Geri Bildirim
  • Alıntılar: #30633502 #30666365 #30686486 #30686610 #30686747 #30686943 #30687106 #30687203 #30689015 #30689262 #30689532 #30689741 #30689965 #30690041

    "Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler." diyor kitabın sonunda Peyami Safa.

    Gerçekten kendinde ya da yakın çevresinde büyük bir hastalığın acılarını, umutsuzluğa sevk edişini, yaşamaktan alınan tadı mahvedişini tecrübe etmeyenler, daha temkinli konuşmalıdır. Hastalığı kendinde ve çevresinde yaşamış biri olarak diyorum ki; en hakiki mutluluk sağlıklı olmanın verdiği mutluluktur. Siz, sağlıklı olanlar! Şükredin ve hasta olanlar için çaba gösterip, sağlıklarına kavuşmaları için dua edin. Siz, kendi seçimleri ya da bir talihsizlikle hasta olanlar! Sabredin, dua edin, çaba gösterin ve umudunuzu kaybetmeyin. Çünkü umut, hasta olan kişi için en gerekli ve en önemli ilaçtır.

    Peyami Safa'nın en ünlü eseri olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu daha yeni okuma fırsatım oldu. Ve çok beğendim. Olayların ifade edilişi, kişi ve olay tahlilleri, dilin akıcılığı... Okumakta geciktiğimi anlamış oldum. Kendi elinde olan kemik hastalığını,15 yaşında genç bir erkek üzerinden diz hastalığına çevirerek anlattığını tahmin ediyorum. Bu hikâyede kendi yaşadıklarından da esinlendiğini düşünüyorum.

    Bu kitapta, hastalığın genç bir bedene ne yaptığını, yaşından dolayı psikolojisi karmaşıkken, çektiği hastalığın nasıl daha da karmaşıklaştırdığını, çevresindeki kişilere karşı nasıl davranışlar sergilediğini, neler düşündüğünü okuyacaksınız. Belki de kendinizi bulacaksınız, yaşadıklarınızı yazılı olarak okumuş olacaksınız.

