• Adam acıyla mutlu, kız korkuyla kanatlı...
  • Şu Lujin denilen adam som altından, tertemiz bir’ pırlantadan bile olsa, kız kardeşim’ onun yasal kapatması olmayı kabul etmez! Öyleyse niçin razı oluyor? Nedeni ne bunun? Nasıl bir bilmece bu böyle? Aslında durum apaçık ortada: Dunya kendisi için, rahat bir yaşam için, (hatta kendim ölümden kurtarmak bile söz konusu olsa) kendini satmaz, ama bir’ başkası için satar! Sevdiği, taptığı bir insan için, satar! İşte bilmecenin’ çözümü bu: Dunya, kardeşi ve annesi için kendini satıyor! Her şeyi satabilir bu iki insan için o! Biz! burada gerektiği zaman tüm" ahlaki duygularımızı bastırır, Özgürlüğümüzü, huzurumuzu, hatta vicdanımızı, her şeyimizi, her şeyimizi bitpazarında satışa çıkarırız! Yeter ki, sevdiğimiz varlık mutlu olsun. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Cizvitlerden öğrendiğimiz bir takım cambazlıklar yapar, yaptıgımızın dogruluguna, yüce amaca ulaşmak için gerçekten böyle yapılması gerektiğine kendimizi bir süre için inandırırız.
    Biz böyleyiz işte;
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Sayfa 53 - İş Bankası KY, Çevirmen:Mazlum Beyhan
  • Mutlu sürgün yoktu ve olamazdı.
  • Her şey söylenebilir sigara için ama ne söylense yalandır. Neden sigara içildiğini anlamayanlara, neden sigaranın bırakılamadığını kavrayamayanlara ithaf ediyorum bu yazımı. Sigara içenlerle ilgili binbir kötü yorum yapılır. Başta kötü bir koku yaydığımızdan bahsedilir, ama o bize ait bir ten kokusudur ve biz o kokuyla mutluyuz. Öleceğimiz söylenir ki anlaşılması en güç olan da budur. Zira sigara içmeyenlerin ölümsüzlüğe ermediği İsviçreli bilim adamlarının bile araştırmaya tenezzül etmediği bir konudur. Peki o zaman anlatayım ben yine de ne var bu sigarada. Bir öykü yazmak için oturduğumda illa ki bir paket sigaram olacak yanımda ( yedek bir paket daha tabii ki). Düşündükçe sigaradan bir fırt çekeceğim ve fikirler üşüşecek beynime. Ben bu yüzden içiyorum sigarayı. Çok sıkıldığım zamanlar, elimdeki kitaba haksızlık yapmadan bir dal yaktığımda kitap daha da akıcı olmaya başlıyor. Bu yüzden içiyorum. Sigarayla edebiyatın mutlak bir bağı vardır. Sigara içenlerden rahatsız olanlar için söylüyorum elbette ki duman solumamak en doğal hakkınız. Ama edebiyat ve sigara bağını göz ardı etmeyiniz.
    Edebiyatımızın en büyük isimlerinin sigarayla olan bağlarını sizinle paylaşacağım dumansız bir toplum olmaya hızlı adımlarla ilerlediğimiz şu biçare senenin son günlerinden birinde. Öldürürken elimizin bile titremediği Sabahattin Ali. Sabahattin Ali’nin tütünle olan yakınlığı biraz daha aristokrat bir görüntü sergileyen pipo aracılığıyla olmuştur. Ama en nihayetinde pipoda sigaranın Avrupa görmüş hali değil midir? Yazılarında mutlaka sigaraya ilişkin bir küçük olay vardır Sabahattin Ali’nin. Bazen leit- motif olarak kullandığı da olmuştur.


    Şimdi anlatacağım isim ise Türk Edebiyatı’nın İnce Memet’i Yaşar Kemal. Yaşar Kemal de sigarayla haşır neşir olan yazarlarımızdandır. Ancak o sigara yerine daha doğru bir şekilde cigara demektedir. Yaşar Kemal bir röportajında sigara ile ilgili şöyle bir anı anlatır ki ben bu anıyı okuduktan sonra Yaşar Kemal’in sigara içmesine şaşırmıştım. Hüyükteki Nar Ağacı isimli kitabının ilk beş sayfasını kaybettiği için bu kitabı yazmaktan vazgeçen Yaşar Kemal, bu sayfaların anası tarafından sigara içmek isteyen komşulara sigara kağıdı olarak kullanılmak üzere verildiğini öğrenir. Yıllar sonra o kitabın komşularının ciğerlerine giden ilk beş sayfasını yeniden yazar ve yayımlatır.


