• Bugün babam annemi dövdü. Huzurla yaşanabilecek bir evi mahvettiler. Daha doğrusu mahvetti babam. Sözde dindar ama hangi ayette yazıyordu eşine şiddet uygulamak?
    Hep bir "ama" ile yaptığı şeyi iyiye çıkarmaya çalıştı. "Ama o da beni sinir etti, ama o da beni çileden çıkardı" vs. Oysa ne olurdu ailecek yaşasak mutlu bir şekilde. Ne olurdu mutlu mutlu geçinip gitseydik? Her kavgalarında ağlamaktan gözlerim, kavgaları uzadığında veya babam şiddete başvurmaya kalktığında bağırmaktan boğazım acıdı. Babamı böyle anlattığıma bakmayın aslında severim kendisini gerçekten. Uzun süre görmediğimde özlerim onu. Ama neden böyle davranıyor anneme? Neden hep hakaret ediyor, neden hep kötü şeyler çıkıyor ağzından? Neden söz verdiği şeyleri tutamıyor? Neden huzurlu bir şekilde yaşayacak bu aileyi böyle dağıtıyor?
    Evet, başta karşı çıktığım boşanma olayını artık istiyorum. Ne kadar zor bir süreç olsa da artık istiyorum. Eskiden aklıma gelince bile kötü olurdum ama artık istiyorum. Hayırlısı olsun. Allah'tan umut kesilmez.

    Okuyan herkese teşekkür ederim. İçimi dökecek bir yer arıyordum aklıma burası geldi 😊 İnsanın içinde kalınca deliriyor bir müddet sonra. Birine anlatası geliyor. Herkese iyi okumalar diliyorum! Ailenizde huzur varsa gerçekten kıymetini bilin. Çok güzel ve nadir birşey çünkü... Çevremdeki arkadaşlarım, komşularım hepsi aynı dertten muzdarip, "Aile içi huzursuzluk".
    İnsanın kendi evinde huzursuz ve mutsuz olması ne kadar kötü bir şey değil mi?
  • Ana ve Baba Hakkları
    “Allâh’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın...” (en-Nisâ, 36)

    “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını vasiyet ettik! Çünkü anası, onu nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için:) «Önce Bana, sonra da ana-babana şükret!» diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.” (Lokmân, 14)

    Resûlullah sav:
    “Allah Teâlâ’nın rızâsı, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek sûretiyle celbedilir.” (Tirmizî, Birr, 3/1899)

    Hz. Peygamber’in şu duâsı bir mü’min için ne büyük bir müjdedir:
    “Ana-babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyâdeleştirsin!” (Heysemî, VIII, 137)

    “Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.” (Müslim, İtk, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120; Tirmizî, Birr, 8/1906)

    Kuranı Kerimde:
    “Rabbin, yalnız kendisine ibâdet etmenizi ve ana-babaya iyilikte bulunmayı emretmiştir. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı «öf» bile deme, onları azarlama. İkisine de hep tatlı söz söyle. Onlara rahmet ve tevâzû kanatlarını ger ve; «Rabbim! Onlar beni küçükken (merhametle) yetiştirdikleri gibi Sen de onlara merhamet eyle!» de!” (el-İsrâ, 23-24)

    Anne babaya hizmette bulunmak, çok fazîletli bir amel-i sâlihtir.
    Resulullah sav:
    “Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun!” (Müslim, Birr, 9, 10)

    Mevlânâ Hazretleri ne güzel ifâde eder:
    “Anne hakkına dikkat et! Onu başında tâc et! Zîrâ anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.”

    Resulullah sav:
    “Makbûl olduğunda şüphe bulunmayan üç duâ vardır:

    Babanın çocuğuna duâsı; misâfirin duâsı; mazlumun duâsı.” (Ebû Dâvûd, Vitr 29/1536; Tirmizî, Birr 7/1905, Deavât 47; İbn-i Mâce, Duâ 11)

    “Babanın oğluna duâsı, peygamberin ümmetine duâsı gibidir.” (Süyûtî, II, 12/4199)
    (Annenin duâsı ise babanınkinden daha tesirlidir.)

