Serhan Calba, bir alıntı ekledi.
Dün 12:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Binbir çiçekli bahçeden bir çığlık yükseldi yeniden, duyuyor musunuz? Duyuyor muyuz? Bir yakarış hatta belki de bir dua; sanata, yaşama, halka ve tüm insanlığa doğru edilen bir dua, doğa ile uygarlığı kucaklayarak, yüreğe seslenen bir yakarış… Dalga dalga yayılır gibi üzerimizden tüm evrene doğru ve ne mutlu ki hiç susmayan, hiç susmayacak olan, bir sonsuzluk boyunca duyanın, okuyanın yüreğine, gönlüne kazınan, kazınacak olan...

Teneke, Yaşar KemalTeneke, Yaşar Kemal
《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
22 May 15:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Enbiya Suresiİ :
Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir. “Enbiyâ”, peygamberler demektir. Sûre, temel konu olarak peygamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsettiği için bu adı almıştır

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
4. Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
5. Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler.
6. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
8. Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik.
10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
11. Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
12. Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
13. Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.
14. “Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.
15. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
16. Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.
18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
19. Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.
20. Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.
21. Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilâhlar mı edindiler?
22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
23. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.
24. Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
25. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.
26. (Böyle iken) “Rahmân, çocuk edindi” dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
27. Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
28. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
29. İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
31. Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik.
32. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.
33. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
36. İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar.
37. İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.
38. Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
39. İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler!
40. Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
41. Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.
42. (Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
43. Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
44. Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
45. De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.
46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir.
47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
48. Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.
49. Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
50. İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
51. Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
52. Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
53. "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler.
54. İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
55. “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.
56. İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
57. Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.
58. Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
59. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler.
60. (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
61. (Bir kısmı da) “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler.
62. (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilâhlarımıza ey İbrahim” dediler.
63. Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!”
64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.
65. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.
66. İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?”
67. “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
68. (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.
69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
70. Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.
71. Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.
72. Ona İshak’ı ve ayrıca da Yakub’u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.
73. Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
74. Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.
75. Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.
76. (Ey Muhammed!) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.
77. Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.
78. Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
79. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
80. Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
81. Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
82. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
83. Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
84. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.
85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.
86. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.
87. Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.
88. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.
89. Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti.
90. Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
91. Irzını korumuş olan kadını da (Meryem’i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
92. Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
93. (İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.
94. Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
95. Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkânsızdır.
96. Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
97. Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
99. Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır.
100. Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
101. Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
102. Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedî olarak kalırlar.
103. En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar.
104. Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.
105. Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.
106. Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
107. (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
108. De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”
109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”
110. “Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”
111. “Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
112. (Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân’dır” dedi.

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi YazırKuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.

Jules Chore

William Shakespeare
"Kendimi her zaman güçlü ve mutlu hissederim.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü kimseden bir şey beklemem.
Beklentiler daima yaralar."

Nora_, bir alıntı ekledi.
 18 May 14:33 · Kitabı okuyor

Cennet Şiirciği
Cennet'teki iki kişiden bir seçim yapmaları istenir: ya özgür olmadan mutlu olmaları ya da mutlu olmadan özgür olmaları; üçüncü bir seçenek sunulmaz. Budalalar özgür olmayı seçerler, sonra ne oldu, yüzyıllar boyunca zincirleri özlediler. Zincirlerini, anlıyor musunuz, dünyanın yazgısını. Yüzyıllar boyunca! Ve ancak biz mutluluğun nasıl geri getirilebileceğini tahmin ettik... Hayır, sonrasını dinleyin! Eskilerin Tanrı'sı ve biz, masanın etrafında yan yanayız. Evet! Şeytan'ın kesin olarak hakkından gelme konusunda biz Tanrı'ya yardım ettik, ne de olsa insanları yasakları çiğnemeye ve zararlı özgürlüğün tadına bakmaları için teşvik eden oydu, yılan dili olan o oldu. Biz ise çizmelerimizle başını ezdik: cart! Ve yine cennet hazır. Ve bizler yeniden Adem ile Havva gibi saf ve günahsızız. İyilik ve kötülük konusunda hiçbir karışıklığa yer yok.
...
Eski çağlarda yaşayanlar burada olsalardı, ahlaklı mı, ahlaka aykırı mı diye fikir yürütmek, tartışmak ve kafa patlatmak zorunda kalırlardı...