    Türk Edebiyatının temel taşı Ahmet Hamdi Tanpınar da sigara tiryakileri tayfasından. Onunla ilgili kısmı ben yazmayacağım. Üstadın öğrencisi olma şeref ve mutluluğuna erişmiş Ahmet Miskioğlu’nun satırlarıyla paylaşıyorum:Tanpınar, geldi, masanın başına oturdu. Sigara paketini çıkardı. Büyük bir beğeniyle, insanı imrendiren bir biçimde sigarasını yaktı; derin derin çekti içine. Konuşmaya başlamadan sevdiği öğrencilerine şöyle bir baktı. Gerçekten seviyordu bizi, biz de onu çok seviyorduk. Üç beş arkadaştan tek not tutan bendim. Kalemim kâğıdım hazır, yazmaya başlayacağım artık. Dedi ki;
    «Bir komedi oynuyoruz… Ancak, aktörler değişiyor!..»


    Yangınların şairi Metin Altıok artık lanetlemeye bile dilimin varmadığı o meşum yangında hayatını kaybeden ve bence Türk dilinin en büyük şairlerinden biri olan kişidir. Orda ölümü beklerken bir elinde kendini savunmak için tuttuğu süpürge sapı -o resmi ne zaman görsem ağlarım- diğer elindeyse fikrine dayanak sigarasıyla bekler. Bazen şiirlerini o sigara kağıdına karalar şair ki o karalamlar aydınlıktır sigaranın ucu kadar.


    Sondan bir önce de bir bayan yazarımızdan bahsedelim. Dünya okurları tarafından geleceğe kalacak 50 yazar arasında gösterilen Aslı Erdoğan. Son dönemin en iyi yazarı. Ancak reklam peşinde koşmayan yazarımız, Türk okurları tarafından pek iltifata layık görülmez nedense. Kabuk Adam romanını okurken sigara üstüne sigara içmiştim. Sürekli tepeleme dolu kül tablalarından bahsettiği belki onlarca yazısını okudum Aslı Erdoğan’ın ve hem okuduklarımdan hem de içtiklerimden dolayı kendisine minnettarım.


    Ve kapanışı isminin bir harfini iddia sonucu kaybedecek kadar cesur ve hayalgücü kuvvetli olan, büyük insan Cemal Süreya ile yapıyorum. TRT’de katıldığı bir programda elindeki sigarayı görmek beni anlatamayacağım kadar mutlu etmişti. Ama onunla ilgili bir şey anlatmayacağım yalnızca bir şiirini buraya bırakıyorum, alırsınız;
    Eskiden birinci işimdi sigara içmek
    Şimdiyse içmemek birinci işim.


    Sigara ve edebiyat birbiryle gönül bağı olan şeylerdir. Bazen bir kitabı açtığınızda burnunuza bir sigara kokusu çarpar. Rahatsız olmayın. Yazarın parmaklarından gelmektedir o koku. Ama kokudan rahatsız oluyorum diye bar bar bağıranlardansanız sigara içenleri koklamayın…
  • "Ne olursa olsun," dedi Korkuluk, "ben kalp değil beyin istemeliyim; çünkü aptal biri kalbi olsa bile onunla ne yapacağını bilemez."
    "Ben kalp almalıyım," diye karşılık verdi Teneke Adam, "çünkü beyin insanı mutlu etmez, oysa mutluluk dünyadaki en güzel şeydir."
  • İnsan, günlerin biteviye geçişinden yakınmadıkça mutlu sayılırdı.
  • Hayatta kalmak için bir işe ihtiyaç duyar çoğu insan. Bir meslek sahibi olmak ve oradan kazandığı para ile hayatını idame ettirmek zorundadır. Bütün mesleklerin zorlukları vardır ve her meslek erbabı kendi mesleğinin en zoru olduğunu iddia etmekten geri durmaz. Sahip olduğum mesleğin çok zor olduğunu, büyük bir sorumluluk gerektirdiğini düşünsem de benimkinden daha zor meslekler olduğu konusunda kimseye haksızlık edemem. Hem de zorluğu tartışılmaz meslekler. Ancak bir tanesi var ki hiçbir meslek meşakkati konusunda yanına bile yaklaşamaz. Büyük uğraşlar sonucu yazdığım bu girizgahla bu mesleği merak etmenizi sağladığımı umuyorum. Aksi bir durum söz konusuysa nezaket kurallarına uyma gerekliliğini hatırlatırım. Önceden tahmin edenlere ise söyleyecek lafım yok. Efendim tarihteki en zor meslek “roman kahramanlığı”dır çünkü zordur. Bir roman kahramanı okuyucuyla arasında bir bağ kurmak zorundadır. Başında ilginç olaylar geçmesi gerekir. Özel hayatı, en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serilir. Banyoda, tuvalette bile yalnız kalamaz. Okuyucu, kahramanın hayatını kahramandan daha iyi bilir hatta. Roman kahramanlığı en zor meslektir ve biz İnsan Olun Biraz olarak bu mesleğin en önemli icracılarını bulduk ve onlarla iligili bu yazıyı sizinler paylaşmaya karar verdik.


