• Ben yalnızca sağa sola dolaşıp durmaktan bıktım, can sıkıntısı içinde yüzmek istemiyorum artık. Bir nedeni olmadan mutlu olmak da istemiyorum; günün birinde gözlerimi açıp hepiniz gibi yaşlandığımı ama hala aynı balık olduğumu, ilk başta bildiğimden daha fazla bir şey bilmediğimi görmek istemiyorum.
  • 368 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Kendini Aşka Bırak
    Sophie Jordan,
    Kitaba bayıldım. Okurken her satırın zevkini aldım diyebilirim ilk kitapta da benim dikkat ettiğim Portiaydı.
    Zeki sorgulayan ve kitap kurdu. Ve istediğimin ötesinde bir kitap oldu. İnatçı ve istediğini alan
    Ve Heath ah ikiliye bayıldım özelikle ilk satırlarda tanışma anı ve sonrası çok iyiydi ortalarda beklenen şeyler gibi ama beni mutlu etti diyebilirim sevdiğim kitaplarda yerini aldı benim küçük çamur pastam okuyunca anlam vereceksiniz konuya gelince azıcık kopya çekeyim. Portia Derring, büyükannesinin bütün ısrarlarına rağmen evlilik fikrine bir türlü ısınamamıştır; annesi gibi, yolculuklara çıkarak dünyayı keşfetmenin hayalini kurar. Ancak Derring ailesinin son dönemlerde yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle büyükannesi, Portianın varlıklı bir erkekle evlenerek ailesini bu parasal güçlükten kurtarmasını ister.
    Heathston Moreton, cemiyet hayatının gözde bekârıdır. Tanınmış aileler kızlarını Heathle evlendirerek bu soylu ve zengin aileye dâhil olmak için birbirleriyle yarış halindedirler. Ancak Heath, ailesinde önceki nesillerde görülen ve deliliğe neden olan kalıtsal bir hastalığı bahane ederek evlilikten kaçar. Yakışıklı Kontun çapkınlıkları dillerde dolaşırken, aile büyükleri de onu evlendirmek için kolları sıvar. Ancak bu dikkafalı genç adamı evlendirmek hiç de kolay değildir. Okuyun Bu tür sevenlere güzel bir kitap tavsiye ederim
  • 7 - *** Yazık ***