Biz, Yevgeni İvanoviç Zamyatin (Sayfa 69)Biz, Yevgeni İvanoviç Zamyatin (Sayfa 69)

Bir roman kadar uzun hayat kadar kısa ısrarla okumanızı tavsiye ederim
Bu arkadaş günah çıkartmış bu yazısıyla ama yatacak yeri yok bu dünyada....
KÖPEKLERİ ÖLDÜREN ESKİ BİR BELEDİYE İTLAFÇISI..( ibret için aklıma her düştükçe paylaşırım bunu )
Adım Yaşar Berberoğlu
Eski bir sabıkalı
Eski bir katil
Eski bir katliam sanığıyım…
Bir hafta kadar önce sizlere imdaaaat; diyerek gönderdiğim mesajda:
Emekli bir memurum... Zeynep Kamilde iki köpeğimi Üsküdar Belediyesi zehirlemek istiyor… Bana yardım edin lütfen. Onların öldürüleceklerini bilmenin çaresizliği içinde yüz kiloluk cüssemle sadece ağlayabiliyorum…; diye yazmıştım..
Bir çok insan, özellikle mimar Meral Olcay hanım ve sokaktaki melekler ilgilendi. Sağ olsunlar..
Oysa…
Oysa ben de eski bir Üsküdar belediyesi çalışanı ve Üsküdar Belediyesinin maaşlı katiliydim.
Aşağıda yazacaklarım noktasına kadar gerçek olup asla bir kurgu ve hayal ürünü değildir.
İster kızın
İster küfredin
İster gülün, gerçek bu…
İbret olsun diye yazdığım geçmişimi okursanız acımasız bir katliam sanığının acınacak öyküsünü öğrenmiş olacaksınız.
Yıl 1983
20 li yaşlardaydım.
Üsküdar Belediyesi Ümraniye şubesinde zabıta memuruydum.
Yaka numaram 6641
Sicil numaram 28700
Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde okuyordum.
Bir gün zabıta amirliğine bir şikayet telefonu geldi.
Adamın biri bahçesine bağladığı köpeğinin gözlerinden kuduz diye şüphelenmiş.
Amir sen Karadenizlisin tabancayla o işi üzerine al; dedi
gururum okşandı.
Tamam; dedim,
Arabaya atlayıp zanlının! adresine gittik.
7.65 çapında bir tabanca verdiler elime
hadi; dediler...
Köpeğe yaklaştığımda önce elimdekini yiyecek bir şey sanıp kuyruğunu sallamaya başladı.
İyice yanaşıp alnına nişan aldım.
Son birkaç saniyede onu öldüreceğimi anlamış gibi canhıraş ipini çekmeye çalıştı.
Tetiği düşürdüm.
Alnının tam ortasında bir beyazlık gördüm sanki, ardından kan fışkırdı.
Hayvan geriye doğru bir takla attı.
Sürünerek zincirinden kurtulmaya, benden kaçmaya çalışıyordu..
Bir daha sıktım.
Boynu düştü..
Beni tebrik ettiler.
Belediyenin temizlik işlerine bağlı iki kişilik köpek itlaf ekibi vardı.
Bu kişiler köpek zehirlemeye çıktıkları zaman vatandaşın tepkisini
çektiklerinden beni onların başına hem koruma hem de amir olarak vermişlerdi.
Silahla yaptığım şov amirimin beni ödüllendirmesine yetmişti.
Sabahleyin belediyenin altındaki kasaptan 3-4 kilo kıyma alır içine zehri iyice karıştırır ve infaza çıkardık.
Aslında duygusal bir insandım.
Hatırı sayılır dergi ve gazetede yayınlanmış onlarca şiirim vardı.
dalida, rodrigo; beethoven bile dinlerdim.
işin garibi yakında psikoloji öğretmeni olacaktım.
ama bunlar hayvan katliamı yapmamı engellemiyordu.
öldürdüklerimiz ne de olsa köpekti..
bir köpek için üzülmenin mantığı olabilir miydi..
o zamanlar ümraniye köpek cenneti gibiydi.
her tarafta koloniler halinde köpekler mevcuttu.
genellikle şehrin dışındaki gecekondu mahallelerinde öldürmeye giderdik.
oradaki köpekler kuru ekmeğe hasretti.
bizim kıymanın kokusunu metrelerce uzaktan alır etrafımızda pervane olurlardı.
heyecanla kuyruk sallar “ne olur bize bir tutam verin” diye adeta yalvarırlardı.
kıymayı attığımızda bu karşılıksız iyiliğimizin mantığını çözemeden, minnet dolu şaşkın bakışlarla onu havada kaparlardı.
damaklarına bulaşan et kokusunun mutluluğuyla kuyruklarını sallar, bize teşekkür etmek için üzerimize sürtünürlerdi..