    Sağlık en büyük hazinedir. İyi okumalar.
  • “Dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var. Ondan kurtulamıyorsun. Bazen yolda olma hissi güzel geliyor. Ama anlık bir his. Çünkü gemi bir limana varacak ve gidiyor olmanın hissettirdiği hafifleme-rahatlama-kurtulma karışımı o anlamsız keyif bitecek. Biteceğini biliyorsan da sahip olduğun “An” en kıymetli şey oluyor. En basit izahı kaybetme korkusuyla elindekine daha çok sarılma psikolojisi. O an anlıyorsun ki mutluluk “An"a ait. Küçük bir çikolata parçasının verdiği haz, yarım kiloluk kavanozun dibini görene kadar kaşıkladığın hazla aynı değil şu hayatta. İlk öptüğündeki gibi çarpmıyor yüreğin uzun uzun öperken. Bir film izleyip “Bazen gitmek gerekir” diyorsun. İşte mutluluk o “An"a ait. Otobüs terminalinde içtiğin son sigaraya. Kulaklığında umutlu melodiler, bir elinde yeni bir kitap, diğer elinde o haftanın tüm mizah dergileri camdan dağları izlediğin "An"a. Mola yerinde yediğin gözlemeye. O "An” mutlusun işte. Sonrası yok. Çünkü vardığında anlıyorsun ki dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var.”
  • Tavsiye üzerine okuduğum bu kitaptan beklentilerim çok değildi başlarken. Motivasyon içerikli, anlık heyecan veren kişisel gelişim kitaplarından birimidir diye düşünerek, okumaya başladım. Doğrusunu söylemek gerekirse, neden bu kadar meşhur bir kitap olduğunu merak etdim. Okudukca tam tersi oldu. Hiç bir cümleden etkilenerek artık şöyle yapacam, böyle olucam demedim hiç. Ama farklı bir şey oldu. Bazı cümleler, bazı anlatımlar bir tokat gibi yüzüme vurdu. Farkındalık yarattı. Bazı şeyleri daha iyi anlamama neden oldu. Hayata bir de Mümin Sekman gözünden baktım. İyi de oldu aslında. Hayatla ilgili, psikolojik durumlarımızla ilgili bir çok şey kavradım. Bir çok şeyi anlamama neden oldu. En çok da yıllardır kendimle ilgili nedenini anlayamadığım ve bana gerçekten çok zarar veren bir özelliğimin nasıl yarandığını, benle nasıl bütünleşdiğini anlamış oldum. İnsan göremediği hedefi vuramazmış. Ben de yıllarca değiştirmeğe çalışdığım şeyin nedenini ve nereden geldiğini anlayamadığım için pek başarılı olamamıştım. Şimdi anlıyorum. Bu kitap sayesinde. Bunun için özel olarak teşekkür ediyorum!
    Başarı hiç bir zaman böyle büyük bir şey olmadı benim için. Kafayı başarılı olmaya takamadım hiç. Başarı benim için hep kendi irademle savaşda kazandığım o galibiyyetdi. Platon der ki: “En büyük zafer kendine galip gelmektir”. Ben hep kendime galip gelmeği, en büyük başarı bildim. Bu yüzdendir ki, bu kitapta ‘Dünya çapında başarılı değilsen, başarılı değilsin’ baskısının olduğu cümlesini okurken, bir anda farkına vardım. Mükemmel bir gözetim. Her şey burdan başlıyor aslında. Bu yüzdendir ki, bazılarımız ne yaparsa yapsın, başkalarının gözünde hep eksik kalıyor. En çok da ailelerinin. Bir insanın kendi ailesi içinde bile böyle baskının olması mutsuzluk ve özgüven eksikliği nedenlerinden en büyüyü. Başka hayatları umursamadan kendi hayatının başarısını yakalaya bilen insan en başarılı insandır bence. “Komşunun oğlu ve ya komşunun kızı” bir anne-babanın çocuğuna yaşattığı en büyük kötülükdür. Mümin Sekmanın da dediği gibi: “Çocuğun başarısızlığına gösterilen hatalı tepkiler, onda yetersizlik duygusu ve öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi oluşturur.”
    Kitabın özetinden bahsedersem, Mümin Sekman diyor ki, karşılaştığın her engelde pes etmek için binlerce bahane bula bilirsin, ama yaşamak istediğin hayatı yaşaya bilmen için irade gücünü kullanıp, aklını işe salıp, sonuçlarından mutluluk duyacağın yolu seçmekte ve ya seçmemekte özgürsün. Hangisini seçmiş olursan ol, seçimlerinden sen sorumlusun.
    Güzel bir kitaptı.
  • Dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var. Ondan kurtulamıyorsun. Bazen yolda olma hissi güzel geliyor. Ama anlık bir his. Çünkü gemi bir limana varacak ve gidiyor olmanın hissettirdiği hafifleme-rahatlama-kurtulma karışımı o anlamsız keyif bitecek. Biteceğini biliyorsan da sahip olduğun An en kıymetli şey oluyor. En basit izahı kaybetme korkusuyla elindekine daha çok sarılma psikolojisi. O an anlıyorsun ki mutluluk Ana ait. Küçük bir çikolata parçasının verdiği haz, yarım kiloluk kavanozun dibini görene kadar kaşıkladığın hazla aynı değil şu hayatta. İlk öptüğündeki gibi çarpmıyor yüreğin uzun uzun öperken. Bir film izleyip Bazen gitmek gerekir diyorsun. İşte mutluluk o Ana ait. Otobüs terminalinde içtiğin son sigaraya. Kulaklığında umutlu melodiler, bir elinde yeni bir kitap, diğer elinde o haftanın tüm mizah dergileri camdan dağları izlediğin Ana. Mola yerinde yediğin gözlemeye. O An mutlusun işte. Sonrası yok. Çünkü vardığında anlıyorsun ki dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var.
  • Sezar beni sevdikçe mutluluk gözyaşları döktüm onun için; talihi açıldıkça sevindim onun adına; yiğitliğiyle onurlandırdı beni; ama ihtirasıyla boy ölçüşernedim: Aşkında gözyaşı vardı; talihinde se­vinç; yiğitliğinde onur; ve ihtirasında ölüm.

    Shakespeare
  • Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

    Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

    Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

    Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
    ( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

    Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

    Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

    İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
    İyi Okumalar.
  • Kendi kendine konuşmayı otomatikleştirmek, stres azaltıcı bir teknik olarak işe yarar.
    Sorunlarla dalga geçmeyi başarabilenler, kendi kendilerine terapi yapmış olurlar.