• Bu kitabın incelemesini serinin ikinci kitabını okumadan önce yapmam gerekirdi. Umarım bu incelemeyi yaparken istemeden de olsa ikinci kitabı dahil etmem.

    Öncelikle kitap oldukça güzel ve sürükleyici. Okurken hiç sıkılmadım. Kitaptan önce filmini izlemiş olsam bile kitabın heyecanı filme göre bambaşka. Öncelik sırası size kalmış. Bence filmini de izleyin kitabını da okuyun.

    Not: Kitapla film birebir aynı yapılmaya çalışılmış ama yine de bazı detaylar filme farklı yansıtılmış. Ayrıca kitapta bahsedilen bazı olaylar filmde yok. Tabi tamamen uyarlamak mümkün olmazdı :)

    Yazının devamı Spoiler İçerir!!!

    Filmi izleyen arkadaşlar okuyabilir aslında ama neyse :)

    Kitap başladığım andan beri elimden bırakamadığım(filmini izlememe ve sonunu bilmeme rağmen) bir kitap oldu. Burda yazarın anlatışının ve olayları kusursuz bir şekilde sıralamasının etkisi büyük tabiki. Ben oldukça beğendim. Okurken hiç sıkılmadım. Hemen bitsin istediğim bir kitap oldu.

    Kitaptaki karakterlerden de bahsedeyim biraz. Tabiki en çok sevdiğim karakter Evan Walker oldu. Kusura bakmayın ama Cassie karakterini çok fazla sevemedim çünkü bana fazla yapmacık geldi. Olaylar karşısında çok duygusuzdu. Herşey normal yolundaymış gibi tavırları sinir bozucu geldi bana.

    Evan Walker; gayet olgun ve olaylar karşısındaki tavırları, düşünceleri, hareketleri oldukça tutarlı ve iyiydi. Bu yüzden favori karakterim zaten :)

    Zombi yani Ben Parish; duygusal olmasına rağmen dışardan bakınca oldukça sert göründüğü için pek çözemediğim bir karakter. Davranışlarını, duygularını tutarsız buldum. Yine de kitabın sonlarına doğru sevip benimsediğim bir karakter oldu.

    Hileci; soğuk, sert, duygusuz, gamsız değişik bir karakter. Herşeyi içinde yaşayan ve tüm duygularını herkesten saklayan Zombinin hayranlık duyduğu ama benim bir türlü ısınamadığım hatta gereksiz bile bulduğum bir karakter. Filmde de hiç beğenmemiştim :)

    Kitabın konusunu oldukça beğendim. Zaten böyle kıyamet senaryolu kitapları, filmleri hep sevmişimdir. Bu kitap da muadilleri arasında üst sıralarda yerini alabilecek oldukça farklı bir eser olmuş. Bu tarz kitapları sevenlerin mutlaka okuması gerek :)

    Not 2: Filmini saçma bulup beğenmemişler. Beğenmeyenleri de anlamıyorum. Bilim kurgu olup tamamen gerçeğe uygun film var sanki ya. İzlemeyin arkadaşım siz. Ben çok beğendim. Oldukça iyiydi.
  • Mucize(Wonder) filmi izlemeyen arkadaşlar mutlaka izleyin..(Psikolojiyle alakalı)
    KENDİNİZE BIR SEYLER KATABILECEK İNSANLARA BAKIŞINIZI DEĞİŞTİREBİLECEK ETKİDE...
  • Hachiko'yu izlemediyseniz mutlaka izleyin arkadaşlar. Ama aşırı duygusal olanlar izlemesin, kötü olabilirsiniz
  • Vay be… Senenin sonunda , bana vay be dedirtecek bir roman okudum. Ne kadar ilginç, dahice bir kurgu ya. Ben nasıl anlatayım bu kitabı şimdi…

    Hiç zaman kaybetmeden romanın film müziği linkini buraya bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=X4yzANK_VWU Bu kitabı okuduktan sonra bu müzik sizin romanı daha anlamanızı bile sağlayabilir. Spoiler :) Filmin müziği zaten bu.

    Geçelim yazara; ilk kez bir Hasan Ali Toptaş okudum. Yine hüsran bana. Geç kalmışım geç ! Ne kadar güzel bir dil. Betimlemeler, konunun güzelliği, Türkçesi, benzetmeler, kişileştirmeler, öylesine muhteşem tasvirler… Çok çok iyi. Masal tadında bir üslup.