    Uzun zaman ardından dışarıya çıkmış olmam, yüreğimde ve zihnimde yabancısı olduğum bir heyecana tanıklık etmemi sağladı. Kalabalığın ardına karıştığımda önce kendimi bir ruh gibi hissettim. Sanki görünmüyor gibiydim, insanlarla karşılaştığımda hafif sağa ya da hafif sola çekilerek onlara yol veriyordum. Dalgınlığım bir ara karşıdan gelen kişiyi fark etmemi engelledi. Son anda onu fark ettiğimde irkilir bir biçimde kendimi yeniden sağa attım. Sanki biraz daha geç kalsam beni ezip geçecekti. Bu yabancılık ve görünmezlik o kadar da kötü değildi. İlk zamanlar bunu dert etseniz bile, daha sonraları yokluğunuza alışır ve kendinizi aramaktan vazgeçersiniz. Kendinden de vazgeçmek anlamına gelir bu. İşte bu seviyeden sonra yalnızca başkaları için yaşar, başkalarının hayatlarını yaşarsınız. Bir banka oturup çevreden geçen insanları izlemek bu yüzden benim görev edindiğim bir olaydır. Bu olay öylesi güzeldir ki, birden fazla hayat yaşamak birden fazla mutluluk tatmak veya acı çekmek anlamına gelir. Acıya rağmen güzeldir çünkü hayatın bütününe giden yolda parkeler sanki acıdan var olmuştur. Bir tek onlar gerçektir ve bir tek onlardan çıkarılan dersler neticesinde yeni gerçeklikler yaratılabilir. Kimileri buna tecrübe der, kimileri ise bunun bir umutsuzluk yaratacağını iddia eder. Tecrübelerin yalnızca umutsuzluk yarattığı bir yaşam... Bu ağırdır, hem de çok ağır…
    Esen rüzgar ve bu soğuk hava çiftleri birbirine daha çok yaklaştırıyor, onlar yolun ortasından birbirlerine sarılmış giderken yalnız olanlar, mesele bakın, başında şapkası, elinde bastonu olan ve ağır ağır yürüyen gözlüklü yaşlı amca, daha kenardan yürümeyi tercih ediyor. Bana kalırsa eşini yakın zamanda kaybetmiş ve kendi de artık bu dünyada ki vaktinin dolacağı günü bekliyor.
    Ben de oturmuş kendi hiçliğimi bu gördüğüm insan manzaralarıyla var etmeye, ya da varsa da onu tamamlamaya çalışıyorum. Eğer sayfalardan başka bir dostum olsaydı, ona bu alışkanlığımı anlatsaydım, kesinlikle bana, benim bir zavallı olduğumu söylerdi. Neyse ki hiç dostum yok, sayfalar dışında ve neyse ki sayfalarında konuşmak gibi bir özellikleri yok. Daha çok dinlemek için var onlar, sır tutmak ya da hayallerin kendi üzerlerindeki resmedilişini izlemek için var.
    Ben de bir aralar yaşamıştım, hatta bir vakitler daha da güzelini yaşayabileceğim algısına kapılmış ve güzel bir hayatın varlığına kendimi inandırmıştım. Oysa… Oysa, bu yalnızca ölümümü hızlandırmaya yaradı. O günlerden, ileriki günlere bakıp mutlu olacağımı düşünürdüm, güzel hayaller kurardım ki bir süre sonra insan yalnız başına yapamaz bunu.
    Tükenir.
    Umutsuzluğa kapılır ve yalnızlığının karalığına gömülür.
    Hayal kurmak tek kişiliktir fakat onları gerçekleştirmek için bir kişiye daha ihtiyaç olur. O kişi bulunamadığı zaman, baş başa kaldığınız hayalleriniz tek tek terk eder sizi ve yalnızca nefes almanın yorgunluğunda sürer artık yaşam. Yorucu bir iş, oldukça yorucu, alınan her nefeste geçmişi hatırlamak, kaybolan umutları görmek öylesine kasvetli ve yorucudur ki, inanç denen şeyin içinizde kayboluşuna tecrübe demeye başlarsınız. Ben öyle diyorum. Ben mi diyorum acaba gerçekten, ne kadar varım ki, ne kadarını söyleyebileyim. Birazdan… Birazdan… Ya da yarın belki bilemiyorum, artık ne zaman bulunursam…
    Bunları okuyacak kişi ne düşünecek hakkımda, cesedime baktığında ‘’acaba ne derdi vardı’’ diye söylenir belki ilk önce. Sonra ‘’yazık’’ diye ekler. ‘’Yazık.’’
    Yalnızca ölüm değil birçok başka konu ve olayın kötü son bulmasının ardından, kırılan tarafın söylediği sözcük ‘’yazık.’’
    Beş harfe kimi zaman bir ömür, bir aşk sığdırılır böylelikle. Öyle olması temenni edilir ama o söz söyledikten sonra bu kez yürek sayıklamaya başlar onu, zihinle öyle bir arkadaşlık kurar ki yapılan fedakarlıklar gelir akla ve onlar akla her geldiğinde yine bir yazıklar olsundur dile dökülen…
    Ne değişir?
    Dile dökülenler şu vakitten sonra neyi değiştirme gücüne muktedir?
    Koca bir hiç.
    Birazdan ölecek beden gibi bir hiç..
    Yalnızca insanlarda değildir resmettiklerim ve hayatını yaşadıklarım, çok kez bir çiçeğin bir ağacın bedeninde hissetmişimdir ruhumu. Bu da kötü, Oldukça kötü…


    Çiçeklerin bu denli sık oluşu, insanlar arasında tanığı olmadığım bir olayı hatırlatır bana. Onların etrafa yaydığı bu kokular kendi köklerindeki sevgi ile doğrudan ilintilidir. Neden sonra bu sevgi sembolü, bir başka insana olan aşkını açıklama nedeniyle bir araç olur ve kökünden koparılır?
    İnsanlar… Ah bu insanlar. Siz onları tanımazsınız.
    Uykumun gelmek bilmediği gecelerin baş mimarlarını en iyi anlatan cümle;
    ‘’Bir var, bir yoktur.’’
    Onların o yokluklarından dahi bir vara tezahür etmek mümkündür. Bu tezahürün adına verdikleri tanımı ‘’Acı’’ adı altında toplamışlar. Varken belki size sahte mutluluklar yaşatırlar ve budalalığınız onları gerçek sanmanızı sağlar. Keşke acıları da aynı sahtelikte olsaydı ve ben bugün almış olduğum kararın arefesinde bu cümleleri yazmıyor olsaydım. Bu cümleler, bu kağıdın bekaretini bozma hakkını kendinde hunharca görürken benimde yaşamıma son vermeden az evvelki düşüncelerim oldular.
    Cümleler… Onlarda insanlar gibi bir var bir yoklar. Hayat gibi, oksijen gibi ve Aşk gibi.
    Keşke o çiçekler kökünden yalan sevdalar için ayrılmasaydı…
    Keşke bu ruh yalnızca kendi bedenine hapsolmayı başarabilse ve diğerleri gibi, bencilliğin maskesine sıkı sıkıya bağlanıp ondan hiç ayrılmasaydı.
    Ne derler ölmüş bir bedene?
    Önce yazık, sonra…? Sonra rahmet diler kimileri. Kimileri de bunun bir intihar olduğunu anlar ve zayıflık olarak niteler belki. Ama hayır! İşte bu zoruma gider. Çünkü gerçek zayıflık bencillik maskesinden hiçbir zaman kurtulamamak, vefasızlığın kucağında yaşayıp etrafa hala gülücükler saçabilmek iğrençliğidir. İnsan mutlu olmak için böylesi bedbahtlıkları nasıl olur da hak sayar…
    Belki de onlardır haklı olan, belki de yaşamak için, mutlu bir hayat sürdürebilmek için, böyle davranmak gereklidir. Ölmek için ise…
    Ölmek için gerekli olan tüm şeyleri yaşadım…

