• https://www.youtube.com/watch?v=MTUsIRYeKIQ

    Cem Adrian - Mutlu Yıllar

    Benim için, siler misin geceyi gökyüzünden?
    Benim için, tutar mısın kendi ellerinden?
    Benim için, okşar mısın saçının her telini?
    Kendin için, yakar mısın mumları bu gece?..

    Mutlu yıllar, mutlu yıllar sevgilim... :))
    Sensiz kutlar, bu gece tüm aşıklar.
    Çok yalnızlar,
    Ellerinde yıldızlar.
    Bekliyorlar,
    Bizim için bir şarkı çal...

    Mutlu yıllar, mutlu yıllar sevgilim... :))
    Sensiz kutlar, bu gece tüm aşıklar.
    Çok yalnızlar,
    Kalplerinde umutlar... :))
    Bekliyorlar,
    Bizim için bir şarkı çal...

    Sessizliğin içindeyim,
    Çok karanlık bir yerdeyim,
    Uzat bana ellerini!
    Korkuyorum, derindeyim...
    Nefesim biter, sesim yetmez, çıkmaz sana yollar!
    Güneş doğar güneş batar, kayıp bize yıllar.
    Şarkı susarsa, bir gün yine başlar
    Kim bilir, bir gün güneş, yine bizim için doğar...
  • Alışkanlıkların tuhaflıklarını insanlara sigara bırakmalarında yardımcı olan bir hipnozcudan öğrendim. Bana ondört yaşında bir çocuğun partide olduğunu düşünmemi söyledi. Bir kızla konuşmak istiyor ama korkuyor. Sinirlerini yatıştırmak için bir sigara yakıyor ve işe yarıyor! Kız ilgisine cevap veriyor ve mutlu kimyasallar akmaya başlıyor. Ödül büyük çünkü "üreme süreci" yle de ilgili. Nörokimyasal akış memeli beyninde büyük bir bağlantı oluşturuyor: Sigara hayatta kalmaya katkıda bulunur. Çocuk elbette bunları kelimelere dökmüyor ama bir sonraki "yaşamsal mücadele" de güvene ihtiyacı olursa beyninde sigara alarmı çalıyor. Her sigarayla bir yol inşa ediliyor.