    İlk meslek erbabımız Anayurt Otelinde resepsiyonda bizi karşılayan Zebercet. Zebercet roman kahramanlığı konusunda en ağır işçilerden biridir. Zira onunla ilgili bildiğimiz bazı konular gerçekten onu mahremine yapılan bir saldırı sayılabilir kolaylıkla. “Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın”ı bekleyişi aslında bizim bilmememiz gereken bir olaydır, hele ki o kadınla ilgili düşündükleri. Bir resepsiyonda geçen hayatı ve yaiadığı aşk onda saklı kalmalıdır ama biz meraklı gözlerle onu izler ve mesleğini bir kat daha zorlaştırırız. Zaten çok da dayanamaz zavallıcık bu duruma. Sahi Zebercet’in bıyığı var mıydı?


    Her işe burnunu soktuğu için, hayatına burnumuzu sokmaktan çekinmeyeceğimiz bir meslek sahibi var: İgnatius. Bir dahi olduğu için çevresinde oluşan “Alıklar Birliği”ni bir türlü uzaklaştıramayan kahramanımızın annesi ile olan ilişkisine ona görünmeden göz atmak bize yanlış gelmez. Çünkü İgnatius becerememiş de olsa işçilerin işlerine el atmış, çalıştığı şirket adına yaptığı ve yapmaması gereken yazışmalarla işleri çığrından çıkarmıştır. Sosisli satma işinde ondan aldığımız ticari tüyolaro günlük yaşamımıozda oldukça fazla işe yaramıştır. Tembelliği ile bize Oblomov’u hatırlatan İgnatius’un Oblomov’dan daha eğlenceli bir karakter olduğu konusunda -emin olmasak da- görüş beyan etmek isteriz.

    En ağır işçilerden biri ise Josef K. ‘dır. Josef K. hakkında açılan “Dava” konusunda elinden geleni yapar görünen ancak aslında hiçbir şey yapmayan bir kahramandır ki onun hayatını gözlemekten duyacağımız sıkıntı, onun hayat karşısındak pes etmişliği sayesinde azalır. İnfazına kadar geçen zaman zarfında, sanki suçunu peşinen kabul etmiş olan Josef K. sizi sinir buhranlarına sevk edebilecek bir kahraman olsa da onu sevmekten ve ona üzülmekten kendinizi alıkoyamazsınız. Bazen onu bu kadar açgözlü bir şekilde izlediğimiz için kendini savunma gereği duymadığı fikrine kapılmıyor değiliz.


    “Tutunamayanlar”dan biri olan ve entellektüelliği su götürür olan Turgut Özben ise bir başka nev-i şahsına münhasır kahramadır. Onun işe diğerlerine göre daha hafiftir, zira o sağdan soldan topladığı bilgi parçalarını yerli yerinde kullanarak kendini bir aydın olarak göstermeyi başarabilmiştir. Ayrıca onu izlemekten çekinmemiz için bir neden yoktur zira kendisi arkadaşı hakkında yaptığı araştırma ile zaten gün yüzüne çıkmayı amaçlamıştır diye düşünebiliriz. Yine de Selim Işık gibi bir arkadaşı kaybetmiş olması, onun da zor bir iş altında olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır.


    “Atlas Vazgeçti”ğinde orada bulunan ve bu işi organize eden adam olan John Galt ise diğerlerinden oldukça şanslı zira John Galt göz alacak kadar yakışıklı, hayranlık duyulacak kadar zeki ve önünde eğilinecek kadar başarılı bir adam. Onu izleyip izlemememiz onu sorunu değil. Zira o bizden hep daha yukarılarda ve biz ona ne kadar bakarsak bakalım, o bizi görmeyecek. Dagny Taggart ile bir tünelde yaşadığı cinsel deneyime tanıklık etmiş olamamız bile onun umrunda olmayacak. O elinde üzerinde dolar işareti taşıyan sigarası ile bize üstten bakar bir tavırla gülümsüyor olacak. John Galt kim ki?

    Ve daha birçok meslek erbabı daha… Bu ağır işçiler hakkında yapacağımız araştırmalar devam edecektir. Kendileriyle yakından ilgilendiğimiz bilmeleri ve hayatlarını ve işlerini ona göre sürdürmeleri herhalde hepimizi mutlu edecektir.