sonra..
sonra titremeye başlarlardı.
ardından nefes almaları zorlaşırdı.
boğulur gibi hırıltılar çıkararak nefes almaya çalışırlardı..
ağızlarından burunlarından köpükler çıkmaya başlardı.
bazen kan kusarlardı..
soluk borularını, midelerini parçalardı zehir..
bunlar olurken genellikle gözlerimize bakmaya çalışırlardı
bana bir şey mi yaptın..;
beni kurtarabilir misin; der gibi bakarlardı.
lütfen bana yaradım et;
beni neden kandırdın;
bana bunu neden yaptın; der gibi bakarlardı
en çokta çırpınırlardı ölürken.
vücutlarının bir kısmı felç olur
bir kısmı kasılır
bir kısmı titrer..
çok karmaşık bir olaydır zehirlenen köpeğin ölümü.
bazıları çığlık çığlığa can çekişirken
bazıları hafif iniltilerle
bazıları da sessizce ölürlerdi..
nedense hepsi ağlardı can verirken..
bakışları bir bilmece gibi olurdu hep..
bakışlarının okunmasına asla izin vermezlerdi ölürken.
kıyma yetsin diye az az atardık..
az attığımız için daha zor ölürlerdi..
çırpına çırpına ölürlerdi..
can çekişmeleri dakikalarca sürer, çocuklar onları izlerdi..
şişmiş cesetlerini bir kamyonete atıp çöp sahasına götürürdük.
iki kişinin amiri olmak beni fazlasıyla mutlu ederdi.
bir sorumluluğumun olması önemliydi benim için.
düşünebiliyor musunuz; öldürme emri verebiliyordum.
hayvanların kaderleri iki dudağımın arasındaydı..
zabıta şapkamla gurur duyuyordum.
ekiptekilerin biraz önlerinden yürürdüm hep.
amirleriydim ne de olsa..
koskoca ümraniyenin bu büyük sorununun sorumluluğu benim üzerimdeydi.
az iş değildi bu: yöneticilik yeteneği ve dirayet isterdi..
öyle sıradan insanın yapacağı kadar basit bir iş değildi.
bir ilçenin köpek sorununu çözen önemli bir memurdum ben..
akşamları rakı masasında süsler süsler anlatırdım bu infazları..
çeşitli maskaralıklarla ölen köpeğin taklidini yapar güldürürdüm herkesi..
bir cellattım ben.
dilediğimi öldürtüyordum.
yok etmenin psişik cazibesi beni sarmıştı.
gücün doruklarında hastalıklı bir mutluluk yaşıyordum.
köpeklerin tanrısıydım ben.
asırlardır süren bastırılmış vahşi duygularımı tatmin ediyordum.
avlanma çağlarından beri genlerimden silinmeyen ilkel duygularımı besliyordum.
ölüm emri vermenin girdabıyla karanlık, sadist duygularımı doyuruyordum.
sanırım 20 gün kadar sürdü bu katliamlara katılmam.
benim için biçilmiş kaftandı bu iş.
çünkü işimizi kısa sürede bitirip ellerimi yıkayıp üniversiteye gidebiliyordum.
ben bir toplumbilimci adayıydım..
felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji dersleri verecek formasyonla donatılıyordum.
bir gün infaz için ümraniye kazım karabekir mahallesine gidecektik.
orada çok köpek vardı.
dolayısıyla zehirli kıymayı daha çok hazırlamıştık.
ilk iki köpeğe kıymayı attığımı hatırlıyorum.
yaşlı bir adam bizi kömürlüğüne götürdü.
orada tanımadığı bir köpek doğurmuş 7-8 yavru yapmıştı.
onları öldürmemizi istiyordu.
yavrular ananın memelerine yumulmuştu.
ana bizi görünce tedirgin oldu.
yavrularını korumakla kaçırmak arası kıvranmaya başladı.
ancak kıymayı görünce sevindi.
çocuklarına süt verecekti
yemeli sütü çoğalmalıydı.
üstelik bu gecekondu semtinde kıyma onun için olağanüstü bir ziyafetti.
mutlulukla ete uzandı.
kuyruğunu salladı.
bakışlarıyla teşekkür etti.
bir tane daha attık.
onu da bir hamlede yuttu..
titreme nöbetleri başladı..
sarsıldıkça yavrularının ağzı memesinden kopuyordu; onları patisiyle tekrar memesine iterken ölüm nöbetleri sıklaşıyordu.
ihtiyar.
