Alperen Tekin, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

İyileşme doğrultusunda bir adım daha: Özgür ruh bir kez daha hayata yaklaşır, emin olabilmek için, yavaşça, neredeyse gönülsüzce, neredeyse güvensizce. Daha ısınır, eskiden olduğu gibi; duygu ve sempati derinlik kazanır, her tür eritici rüzgar başından eser. Sanki gözleri ilk defa şimdi, yakında elinin altında olanı görmüş gibi gelir ona; şaşırmıştır ve sessizce oturmaktadır: Nerede kalmıştı? Bu yakın ve diğer (öteki) şeyler: Ona ne kadar değişmiş olarak görünüyor! Aradan geçen zaman içinde nasıl da ince bir doku ve büyülü bir hava kazanmışlar! Minnettarlıkla geriye bakar – minnettarlığı seyahate, kendi sertliğine, kendine yabancılaşmasına, uzak görüşüne ve soğuk tepeler üzerinde kuş gibi uçuşunadır. Narin, aptallaştırılmış bir aylak gibi hep “evde”, hep “kendi kendine” kalmamış olması ne iyi! Kendisinin ötesine (dışına) geçmiştir: Bundan kuiku duyulamaz. Şimdi ilk defa kendisini görüyor – ve orada ne sürprizlerler karşılaşacak! Daha önce eşi benzeri görülmemiş ne ürpertilerle! Bitkinlik, eski hastalık, nekahet döneminde olsa bile, ne mutluluklarla! Marazi sessizlik içinde oturmak, çıldırmamak için sabretmek, güneşin altında uzanmak onu nasıl da mutlu ediyor! Kışın mutluluğunu ya da güneş ışınlarının duvardaki beneklerini kim onun kadar anlayabilir! Onlar, yolun yarısında bir kez daha yüzlerini hayata döndüren bu iyileşenler ve kertenkeleler dünyadaki en minnettar ve aynı zamanda en mütevazı hayvanlardır – aralarında hayatın geride bıraktığı patika yolun kenarında kısa bir şükran şarkısı (Loblied) söylemeden tek günün geçmesine izin vermeyenler vardır. Ve olanca ciddiyetle söylenir: Bu özgür ruhların yaptıkları gibi hastalanmak, yeterince uzun bir süre hasta kalmak ve ardından giderek daha uzun sürelerle sağlıklı olmak, yani “daha sağlıklı” demek istiyorum, (eski idealistlerle iflah olmaz yalancılar kanserli hastalardır bilindiği üzre) her türlü kötümserliğin (Pessimismus) gerçek dermanıdır. Bunda bilgelik (Weisheit) vardır, yaşamın bilgeliği, kişinin kendisine sağlığı bile uzunca bir süre yalnızca düşük dozlarda önermesinin bilgeliği.

İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap, Friedrich Nietzsche (Sayfa 16 - Önsöz)İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap, Friedrich Nietzsche (Sayfa 16 - Önsöz)
Eliiflik, bir alıntı ekledi.
4 saat önce

Eskisi gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum; ama çocukluğun sona erdiğini biliyordum.

Sol Ayağım, Christy BrownSol Ayağım, Christy Brown
Esma Balı, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Onu unutmak, hayatının en candan bir mutluluk dönemini unutmak, yaşamamış olmak, en mutlu günlerini acıyla hatırlamamak değil miydi?

Eylül, Mehmet RaufEylül, Mehmet Rauf
Semih, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Tek yapmamız gereken durmak ve satın almadan önce “Neden?” diye sormak.

Azla Mutlu Olmak, Francine Jay (Sayfa 40 - Aganta Kitap)Azla Mutlu Olmak, Francine Jay (Sayfa 40 - Aganta Kitap)
Yağmur, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bak Serra,sana bir şey söyleyeceğim,hiç kimse savaşmadan başaramaz.Bu,hayatta her konuda böyle.Mutlu olmak istiyorsan savaşacaksın.Bu da bir tür yarış.O nedenle kaybedebileceğini de bilecek,Zihni’nin bir yerlerinde hazırlıklı olacaksın ama kazanmak için de elinden geleni yapacaksın.

Adım Adım Hayata, İpek Ongun (Sayfa 286)Adım Adım Hayata, İpek Ongun (Sayfa 286)

Herşey Dündür Bugün Hariç
Her zaman mutlu olmayı öteleyen insanları anlamamışımdır. Acılar nasıl ki yaşanır ve sonra daha sonraki yolculuğunuzda size yarenlik etmek üzere heybenize katılırsa mutluluk da zamanında yaşanması gereken bir duygudur. Kimse acısını ertelemeyi düşünmez. Kimse acısını erteleyemez. Ama nedense mutlu olmak hep gelecektedir. Bu işin içinde belki de biraz benim beceriksizliğim de var. Çünkü ben gelecekten mutlu olma yeteneğine sahip değilim. Şuan ne hissediyorsam onu hissedebilirim. Şimdi Çok ama çok keskin. Şimdinin acısı büyük ve derin. Ve yaşayabileceğimiz tek an şimdi. Şuan buradayken gelecekteki gibi hissedemeyiz. Gelecektede şimdiki gibi.