    Yıllar sonra sigarayı bırakmak istediğinizde on dört yaşındaki çocuğun özgüvensizliği ortaya çıkıyor, çünkü sigara yolu olmadan nereye gideceğini bilmiyor.
  • 430 syf.
    ·17 günde·9/10
    Meryem Afganistanın Herat kentinde dünyaya gelmiştir.Annesi fakir bir hizmetçidir.Temizliğe gittiği evin Sahibi Celille yaşadığı yasak bir ilişki sonucu dünyaya gelmiştir Meryem.Meryem bunun farkıdadır ve bundan büyük utanç duymaktadır.Buna rahmen babasına karşı bir sevgi beslemektedir.Meryem annesiyle birlikte bir kulubede yaşar.Babası onu haftada bir görmeye gelir.Hediyeler,oyuncaklar getirir.Meryem babasının gelmesini her zaman 4 gözle beklemektedir.Annesi Meryeme ; onu mecburiyetten görmeye geldiğini ve onla baştan salma şekilde ilgilendiğini sürekli söylemektedir.Ama henüz yaşı küçük olan Meryem bu sözlere pek aldırış etmemektedir.Meryemin annesi Nana babası konusunda sürekli kızın üstüne gitmektedir.Meryem birgün evden kaçar.Ve şehirde bir sinema sahibi olan zengin babasının evinin yolunu Tutar.Sora sora evini öğreninir ve evinin bahçesinden girer.Diğer üvey kardeşleriyle karşılaşır.Hepsi güzel giyinimli zengin ve birsürü oyuncağı olan çocuklardır.Evin temizlikçisi çıkar kapıya ve içeriye giremiyeceğini söyler.Kız Celili görmek istiyorum diye üsteleyince evde olmadığını söyler temizlikçi.Meryem beklemeye başlar akşam olur gelmez.Gece olur hala bahçede beklemektedir Meryem.Sonunda evin hizmetçisi çıkar ve meryemi eve bırakmak üzere gönderildiğini söyler.Meryem üstelemez burdan gitmeyeceğini söyler.Sonunda celil çıkar evden ve onu arabasına atlatıp eve götürür.Ama döndüklerinde hiç bir şey Meryemin bıraktığı gibi değildir.Annesi Nana kulubenin yanındaki ağaçta kendini asmıştır.Meryem bu olaydan sonra ölümüne kadar kendini sorumlu tutucaktır.
    Sonra Celil Meryemi yanına alma zorunluluğu hisseder.Meryem çok kötü bir halde celilin evinde kendini odaya hapsederek geçirecektir günlerini.Sonra celilin bulduğu kendinden yaşca çok büyük olan Raşitle evlendirecektir onu celil.
    Evlendikten yıllar sonra Meryem komşusu olan ve küçük olan bir kızın hayatını kurtarır Bu kızın adı Leyladır.Savaş sırasında evi yıkılan ve annesini babasını kaybeden ondan öncede cocukluğundan beri erkek arkadaşı olan Tarıktan ayrılmak zorunda kalan Leylanın yaşaması için hiç bir sebeb yokken ; Meryemin kocası henüz 18 yaşında olan ve kendinden çok küçük olan bu kıza evlenme teklifinde bulunacaktır.Kızda o psikolojiyle bu teklifi kabul eder.
    Yine seneler geçer Meryemin bir kızı olur bu kızın Tarıktan olduğunu raşit yıllar sonra anlar ve hem Meryem hemde Leyla büyük eziyetler çekmeye başlar bu olaydan sonra.Bir gün Tarık Leyla onu görünce çok sevinir.Bu olaydan sonra onu Tarık öldü diye kandıran Raşite büyük kin duyacaktır.Leyla Tarığı eve alır ve onla sohbet eder.
    Bu olaydan büyük rahatlsızlık duyan Raşitin Leyladan olma diğer çocuğu Zalmay bu olayı babası Raşite söyleyince Raşitin gözlerini kan bürür.Leylayı tam Boğmak üzereyken Meryem onu kürekle kafasına vurarak öldürür.Raşit öldükten sonra Leyla Tarık Zalmay ve Kızı azizeyle birlikte çok uzaklara giderler mutlu bir hayatları olur.
    Meryem ise Kadın hakları ve özgürlüklerinin 0 olduğu ülkede idam edilir.
  • 198 syf.
    ·5 günde·Beğendi
    Çavdar Tarlasında Çocuklar bir öykü yazarı olan J. D. Salinger'in ilk ve tek romanı. Farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda yasaklanmış sansürlenmiş ciddi tartışmalara neden olmuş bir kitap.
    Açıkçası bu kitap okuma listemde değildi, hakkında ki tartışmalara kayıtsız kalamayıp listeme eklediklerimden oldu. Kimi kitaplar vardır onlarca kitap okumuş gibi hissettirir ya, işte bu onlardan biriydi çünkü kitap bitse de hissettirdikleri devam ediyor. Ana kahramanla tanışınca pasif hissediyorsunuz, hayatın neresinde durduğunuzu sorguluyorsunuz, ne kadar az düşündüğünüzü ya da gözlemlediğinizi fark ediyorsunuz.
    Keşke yakınında olabilseydim diyebileceğim Holden Caulfield'dan herkese ders niteliğinde bölümler okudum. En özellerinden birini, kitabın ana fikri niteliğinde olanını paylaşıyorum:

    #48531515

    Kitaba kısaca değinirsem;
    Ana kahramanımız Holden Caulfield'ın
    eğitim gördüğü Pencey'den başarısızlığı nedeniyle uzaklaştırılmasıyla başlayan olaylar, ailesinden habersiz New York'ta geçirdiği bir kaç gün içinde şekilleniyor. On altı yaşındaki bir çocuğun gözünden somut ve soyut pek çok kavramın eleştirisini okuyoruz. Özellikle ahlak, din, adalet ve sınıf farkı gibi kavramlara yönelik herkesi çok da mutlu etmeyecek nitelikte göndermeler var. Sanatçıları, yazarları kısaca entelektüel kesimi de unutmamış yazarımız. Bu yüzden satırlar kadar alt metinler de önemli. Dikkatli bir okursanız ilginç detaylarla karşılaşabilirsiniz. Aksi taktirde yazılanlar size sıradan bir ergen bunalımı gibi gelebilir.
    Günlük konuşma diliyle yazılan eser, ana kahraman Holden'ın ifadesiyle anlatılıyor. Kahramanımız ergenlik çağında olduğundan istenmeyen ifadelerle karşılaşıyorsunuz. Kimi yazar konunun önemine dikkat çekmek için rahatsız eder, Salinger de bunu yapmış aslında.
    Çünkü Holden, herkese her şeye keskin tanımlar yapıyor, üstelik hiç durmadan da yakınıyor. Kitabın giriş cümlesi bile göz ardı edilemeyecek nitelikte:

    #48532000

    Sayfalar ilerledikçe kahramanımızın oldukça bilinçli ve haklı nedenlere dayanarak yakındığını hatta farkındalık yaratan eleştirilerde bulunduğunu görmeye başladım. -Hangimiz o yaşlarda masumiyetin farkındaydık?- Asıl șaşırtıcı olansa bu çocuğun yalnızlık , umutsuzluk ve hiçbir yere ait olamamaktan güç almasıydı. Hiç karşılaşmak istemediğimiz bu korkunç duygular bir insanı bu kadar farklı ve güçlü nasıl kılabilirdi, üstelik on altısında? Peki, ne kadar dayanabilirdi?

    Birçoğumuz o yaşları geride bıraktık.
    Nedenli nedensiz öfkeye kapılmalarımız, bütün dünyayı karşımızda sanıșlarımız, hep haklı oluşlarımız olmadı değil. Geçişler çok da sorunsuz olmuyor ve Holden için de olmadı. Fakat yıllar geçse de tepkilerinin, eleştirilerinin, eylemlerinin haklı gerekçeleri olacak. Sonuç her ne olusa olsun ona kalanlar bu yüzden çok değerli. Hayatta önemli olan da bu değil mi? Bize kalanlar...
    Hayatın size kazandırdıkları mı çoğunlukta yoksa kaybettirdikleri mi?
  • Bugün doğum günümü unutmayıp bir mesajıyla beni mutlu eden ablacanım iyiki varsın Günay İlgar dilerim sen de çok çok mutlu olacağın yıllar geçirirsin sevdiklerinle. İyiki tanıdım seni.

    https://i.hizliresim.com/nbEd7a.png
  • 184 syf.
    ·3 günde
    Merhaba! Kitapta yer alan bazı olay ve cümlelere yer verdiğim için hiç okumamış birisinin keyfini kaçırmak istemem. Baştan bunu belirtmek isterim.
    Hani bazı kitaplar vardır,sırf okuma yetisine sahip olduğumuz için okuruz,sözcükler akar gider. Bazı kitaplarda ise sanki görünmez bir el kitabın içerisinden çıkar,sizi çekip alır ve içine girersiniz. İşte Şeker Portakalı da bu ikinci gruba ait bir kitap. Kitabın kahramanı gerçek yaşı 5,yalancı yaşı 6 olan(kitap içerisinde sebebi anlaşılmaktadır) Zezé adlı bir çocuktur. Fakat yazar öyle bir dil kullanmıştır ki, içinde çocukluğuna dair kırıntı dahi kalan herkes kendisini Zezé yerine koyup sanki kendisi yaşıyormuş gibi o çocukluk duygularını hissedebilir.

    Bir çoğumuzun bu kitabı çocukluk yıllarında okumuş olduğuna eminim. Bir çok fırsat geçmesine rağmen ben bunu yapamadım. Nedendir bilmem,herkesin sevdiği,yaptığı,okuduğu şeyleri denemekten uzunca bir süre kaçınıyorum. Hatta çekiniyorum diyebilirim. Bu yüzden Şeker Portakalı’nı okumak 20li yaşlarımı buldu. Fakat bundan dolayı utanç duymuyor,aksine gurur duyuyorum. Çünkü insanın algısı her yaşta daha farklı oluyor. Bunu bildiğim için de birçok kitabı yıllar sonra yeniden okumak ve daha farklı algılamak için can atıyorum.