yavrularına da yavrularına da verin.. ben ne yapacağım onları..; diye sürekli söyleniyordu..
kıymadan küçük parçalar koparıp yavrulara yedirmeye çalışıyordum.
ama çok miniklerdi ve yemekte zorlanıyorlardı.
bu arada ağzından köpükler çıkmaya başlayan anne bana doğru sürünerek geldi. isıracak diye bir elime aldığım taşı kafasına vurmaya hazırlanıyordum ki olağanüstü bir şey oldu: ayağımı, ellerimi kanlı diliyle yalamaya başladı..
bir yandan burnunun ucuyla yavrularını iterek yerdeki zehirli kıymadan uzaklaştırmaya çalışıyor
diğer yandan gözlerime yalvararak bakıp ;ne olur onlara zehirli kıyma verme; der gibi başını sallıyordu..
iki-üç kıyma yediği halde ölmemekte direniyordu.
ağzından kanlar gelmeye başladığı halde can havliyle yavrularının uzaklaştırmaya çalışması, ellerimi yalvarır gibi yalaması ilginç bir sahne oluşturuyordu.
sanırım manzara şuurumu biraz bulandırmıştı..
ihtiyar adam yavruları gösterip.
memur bey ağzını parmaklarınla açıp öyle sok kıymayı… ağzını açıp öyle sok..; deyip duruyordu..
birdenbire bir şeyler oldu bana..
devletin memuruydum ve adam bana emir veriyordu..
sinirlendim.
ben devlet memuruyum. bana nasıl emir verir gibi konuşursun lan; diye bağırdım.
yavruların hali sanırım etkilemişti beni.
içimdeki insani duygular canlanmıştı sanırım.
sonra ben ne yapıyorum yahu; dedim kendi kendime.
sapık mısın lan; dedim kendi kendime
yavruları var daha gözleri açılmamış, bu şerefsiz ihtiyarın sözüne bakıp onları nasıl öldürüyorsun lan; dedim kendi kendime..
adama daha çok sinirlendim.
öldürmüyorum lan pezevenk. defol git; diye bağırdım
emrimdeki itlaf işçilerine; bugün bu kadar yeter, hadi gidiyoruz; dedim.
uzaklaşırken yavruların, yerde son çırpınışlarını yapan annenin memelerini emmeye çalıştıklarını gördüm en son..
birde; kıyma yediği için yerde çırpınan, gözleri henüz açılmamış yavrunun o durumdayken bile annesini arandığını gördüm..
Belediyeye döndüğümüzde moralim bozuktu..
mutsuzdum.
garip bir hüzün çöreklenmişti içime..
elbisemi değiştirip meyhaneye gittim.
o gece sabaha kadar kabus gördüm..
insanların beni zehirlediklerini, ağzımdan kanlar geldiğini, nefes alamadığımı…
sabaha kadar o yavru köpeklerle uğraştım.
onların, anamı neden öldürdün amca; diye ağlaştıklarını gördüm..
ertesi gün zabıta amiri zaim sancak;a bu ekipte çalışmak istemediğimi söyledim.
ve o ekipten böylece ayrıldım.
sonraki günlerde vicdan azabı beni kuşatmaya başladı.
bu azap gün geçtikçe çığ gibi büyüdü
orman yangını gibi büyüdü.
bu azap gün geçtikçe işkence olmaya başladı
bu azap boynuma bir kement gibi
beynimde bir yangın gibi
alnıma bir leke gibi kaldı hep..
hiçbir zaman aklımdan çıkmadı yaptığım katliamlar.
otururken, kalkarken, yerken, uyurken..
gülme yeteneğimi kaybettim o günden sonra..
daha suskun
daha içine kapanık bir insan oldum. sürekli bir kabusun içinde yaşadım
üniversiteyi bitirdiğimde pendik belediyesinde şube müdür yardımcısı oldum..
bugünkü başkan yardımcısı düzeyi yani..
temizlik işlerinden de sorumluydum.
itlaf ekibi bana bağlıydı.
asla köpek öldürtmedim.
belediyede yıllarca müdürlük yaptım ve cinayetlerimin diyetini vermek için vatandaşın hiçbir şikayeti kaale almadım.
onları çağırıp nasihat ettim.
onlara köpeklerin asla öldürülmemesi gerektiğini, öldürmeye hakkımız olmadığını anlattım.
her insanın içinde bir katil vardır.
genlerinde mağara döneminden kalma öldürme güdüleri vardır.
insan beyni bilimle, sanatla, sevgiyle aydınlandıkça bu güdüler azalır ve yok olur.