Geçmişe el atamazsınız. Değiştiremezsiniz. Belki sevmekte bile zorlanabilirsiniz geçmişi. Kurtulmak istediğiniz bir yük, İzini silmek istediğiniz, yaşanmadı sayılacak bir zaman dilimi de olabilir.
Öte yandan mutlu olduğunuz bir zaman dilimi de. Geçmiş ne kadar artarsa artsın hep bir nostalji kadardır.(Nostalji yunanca kökenli bir kelime olup esiki bir yaranın verdiği tatlı sızı anlamına gelmektedir.)Hep bi tebessüm kadardır.El atıp hatırlayabileceğiniz kadar , fotoğraflarda dokunabileceğiniz kadar yakın değiştiremeyeceğiniz ve zamanın uzunluğunu tekrar kavrayamayacağınız kadar uzak.
‎Gelecek sizin elinizde iyi veya kötü olmaya yakın bir dündür. Şöyle de denilebilir. Her şey dündür, bugün hariç. Dün ile bugünün can alıcı farkı ise bir şeyleri değiştirebileceğiniz tek zaman diliminin bugün olmasıdır. Tavsiye etmek istediğim şey anı yaşa mantığıyla sorumsuz davranmaya yöneltmek değil insanları. İnsanları yüzleştirmek istediğim bir şey var. Eğer yeterince yarıncı (bir başka deyişle düncü olursanız) hayattan düşeceksiniz. Hayat bir viyadüğün üzerinde kıvrılan hızlı tren. Durmayacak. Mola kabul etmeyecek. Ara duraklardan yolcu kabul etmeyecektir. Herkes trenin içinde olmak zorundadır. Zira şehirler arası otobüs terminallerine de uğramayacaktır.
‎peki ne yapılmalı?
‎İnsanlar yine de düşünmeli, hayal etmeli, mutlu olmalı, hiç bitmeyecek ve hiç yanlışlar yapılmayacak gibi sevmelidir.Ama hiç unutmamak lazım. İstediğiniz hiç bir şey gerçekleşmeyebilr.[Hayat bir dilek gerçekleştirme makinesi değil.(-Aynı yıldızın altında-) ]. Gelecek geldiğinde bu olmayacak zaten, göreceksiniz. İşte bu ihtimal göz ardı edilmemesi gereken, şimdiyi parlatmak zorunda olduğumuzu fısıldayan ama bağırmayan, duymak istemediğimiz çatlak sestir. Geleceğin size getirdiklerini hiç beğenmediğinizde , dünü yatıştırıcı bulmadığınızda, başarısız olduğunuzda, kendinizle baş edemediğinizde hatırlamanız gerekir. Mutluluk bir duygudur. Maddesel hiç bir şeyle alakası yoktur. Ve bugün mutluluk için en büyük kaynaktır. Yeniden başlayın, savaşın, sizi mutlu edecek bugünleri dünler yapın.
‎ Hayat devam edilmesi gereken yolculuk. Trenden dışarı çıkamayacaksınız. Eğer bugün mutluysanız her zamandan daha çok mutlusunuz. Çünkü geçmiş hiç geçmeyebilir gelecek ise hiç gelmeyebilir.

Bu satırları yazmak zorunda hissettim kendimi. Çünkü hep hatayı dışarda aradığımı(zı) düşünüyorum. Bir bakalım beraber.

Hayat seçimlerden ibarettir, sanırım hepiniz katılırsınız. Peki, bedelsiz bir şey var mıdır bu dünyada? Muhtemelen yoktur diyeceksiniz. En basit örnekle; seçtiğimiz bir şey, belki de seçeceklerimizin yerine geçtiği için aslında o kadar değerli değildir. Çünkü vazgeçtiklerimizin hepsi birer bedeldir. Karmaşık duruyor sanırım. Biraz detaylandırayım izninizle.

Bir restorana gittiniz. Tüm masalar boş. Hangisini seçerseniz seçin, seçmedikleriniz aklınızda kalacaktır. Şunu mu seçseydik, o mu daha iyiydi vesaire. Fakat gittiğinizde tek masa olsaydı, hatta o da tuvaletin dibindeki masa olsaydı, yer bulduğunuz için şükredecektiniz. Ayrıca başka seçim olmaması da sizi kaybettiğiniz her hangi bir şey olduğuna dair üzmeyecekti.