    Konusuna gelirsek nasıl yazmalıyım bilmiyorum. İnanın karışık duygular içindeyim ve tüylerim diken diken oldu romanın üstüne filmini izleyince. Varlık-Yokluk ilişkisi ( Varoluşculuk ) üzerine kurulmuş roman iç içe grift olmuş ayrı roman gibi oluyor. Öylesine hayata dair konular, cümleler içermekte ki muazzam. Farklı iki yerde yaşanıyor olaylar. Ama karakterler aynı; hatta birden fazla. Kişinin farklı yerlerde bulunması. Metaforun dibine vurmuş resmen.

    Olaylar bir berber dükkanında başlıyor. Kaybolan bir berber başka bir berber dükkanında traş olacakken bir anda koltuktan kalkıyor ve olaylar başlıyor. Başka bir yerde o berber kayboluyor. Sonra onu arayan da kayboluyor. Oldukça gizemli ve gerilimi yüksek. Çok zor bir roman arkadaşlar. İnsan kendi içinde kayboluyor. Yani belli başlı bir kalıba sokulamayacak türde. Bence çok büyük bir psikolojik eser. Olaylar bakımından en sonda konuların birleşmesi ve sonundaki sürpriz ise çok çok güzel.

    Okuduktan sonra filmi izlerseniz ki “mutlaka” izleyin. Filmin kadrosu da muazzam. Selçuk Yöntem, Aydemir Akbaş, Ahmet Mümtaz Taylan, Hakan Karahan ve Altan Erkekli. Hadi linki de buraya koyayım. https://tr.wikipedia.org/...C3%B6lgesizler_(film) Hem romanı daha iyi kafanızda oturtmuş olacaksınız hem de kayboluşları ve o gerilimi, acıyı bir kez daha tadacaksınız. Kendinizi sorgulatacak bir eser. Dinç kafayla okumanız tavsiyemdir. Yorucu ve sıkıcı olabilir, sizi açmamış da olabilir ama bırakmayın romanı ve filmini mutlaka izleyin.

    Dipnot: 1994 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık olmuştur.

    Az mıyım, çok muyum ?
    Var mıyım, yok muyum ?
    Ben neyim ?
    Masal mıyım , gerçek miyim ?
    Geçimsizim bugünlerde,
    Kimsesizim bu yerlerde,
    Değersizim bu ellerde,
    Çaresizim doğduğum yerde.
    “Gölgesizim” her gün her yerde…
  • Biraz uzun bir inceleme yaptım ama okursanız size kitap hakkında yardımcı olacağına inanıyorum. Öncelikle bana bu kitabı veren https://1000kitap.com/mehtappp 'a sonra tavsiye eden mithrandir21 | Uğur 'a teşekkür ederim. İlk Glenn Meade okuyuşum. Yazarlarla tanışırken en iyi kitaplarıyla başlamak her zaman favorim. Neyse geçelim kitaba...

    Kitap tarihi bir kitap olmakla beraber gerçek kişiler ve gerçek olaylara dayanıyor. Ne bu olaylar: Çarlık Rusya'sının son dönemindeki Çar ve ailesini ( Romanov Ailesi ) konu almış. Lenin'in Bolşevik Devrimi ile Çarlığa son verme daha doğrusu aileyi ortadan kaldırma konusunu işliyor. Tabi bu ortadan kaldırmaya dünya ülkeleri gizliden planlarla engel olmaya çalışıyor. Ana tema olarak bunu söyleyebilirim.

    Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde kitaba giriş için bir arkeolog'un kazısıyla başlıyor. 2. bölümde ki bu tüm olayların gerçekleştiği bölüm. Son bölümde ise bugüne dönerek son kapanışı yapıyor.

    Cinayetlerle dolu bir roman. Rus devrimini bir nebze öğrenmek için tarihçiler bile okuyabilir. Romanov ailesi hakkında bilinmeyen gerçekleri açıkladığı aşikar. Tam bir film arkadaşlar roman. İnanın çok ama çok sürükleyici. Başlarda belki sıkabilir ama sonlara doğru elimden kitabı bırakamadım. 220 sayfayı bir günde okudum. Zamanınız müsait ise bu 500 sayfalık kitabı 3-4 günde bitirebilirsiniz.

