinde hiçbir yabancıyla etkileşime geçmedikleri için çiçek hastalığı virüsüne karşı bağışıklık sahibi değillerdi. Mikrop da kalan nüfusu büyük oranda kırınca çok güvendikleri sayısal üstünlüğü kaybederek tam bir sömürge oldular. Üçleme tamamlanmıştı: Tüfek, mikrop ve çelik…
    Aslında günümüzü de çok güzel özetliyor.

    Peki, tüm üstünlüklerine rağmen Ortadoğu dünyanın iktidar merkezi ya da bir zamanlar olduğu gibi tahıl ambarı neden değil? Bu soruya cevabı Diamond, şöyle veriyor: Ortadoğu coğrafyası kuraktı ve ekolojisi yoğun tarımı kaldıramayacak kadar kırılgandı. İnsanlar o dönemde coğrafyayı tahrip ediyor ve su kaynaklarını hızla tüketiyordu. Topraklarını işleyemeyen Ortadoğu insanları göç etmek zorunda kaldı. Böylece bereketli hilalde bulunan kaynaklar giderek Ortadoğu’dan çıkarak dünyaya yayılmaya başladı. Bu yayılma Kuzey Afrika’da Mısır medeniyetini, Avrupa’da ise Avrupa medeniyetini var etmişti. Bereketli hilalden götürülen bitkisel ve hayvansal besinler o kadar verimli bir şekilde üretiliyordu ki Mısır’da piramitleri yapabilecek insan kitlelerine ve yine Avrupa’da farklı zanaatlarla uğraşan insanlara yetebilecek güçte idi. Avrupalılar bu besinleri 16 ve 17. yüzyıllarda Yeni Dünya'ya kadar taşıdılar. Yeni Dünya'da, İnka medeniyeti ile karşılaşan İspanyol savaşçılar çok kısa sürede İnka ordularındaki askerleri yendiler. Bu zaferlerdeki en temel neden İspanyolların Yeni Dünya'ya götürdüğü mikroplar ve kullandıkları savaş aletleri idi. Kökeni bereketli hilalden gelen ve tıpkı Avrupa’da olduğu gibi diğer coğrafyalara yayılan bu savaş aletlerini geliştirmeyi Avrupalılar başardı. Avrupalılara bu imkânı sağlayan etmenler ise kıtaların şekli, hayvan ve bitki dağılımı, Avrasya teknolojisinin yayılımı gibi coğrafik etmenlerdi.


    yiyecek üretiminin başlaması yani tarım devrimi daha çok yiyecek, bunun sonucunda da daha yoğun nüfus demektir Diamonda göre. Yiyecek fazlalığı toplumsal ve siyasal olarak daha fazla örgütlenme getirir. Bu nedenle bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi imparatorlukların, okuryazarlığın, çelik silahların niçin önce Avrasya’da geliştiğini açıklar. Yiyecek üretimiyle fetih arasındaki temel bağlantıyı ise atların askeri amaçla kullanılması ve hayvanlardan bulaşan öldürücü mikroplar tamamlar.

    Avrupa kolonyalizmini ve sömürgeciliğini en iyi anlatan kitaplardan bir tanesi.

    Diamond kitabını şöyle özetler:

    " tarih farklı halklar için farklı yönde gelişti ama bu çevresel faktörlerden dolayı böyle oldu, o halkların biyolojik farklılıklarından dolayı değil."

    Şu iki alıntı suan bizi bugün karantina altına sokan ve binlerce insanin ölmesini saglayan koronavirusle ilgili önemlidir düşünmesini size bırakıyorum;

    "Dolayısıyla salgın insan hastalıklarına yol açan mikropların gelişmesi için nasıl yiyecek üretimiyle, yiyecek üretimini izleyen binlerce yıllık toplumsal gelişme gerekiyorsa yazının gelişmesi için de gerekiyordu. yazı bağımsız olarak bereketli hilal'de, meksika'da ve belki de çin'de ortaya çıktı çünkü bu bölgelerin her biri, bulundukları yarım kürede yiyecek üretiminin ilk başladığı yerlerdi. yazı o birkaç toplum tarafından bir kez icat edildikten sonra, ticaret, fetih ve din yoluyla aynı ekonomik ve toplumsal örgütlere sahip başka toplumlara yayılmaya başladı."

    "yakın geçmişteki pota kuralına uymayan tek örnek dünyanın en kalabalık ülkesi çin'dir. bugün çin, siyasal, kültürel, dilsel olarak tek parça bir ülke görünümündedir, hiç değilse konunun yabancısı için bu böyledir. mö 221'de çin'de siyasal birlik sağlamıştı ve çin o zamandan bu zamana yüzyıllar boyunca çoğunlukla bu siyasal birliği korudu. çin'de yazının başladığı zamandan bu yana tek bir yazı sistemi kullanıldı, oysa çağdaş avrupa onlarca kez değişmiş alfabeler kullanıyor. çin'deki 1 milyar 2 yüz milyon kişiden 800 milyonu mandarin dilini kullanıyor, dünyada anadil olarak en yüksek sayıda insanın konuştuğu bir dil. üç yüz milyon kadar kişi ise yedi farklı dil konuşuyor, bu diller mandarinceye ve birbirlerine ispanyolcanın italyancaya kadar benzediği kadar benziyorlar. dolayısıyla çin bir pota olmadığı gibi, çin nasıl çinli oldu diye sormak da saçma görünüyor. çin neredeyse yazılı tarihinin ta başından beri hep çinliydi."


    Faydalanılan ve tavsiye edilen kaynaklar ;

    **Journal of the Human and Social Science Researches | 2014 | Cilt.3, Sayı:1 – Volume: 3, Issue: 1
    (Hasan SABIR )

    **Tüfek Mikrop ve çelik üzerine bir inceleme (Emirhan Aktaş)

    **https://parlakjurnal.com/...lik-kitabi-tanitimi/


    _Kitapta eksik bulduğum tek konu dinler mevzusu. Üzerinde çok fazla durulmaması oldu.Onun dışında bir-çok kitabın atası sayılır.

    Insanlık tarihini okumak isteyenler okuyun okutun..
  • Dün akşam izlediğim 7. Koğuştaki Mucize filminden sonra Harper Lee Bülbülü Öldürmek kitabını tekrar sindirerek okumağa karar verdim.
    Acaba hala adalet,özgürlük,eşitlik,ayrımcılık gibi güncel temel hak ve özgürlükler konusunda kafamda ki sorulara cevap bulabilir miyim?

    Hadi bakalım 🤔...
    Hepinize keyifli okumalar
    ( Ama bahsi geçen filmi mutlaka izleyin izlettirin ...)