Bir de hepimizin bildiği kapitalizm (sermayecilik) var. Konuyla alakasız demeyin sakın. Artık hepimizin içinde (elbette başta ben) bir kapitalist var, tüketmek için can atan. Siteyle alakalı örnek verecek olursak; kim bilir birçoğunuzda aylarca okumaya yetecek kadar kitap olmasına rağmen gidip yenisini alıyorsunuz (ben de yaptım bunu birçok kez). Doymuyoruz. Açız hepimiz. Daha çok, daha fazla, daha yeni, daha, daha, daha…

Çok kolay partner (eş) buluyoruz. Daha ilişki sürerken yenilerini aramaya başlıyoruz. Ne de olsa ikamesi (yerini doldurabilecek) çok çünkü. Zira size sinyal yakan kişi de muhtemeldir ki kendi ilişkisindeki her hangi bir çıkmaz ya da sıkıntıdan dolayı yenilerin peşindedir.
Hep yeniler, hep daha iyiler arıyoruz. Kıymet bilmek, vefa göstermek, sabretmek, kabullenmek, fedakarlık etmek… Şu kelimeleri bile okurken eminim birçoğunuzun içinden bu kelimelerin bazılarının tahammül edilemez olduğuna dair bir his geçmiştir. Nerden mi biliyorum? Çünkü ben de yazarken öyle hissettim.:)

Biz artık birer makineyiz. Eğitimle, sistemle, televizyonla, internetle ve diğer kitle iletişim aletleriyle programlanan. Üstelik bazılarımız direnmiyor bile. Hatta programlanmış şeklini en doğru hali olarak kabul edenler bile var.

İnsan hep böyleydi. Hep nefsi vardı. Hep kendine dönüktü. Menfaatçiydi. Fakat zamanımızın (bence tabii) çok önemli, elle tutulur ve gözle görülür bir farkı var. ‘Artık menfaatçi olmak ve sadece kendini düşünmek’ normal karşılanıyor. Bildiğim kadarıyla eskiden bunlar hep ‘etik dışı’ görülürdü. Şimdi kimsenin umurunda değil.

Sonra aşkı arıyoruz.

Hem kendimizden başkasını düşünmeyeceğiz, hem ilk fırsatta yenisine meyledeceğiz, hem tüm hatayı karşıda arayacağız, hem de aşk bizi bulacak ve mutlu olacağız.

Şaka gibi değil mi? :)))

Oysa hayatta hiçbir şey bedelsiz değildir!

ms.toprak, Mağara Arkadaşları'ı inceledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · 13 günde · Puan vermedi

Bunu söyleyecek kadar yaşlı değilim ama doğru, hayat telaşesi içinde yuvarlanıyoruz. Yuvarlanırken kime çarpacağınızı, kiminle beraber yuvarlanıp nerelerde mola vereceğinizi ayarlamanız gerekiyor. Sanırım ben Pazar sabahları soluksuz izlediğim çizgi filmlerindeki yuvarlana yuvarlana büyüyüp her şeyi herkesi içine aldıktan sonra taşıyamayıp hepsini dışa püsküren kartopuyum. Soğuğum ve ufukta güneş yok, kolay kolay erimem. Belki de eridiği için üzen kardanadamı olurum bi’ yirmi üç nisanı kutlayan çocuklara. Ders çalışan kitap okuyan kardanadam oynayamayan çocukların da kardanadamı olurum.
Çocuk da değilim ama yirmi üç nisanı kutlamadan ders de çalışmadan geçirdim bu yıl. Kitap okudum, Mağaradaki Arkadaşları. Farklı bir kitaptı, öykü kıtabı olması değil yazarının Ayfer Tunç olması farklı kılıyor onu. Hüzünlü Kadının kitabıydı fazla mutlu ya da okumak için fazla keyifsiz olduğum için elimde sürüklendi kütüphane defalarca mail attı bırakmam için, direndim. Okurken defalarca durakladım. Başladıktan sonra bitirmek istemediğim öyküler oldu. Okuduklarıma hüzünlere inanmadım. Belki kendimi gördüm belki de canımı acıttı, bu konuda emin olmak istemiyorum.
Buraya kadar yazımı okuma sebebiniz okumak konusunda tereddüdünüz ise bu kitabı okuyabilecek moral, devam edecek sadakat ve daha önce okuduğunuz Ayfer Tunç kitabı varsa pek düşünmeyin.Okuyun. Okurken öykülerin hüzünleri saracak etrafınızı, rüyalarınızı..