sonraki yıllarda yaptığım katliamların azabı daha çok büyüdü
cinayetlerimin acısı beni daha çok kuşattı.
karınca ezmemek için yolumu değiştirmeye başladım.
odamdaki sivrisineklerini camları açıp çıkarmaya çalıştım. asla öldürmedim.
akrep yakalasam emin bir yere bıraktım.
ama köpekler
köpeklerin karşısında kendimi hep suçlu hissettim.
onlarla asla göz göze gelemedim.
onlardan utandım.
onlardan kaçtım.
nerede bir yalnız yavru görsem içim kan ağladı.
annemi sen mi öldürdün…? diye hep sorguluyorlardı beni sanki..
bir an olsun yakamı bırakmadı o yavruların haykırışları..
beynimden zehirlenen köpeklerin çığlıkları eksik olmadı hiç..
bir katilin suçluluk duygusu içinde, aşağılık duygusu içinde yaşadım hep.
bunları yazmaktaki amacım tüm katillere seslenmektir.
katillere, katil adaylarına sesleniyorum: öldüreceğiniz hayvanın gözlerine bakın; orada zavallılığınızı göreceksiniz..
orada ben sana ne yaptım.. seni korumanın, sana köle olmanın dişinde ne yaptım; diye yakaran bir ana bir baba bir kardeş göreceksiniz..
orada sessiz bir çığlık
orada çaresizlik
orada acı göreceksiniz..
orada merhametsizliğinize karşı sevgi
canavarlığınıza karşı saygı göreceksiniz..
itlaf ekibindeki arkadaşlar..
lütfen öldürmeyin..
öldürmek size ve ailenize uğursuzluk getirecektir.
psikolojiniz bozulacak, hayat size zehir olacaktır.
o hayvanların çırpınışları sizi çarpacaktır.
o hayvanların ağızlarından çıkan köpükler
o hayvanların ağızlarından dökülen kanlar sizi boğacaktır.
amirler, müdürler size sesleniyorum: siz isterseniz hayvanlar ölmez..
inanın asla öldürmeye mecbur değilsiniz..
onların yaşamı iki dudağınızın arasında.
onların yaşama haklarına saygı duyar ve birazcık fedakarlık yaparsanız ne olur sanki..
küçük dağları ben yarattım demeyin asla..
ben nasıl çırpınıyorsam şimdi zehirlenmiş bir köpek gibi
nasıl boğulur gibi yaşıyorsam 24 saat
her anım bir yangının içinde nasıl geçiyorsa
sizde öyle olacaksınız yarın..
inanın içinizde bir damla insanlık varsa
her öldürdüğünüz köpek için, bin kez öleceksiniz..
bende müdürlük yaptım sizin gibi
öldürtmedim ve hiç bir şey olmadı..
hayvanları şikayet eden ruh sağlığı bozuk bazı kişilere alet olmayın lütfen.
sevgisiz büyüyüp toplumda canlı bomba gibi gezen canavarların şikayetlerine kulak asmayın lütfen..
sokağını bekleyen, orayı sahiplenen köpekleri öldürtmek isteyen psikopatların maşası olup masum canlara kıymayın lütfen..
ve siz köpekler..
katiline bile sevgiyle yaklaşan
katilini bile koruyan müthiş canlılar.
sizin karşınızda insanlığımdan utanç duyuyorum.
siz olmazsanız yaşamak için sebebim kalmayacak biliyor musunuz.
hiçbir ilaç dindiremez size yaptıklarımın acısını
hiçbir psikiyatr teskin edemez, kandıramaz beni suçluluğumdan olayı
hiçbir tanrı kurtaramaz beni vicdan azabından
hiçbir cehennem yeterli gelmez günahlarımın kefaretine..
siz köpekler
sizleri kalleşçe kandırıp öldürdüm hep
arkanızdan vurdum sizi
alçakça vurdum sizi..
zavallının biriyim ben.
şerefsiz bir mazisi olan katilim ben..
acıların okyanusunda çırpına çırpına boğulmak yetersiz benim için.
şimdi sadece intihar kokuyorum
şimdi her hücremde bir köpek mezarı var .
zehirlenirkenki çırpınışınızı yaşıyorum sürekli
sürekli yavrularınızın çığlıkları kulaklarımda
ne çıldırabiliyorum, ne ölebiliyorum.
ben köpekleri değil, kendimi zehirlemişim meğer..
biriniz beni silkeleyip uyandırsın lütfen bu kabustan.
ve asla hayvan öldürmedin, bir karabasandı gördüğün; desinler lütfen.”