    Ötesi yok...

    - Bu mektubun sonuna eklenen tarih, başka bir başlangıcın vücut bulmasıdır. Ölümümden fiziki anlamda kimse sorumlu değildir...


    °°° Vaveyla °°°

    https://www.strawpoll.me/17261037
  • 280 syf.
    ·4 günde·10/10
    Bir noktayla başlar hikaye.

    Başlamak Besmele'siz olur mu hiç?

    Besmele noktasız başlar mı hiç?

    İsterdim ki bu kitabı Ankara'dan Kars'a doğru yol alan bir Doğu Ekspresi'nde okuyayım. Adı malûm, 'Yol Hali'. İnsanın canı seyahatler çekiyor. Hâlden hâle geçmek, bir yola revan olmak istiyor insan. Velhasıl yazar da seyahatlerini dillendirmiş arada. En önemlisi de hayalini kurduğum Ortadoğuya dair notlarını sıralamış bir bir. Kudüs, İran, Şam...

    Yine bir Nazan Bekiroğlu güzelliği var karşınızda. Her tele dokunmuş, her derdi dillendirmiş, her gidişi anlamlandırmış. Tarihe şöyle bir dokunup, kavimleri, sultanları, helak olanları, kısacası bu dünyadan gelip de geçenleri dile dökmüş... Gidişe dair aklına geleni, gönül süzgecinden geçirmiş.

    Gidiş ki bazen vuslata çıkar yol bazen Hakk'a. Bu gidişlerden en acı vereni, en kalbe dokunanı ise Şeb-i Yeldâ, 1914 gecesi... Allah cümlesine rahmet eyleye...

    Hayır olsun gidişlerimiz derken, insanlığın yaydığı şer nokta koyuyor hayata. Yine bir sorgulama alıyor benliğimizi. Fe eyne tezhebûn?

    Gezebildiğin kadar gez, hatta toprağına kök sal gittiğin yerin yine de yabancı gelir sana bir şeyler. İşte o zaman anlarsın diyor yazar, Adem'den bu yana bu yer'li olmadığını. Bağlıyor aitlik hissini sahiplik hissine ve vurguluyor özellikle, ne aitsin, ne de sahibi değilsin bu yeryüzünde hiçbir şeyin. Üstünlüğün de yok, anla!

    Böyle böyle yollardan, dağlara oradan da yağmura coğrafyaya, şehirlere bağlıyor bu gidiş gelişleri. Beklemeyi öğretiyor, özlemeyi, kavuşmanın heyecanını anlatıyor bazen, bazen de ebedî ayrılıkları... Nihayete erdiğinde ise size yolculuktan dönmüş olmanın mutlu bir yorgunluğu çöküyor.

    Kalemin daim olsun. Sen hep yaz ki bu yol hali hiç bitmesin...
  • Mutlu olmak için hep acelemiz vardır...
  • Kendimi yerinden sökülmüş bir bitki hissetmek, hep daha uygun daha elverişli bir iklim aramak, hiç bulamamak, mutlu olmak istemek, herkes için iyi şeyler düşünmek. buna rağmen küçük hesaplarla büyük tereddütler arasında bocalayıp durmak
  • 189 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Gerçekten İnsanların "Özrü" beyinlerinde olduğunu anlıyorsunuz. Ayrıca İnsanlar bakarken onların dış görünüşüyle degerlendirmeyin bakışlarınız onları üzebilir kalplerinizle onlarında normal insanlar oldukları bilinciyle bakın ben bile farkında olmadan bu şekilde baktığımı fark ettim..
    Azim, Cesaret, Aile olmak, İnsan olmak üzerine güzel bir kitap...