    Ajanlıkla ilgili konular, İngilizlerin olaya karışması, İrlanda deyişlerinin araya serpiştirilmesi, Skorsky ve Uçak yapımı hakkında bilgi, elmaslar, trenden trene yolculuklar... Tren derken yazar tam bir betimleme ustası. İnanın her şey gözümde canlandı. Bu bakımdan esgeçmemem gerek. Madalyon, rahibeler, Rus vahşeti, kan ve tarih içeren bir roman. Diğer polisiyeler gibi finali şak diye kısaca kesmemiş. Son derece detaylı ve tadında mükemmel anlatmış. Duygu bakımından zengin hatta her duyguyu içinde barındıran Tarihi ve gerçek bir hikaye.... İzledikten sonra incelemeye bu linki koymam farz oldu arkadaşlar.
    https://www.youtube.com/watch?v=8biQ0053e3Y kitabı bitirdikten sonra mutlaka izleyin. Finaldeki son vurucu temadan incelemede söz etmemiştim spoiler adına. Ama gerçekten süper bir belgesel olmuş.

    Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir eser. Glenn Meade bende devam edecek inşallah...

    Bu arada bugünlük Hayırlı Cumalar.... Herkese iyi okumalar....
  • Merhaba kitapsever arkadaşlar. Guguk Kuşu romanını bir çok listede okunması gereken eserlerden diyerekten okudum. Uzun süre baskı bekledim baskıyı. Çevirisi gayet güzel ve epub olarak da bulabilirsiniz. Kitap 316 sayfa gayet hızlı okunacak türde bir eser. Çünkü çok sade bir dil ve betimlemesi harika yazarın. Benim okuma sürem biraz uzun sürdü çünkü arada 3-4 günlük bir kaybım var. Kayıp diyorum çünkü okuyamadığım günler benim için kayıp gibi...

    Kitaba gelirsek bir akıl hastanesinde geçen olaylar anlatılmış. Ceza evinden akıl hastası rolü yaparak kaçan; akıl hastanesine yerleşen ve oradaki hastaların da kendisi gibi rol yaptığını gören kahramanın olaylarını anlatıyor. Önce belirttiğim gibi yazarın betimlemesi çok güzel olduğu için hastane gözünüzün önünde canlanıyor. Çok akıcı olaylar üst üste gelerek heyecanlı olmamızı sağlıyor. Akıl hastanesinde olup ama deli olmayanların dilinden, gözünden; çalışanları ve hastaları görebilirsiniz. Haksızlıklar ve yanlışlar göz önüne serilmiş.Toplumdaki baskının insanlar üzerindeki etkisi hastane ortamında mükemmel bir şekilde anlatılmış. Hastane yönetiminde bulunan otoriter bir hemşire ile hastalar arasındaki olayları anlatan bir roman. Yazar hastaneyi devlete yönetimine benzeterek okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Zaten yazarın kendisi kitabın birçok sayfasında hastane otoritesini ''sistem'' olarak tanımlamış. Yazar aslında ana tema olarak "asıl akıl hastaları hastanenin yönetimindeki yöneticilerdir" mesajını okuyucuya aktarıyor. O kadar anlamlı alıntılar var ki :
    - Eğer bir şeyler duymak istiyorsam, sağır numarası yapmayı sürdürmek zorundaydım.
    - Ama kişi tüm gücünü kullanırsa yüreğinin tık-tık-tıklarını da duyar.
    - En azından ben denedim, hiç değilse bunu yaptım.
    - "Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir. "

    Benim beklentim çok yüksekti bu kitaptan ama düşündüğüm kadar beğenemediğimi itiraf edebilirim.

    Dipnot: Ken Kesey'in bu romanının ilk baskısı 1963'te basılmış, kitaptan uyarlanan senaryosu ile filme alınmış, 1976'da beş dalda Oscar ödülü almış. Kitabı okuduktan sonra mutlaka filmini de izleyin arkadaşlar çünkü çok beğeni ve tavsiye almış. Tez zamanda izlemeye çalışacağım. Mutlu okumalar ve iyi günler...