    Resûlullah s.a.v.bir gün:
    «–Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?» diye üç defâ sordu. Biz de:

    «–Evet, yâ Resûlallâh!» dedik. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

    «–Allâh’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek!» buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve;

    «İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak!» buyurdu.[1]
    (Buhârî, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, Îmân 143)

    Resulullah sav:
    “…Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler…” (Hâkim, IV, 170/7258)

    Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlatır:

    “Bir şahıs, Resûlullah’a gelerek:

    «–Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?» diye sordu. Resûlullah:

    «–Annen!» buyurdu. O sahâbî:

    «–Ondan sonra kimdir?» diye sordu. Efendimiz:

    «–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

    «–Ondan sonra kim gelir?» diye sordu. Allah Resûlü yine:

    «–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

    «–Sonra kim gelir?» diye sorunca Resûl-i Ekrem bu sefer:

    «–Baban!» cevâbını verdi.” (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)

    Diğer bir rivâyete göre o şahıs:
    “–Ey Allâh’ın Resûlü! Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

    “–Annen, sonra annen, daha sonra yine annen, sonra baban, sonra da sana en yakın olan akraban.” buyurdu. (Müslim, Birr 2)

    Abdullah bin Mesut (r.a.) şöyle demiştir:

    “Hz. Peygamber’e:

    «–Allâh’ın en çok beğendiği amel hangisidir?» diye sordum.

    «–Vaktinde kılınan namazdır.» diye cevap verdi.

    «–Sonra hangi ibâdet gelir?» dedim.

    «–Anne ve babaya iyilik ve itaat etmek.» buyurdu.

    «–Daha sonra hangisi gelir?» diye sordum.

    «–Allah yolunda cihâd etmek.» buyurdu.” (Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1; Müslim, Îmân 137-139)

    Hazret-i Ayşe şöyle nakleder:

    “Resûlullah’a bir kişi geldi. Yanında da yaşlı bir zât vardı. Allah Resûlü:

    «–Ey filân! Yanındaki kimdir?» diye sordu. O kişi:

    «–Babamdır.» cevâbını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şu îkazda bulundu:

    «–Onun önünde yürüme, ondan evvel oturma, onu ismiyle çağırma ve ona hakâret ettirme!» (Heysemî, VIII, 137)

    Resulullah sav:
    “–Yemen’de kimsen var mı?”

    “–Anam-babam var, yâ Rasûlallâh!”

    “–Onlar sana izin verdiler mi?”

    “–Hayır, vermediler.”

    “–Haydi Yemen’e git; onlardan izin iste! İzin verirlerse gel, cihâd et! Vermezlerse, anneni-babanı memnun etmeye çalış!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 31/2530)

    Hazret-i Ebûbekir’in kızı Esmâ (r.a.) şöyle anlatır:

    İslâm’a girmemiş olan annem, Resûlullah zamanında yanıma gelmişti. Allah Resûlü’nün fikrini öğrenmek için:

    “–Annem, beni özleyip gelmiş. Ona ikramda bulunabilir miyim?” diye sordum. Efendimiz:

    “–Evet, annene iyi davran!” buyurdu. (Buhârî, Hibe 29, Edeb 8; Müslim, Zekât 50)

    Hazret-i Ayşe şöyle anlatır:

    Resulullah sav:
    “Uyumuştum, kendimi cennette gördüm. Bir kimsenin sesini işittim, Kur’ân okuyordu.

    «–Bu kimdir?» diye sordum.

    «–Bu, Hârise bin Nûmân’dır.» dediler.”

    Bunu anlatan Efendimiz, sözlerine şöyle devâm etti:

    “–İyilik işte böyle olur, iyilik işte böyle olur!”