Li-3, Adem ile Havva’nın Güncesi'ni inceledi.
 14 May 13:30 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi

SADECE ADEM İLE HAVVA'NIN GÜNCESİ ÖYKÜSÜNÜN YORUMLAMASI


Öncelikle bu yazıyı okurken arka fonda, aşağıda ilişik olan şarkıyı dinlemenizi hatta sonrasında klibini izlemenizi öneririm.

SOKO - First Love Never Die : https://youtu.be/-_Y2jfK06pY

---------------------------------------

Havva anamız Adem babamız veya Eva anamız Adam babamız dünya yuvamız.

Düşünsenize, gözünüzü bir açmışsınız, her yer o kadar canlı renklere sahip ki!
Her şey o kadar saf ve temiz ki aldığınız oksijen ciğerinizi yakıyor. Daha yeni doğdunuz ve yeni doğar doğmaz gözleriniz yanmaya başlıyor cennet bahçesinin zerafetinden.

Bir gün uyanmışsınız ve kaburganızda bir leke var. Yanı başınızda da uzun saçlı bir yaratık! Kim bu nereden geldi? Zararlı mı? Yaratık doğruluyor ve ses çıkarıyor.
Her şeye isim takıyor. Adem'in peşinden ayrılmıyor. Çünkü bu yaratık sevgi dolu ve yaşadığı dünyayı hayvanları bitkileri o kadar çok seviyor ki her nesne ile arkadaş oluyor.

Yıldızlar ile dost oluyor onları selamlıyor. Adem'i merak ediyor ve sonra ne oluyor biliyor musunuz???

Adem'e değer veriyor. Tabi o zamanlar aşk meşk falan yok. Ama Eva anamız Ademi çok çok çok seviyor. Onun gönlünü almak için de yasak ağaçtan elmalar topluyor Adem'e veriyor.

-"Yasak elmalar bunlar. Onun dediğine göre bir iş açacakmışım başıma. Olsun!
Onu hoşnut kılmak uğruna, başıma gelecek her işi göze almaya hazırım." diyor koca yürekli Eva.

Adem ise hep ondan kaçıyor. Onun çekip gitmesini istiyor. Miskinliğine devam etmek istiyor.

-"Yeni yaratık kendisinin dişi olduğunu söylüyor. Belki de uyduruyordur. Her neyse, beni hiç ilgilendirmez.
Başımdan çekip gitse de şu çenesinden kurtulsam tek." diye düşünüyor Adem.

O malum elmanın yenmesiyle bütün dünya değişiyor ve dünyaya ÖLÜM geliyor. Kaplanların koynunda uyuyabilirdi Eva önceden ama artık uyuyamıyor. Bütün canlılar birbirlerini yemeye başlıyor. Ölüm dünyaya balyoz gibi iniyor.

Kaçıp iki insan başka yere yuva kuruyor. Bir gün Havva ufak bir yaratık ile beliriyor. Adını Kabil koyuyorlar. Kimse bu yaratığın ne olduğunu bilmiyor. Sonrada bir tane daha yaratık geliyor. Buna da Habil diyorlar.