    Başlıca karaterler: Çok haylaz bir çocuk olan Zezé’miz ,abisi Totoca, onu kollayan ablası Glória, hayal dünyasını genişlettiği küçük erkek kardeşi Kral Luís, arada harçlık veren ve ona bildiklerini anlatan Edmundo Dayı, biricik gerçek dostu Manuel Valadares(Portuga) ve kitabın isim kahramanı şeker portakalı fidanı Minguinho(Zezé ‘nin keyifli anlarında verdiği isimle Xururuca)dur. Zezé yoksul bir ailede yaşar ve bunun acısını her an hisseder. Çok zeki bir çocuk olduğu ve okumayı erken öğrendiği için yaşıtlarından önce okula gider.Herkesin mahallede bir terslik varsa mutlaka onu suçladıkları çocuk okulda öyle uslu ve başarılı olur ki öğretmenine her gün çiçek götüren,insanlara daha saygılı davranmayı öğrenen dev yürekli birine dönüşür ve her zaman kendinden daha yoksul ve zor durumda kalan insanlara yardım etmeyi ister. 5 yaşında olduğuna bakmayın aslında onun yüreği hepimizden büyüktür.İşsiz kalan babasının geçirdiği buhran hali,annesinin iş yerinde gece vardiyasına dahi kalması ve evin tek geçim kaynağı olması,ablalarının hem genç kızlık hem annecilik oynamasına sebep olmuştur. Zezé öyle akıllı bir çocuktur ki bazen onlardan kurtulmak ister bazen de Totoca’nın ayakkabı boya sandığını alıp günlerce çalışmak ve ailesine destek olabilmek ister.Yaşanan sıkıntılar sebebiyle yeni bir eve taşınan aile de herkes bahçeden kendisine bir ağaç seçer,Zezé ise ona güzel bir ağaç kalmadığını düşünür ve üzülür.İşte tam o anda Minguinho ile tanışır. Kimse duymaz ve bilmez belki ama Zezé’nin ilk dostu olur. Onunla sohbet eder,oyunlar oynar,güler,eğlenir,dertleşir bazen de ağlar.Zezé ne anlatsa ona cevap verir,hatta bazen eleştirir.Tıpkı gerçek bir dostun yapması gerektiği gibi. (Sanırım burada şahsen kitaba ismini veren şeker portakalı fidanının kitapta daha ağır basmasını,daha çok sayfada yer almasını dilerdim.)
    Belki yaşanan sıkıntılar,belki de aile kültürü sebepleriyle ailede haylaz çocuğa dayak atma alışkanlığı,ne yazıkki bu kitapta da yer alıyor. Ben ailemden hiç dayak yemedim,hatta nasıl hissettirdiğini bile bilmiyorum fakat her ne olursa olsun bir çocuk hastalanıp yatağa düşürülecek kadar dövülmeyi hak eder mi? ASLA. Maalesef yüreği kendisinden büyük kahramanımız,yaptığı her haylazlıkta dayak yer. Kitabı okurken eminim ki herkes onun vücudundaki acıyı hissetmiş,sanki kendisine vuruluyormuş gibi düşünmüştür. Bu sebeple çoğu sayfada gözlerimin dolduğunu,kendi kendime kitaba kızdığımı ve ben böyle yapmayacağım işte dediğimi söyleyebilirim. Belki de beni bu denli üzen şey bir kitap kahramanına dayak atılmasından çok gerçek hayatta da aynı şeylerin yaşandığını bilmektir. Bir çocuğunun umudunu kırmak ona yapılabilecek en kötü şeydir. Bunu Zezé ‘nin hevesle yapmaya çalıştığı ve diğer herkesinkinden daha güzel ve büyük olmasını istediği balonunu yemeğe vaktinde gelmediği için parçalayan ablası sayesinde bir kez daha anlıyoruz. Orada hangimiz üzülmedik? Hangimiz elimizden gelse de balonu tekrar yapabilsek demedik ki? İşte bu yüzden küçüğümüz ailesinden göremediği sevgiyi bir fidanda veyahut yabancı insanlarda bulmak ister.

    Bir gün kötü bir olay ile tanıştığı hatta ondan bizzat şaplak yediği,çocukça bir istekle ileride onu öldürme arzusu duyduğu Portuga ile tanışır. Portekizli adam öyle mükemmel gelir ki Zezé’ye elinde olsa onun çocuğu olabilmek,bir ömür onunla yaşayabilmek ister. Zezé’nin masumiyetini,zekasını,yoksulluğunu ve gururunu gören Portuga onu arabasıyla gezintiye çıkarır,sinemaya götürür, piknik yaptırır ve mutlu olmasını sağlar. Asla unutulmayacak dostluk böylece doğmuştur ve ölüm bile bu dostluğu kalplerden silemeyecektir.

    İncelemeden çok özet kıvamında olan bu yazımda beni etkileyen şeylere değinmeye çalıştım. Hayatında bir kez olsun yoksulluk gören veya yoksulu anlayabilen,çocukken hayal ettiği şeylerin bir çoğunun aslında asla gerçekleşmeyeceğini öğrenen, ve ruhu hala çocuk kalabilenler için mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum.
    "Hiçbir zaman okumak için geç kalmış sayılmayız.Sizi asla yüzüstü bırakmayacak olan kitapların dünyasına yeter ki girmek isteyin." Sevgilerimle.