    Rivâyetin sonunda, Hârise’yi (r.a.) bu mertebeye yükselten meziyetinin, annesine çok iyi davranması olduğu beyân edilerek, “O, annesine karşı en iyi davranan bir sahâbî idi.” denilmektedir. (Ahmed, VI, 151-152; Hâkim, IV, 167)

    İbn-i Abbâs (r.a.) an­la­tır:

    Sa’d bin Ubâ­de’nin (r.a.) an­ne­si ve­fât et­miş­ti. O, Pey­gam­ber Efen­di­miz’e ge­le­rek:

    “–Ey Al­lâh’ın Re­sû­lü! Ya­nın­da bu­lun­ma­dı­ğım bir sı­ra­da an­nem ve­fât et­ti. Onun adı­na sa­da­ka ver­sem ken­di­si­ne bir fay­da­sı do­ku­nur mu?” di­ye sor­du. Allah Resûlü:

    “–Evet.” bu­yu­run­ca, Sa’d (r.a.):

    “–Ey Al­lâh’ın Resû­lü! Siz de şâ­hid olunuz ki mey­ve bah­çe­mi an­nem adı­na ta­sad­duk edi­yo­rum.” de­di. (Bu­hâ­rî, Ve­sâ­yâ, 15)

    Mâlik bin Rebîa (r.a.) şöyle der:

    Birgün biz Resûlullah’ın huzûrunda otururken Selimeoğulları’ndan bir adam çıkageldi ve:

    “–Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı?” diye sordu. Allah Resûlü şöyle buyurdu:

    “–Evet, onlara duâ ve istiğfarda bulunursun, vasiyetlerini yerine getirirsin, akrabâsını koruyup gözetirsin, dostlarına da ikramda bulunursun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120/5142; İbn-i Mâce, Edeb, 2)

    Resulullah sav:
    «İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun âilesini kollayıp gözetmesidir.» buyururken işittim. Bu adamın babası, babam Hazret-i Ömer’in dostuydu.” (Müslim, Birr, 11-13; Ebû Dâvûd, Edeb, 120; Tirmizî, Birr, 5)

    Abdurrahman Câmî (k.s.) da anne muhabbetiyle alâkalı olarak:

    “Ben annemi nasıl sevmem ki; o beni bir müddet cisminde, uzun bir zaman kucağında, ölünceye kadar da kalbinin şefkat köşesinde taşımıştır. Ona hürmetsizlik göstermekten daha kötü bir şey bilmiyorum!..” derdi.
  • Kapkaraydı içi. Onu dinleyen, şehri üst üste dolduran yapılardaki insanların içinde bir tek mutlu kişi bile yok sanırdı. "Neden bu kadar kötümsersin?" dedim. "Sen neden değilsin?" dedi, "Çevreni görmüyor musun?".
  • “Bana aptalca hayaller peşinden koşmayan bir kalp gösterin ,ben de size mutlu bir adam göstereyim !”
    N. H. Kleinbaum
    Sayfa 39 - Bilge Yayıncılık
  • Ama biz onunla mutlu olabilirdik...
  • 448 syf.
    ·8/10
    Kitabı okumadan önce kişisel gelişimin romana yedirilmiş hali olduğu yönünde yorumlar okumuştum. Çıkarılabilecek dersler olsa da kitabın amacı pek de kişisel gelişim değil. Daha çok anlatmak isteiği hikayeyi iletmek derdinde gibi.
    448 sayfa olduğuna bakmayın çok bölümlü çok boşluklu bir basım. Dolu halde 350 sayfa civarında diyebilirim. Hızlı okunan akıcı, yormayan bir kitap. Çeviri de oldukça iyi.
    Hikayeye gelecek olursak keyifle okunuyor, merak uyandırıyor. Birçok noktada tatmin de ediyor ancak sonlara doğru biraz Yeşilçam'a bağlama durumu söz konusu. Yine de okuduğum için pişman değilim. Yukarıda da belirtiğim gibi kişisel gelişim açısından çok şey beklemeyin derim.
    Bir de kıyas yapacak olursak yazarın diğer kitabı olan Mutlu Olmak İsteyen Adam'a göre bir gömlek daha üstün olduğu kanaatindeyim.
  • Kapkaraydı içi. Onu dinleyen, şehri üst üsle dolduran yapılardaki insanların içinde bir tek mutlu kişi bile yok sanırdı.