Artık ilk ailemiz yuvasında yaşıyor. Zaman geliyor geçiyor derken dünyaya gelen ÖLÜM, herkese tadını tattırıyor.

Bildiğimiz üzere Kabil kardeşi Habil'i yaralıyor ve ölmesine sebep oluyor. Henüz aileden kimse ÖLÜMün ne demek olduğunu bilmiyor ki! Şeytanın tasvir ettiği gibi "uzun bir uyku hali, ama bildiğin bir uyku değil.". Eva ana için ne büyük bir acı. Dünyanın ilk cinayeti, ilk ölümü, ilk acısı, ilk kaybı, ilk gözyaşı.... Bir ananın ilk feryadı. Acaba Havva ana o elmayı yediğine pişman olmuş muydu oğlunu ölü görünce? Bunu asla bilemeyiz sanırım.

Ömrünü sevgiye ve güzelliğe adamış Havva anamızı saygı ve sevgi ile yad ediyorum.

Adem klasik erkek, hisseder ama pek belli edemez. Adem de onu çok seviyor ve hatta diyor ki:
-Aradan geçen bunca yıldan sonra, başlangıçta Havva'yı zaman zaman yanlış anlamış olduğumu görüyorum. Cennet Bahçesi'nde onsuz yaşamaktansa, dışarıda onunla birlikte yaşamak çok daha güzel. İlkin çok konuştuğunu düşünüyordum hep, şimdi ise bir gün susmasının, sesinin günlerimden silinmesinin benim için büyük bir acı olacağını düşünüyorum.
Bizi birbirimize yaklaştıran, bana onun yüreğindeki iyiliği, ruhundaki tatlılığı tanımayı öğreten o ilk kestane bin yaşasın!

Biraz ketum olsa da Adem baba iyi birisi. Havva yı çok sevmiş sonraları. Yukarıda da diyor ya..

Adem'in güncelerinde cümleler birer ikişer cümle ile sınırlı iken Havva'nın günceleri oldukça uzun ve betimleme kaynıyor. Çünkü Eva sevgi dolup taşan bir kalbe sahip. Konuşmayı da çok seviyor :)))

Çok enfes ve mizahi yönü güçlü bir öykü idi. Herkese tavsiye ederim. Normalde tavsiye işini sevmem pek ama bu kısa ve sıcacık öykü için istisna yapabilirim. :))

Okuyacak olanlara keyifler dilerim.

Bu öyküden edindiğim çıkarımlar şunlardır:

1) Dünyaya ölüm indiğinden bu yana, hayatı çok ciddiye almak aptallıktır.
2) Sevgi sadece insana değil canlıya, cansıza, dünyaya, galaksiye, evrene beslenebilen bir duygudur.
3) Sevdiklerimizin ölümüne ağlamak, kendi bencilliğimizden ileri gelir. Biz en çok kendimizi düşünürüz.
4) Sevdiklerimizin ardından elbette göz yaşı dökeriz ama dökerken de güzel anılar ile tebessüm edebilmeliyiz.
5) Sevgi yetmez tek başına; emek, özveri, mücadele, dayanışma varsa sevgi bir anlam kazanır. Yoksa sadece beş harfli bir kelimeden öte gidemez.
6) Sevdiklerimize kızarken, tavır alırken veya kötü söz söylerken, onların bir gün hayatımızdan göçüp gideceğini, ardından ise bize pişmanlıkların kalacağını düşünmek gerek bazen.
7) Kaybedişler aslında birer kazanımdır. Bazıları meyvelerini geç verir.
8) Sevilenler ihmale gelmez.
9) Sevdiğini söylemek, belli etmek ayıp bir şey değil.
10) Ayıp derseniz şayet, en büyük ayıbı işleyin. Şahane sevin, doğaçlama dans edin.
11) Sizi mutlu edecek şeyleri asla ve asla ertelemeyin. Mottomuz şu olsun "ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN"

Sevgi ile sağlıcakla, esen kalın.



Eva'nın mezarında ise şu yazılıymış:

Cennet, O'nun olduğu yerdi.
Adem

---------------------------------------
Final şarkımız da yine aynı sanatçıdan.
SOKO - We Might Be Dead By Tomorrow : https://youtu.be/hqj8_RdLoJE