• Abel Sánchez -Tutkulu Bir Aşk Hikâyesi- / Tula Teyze
    Aforizmalar
    Aforizmalar – Ciltli
    Aias
    Aias Ciltli
    Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
    Akıl Çağı
    Akıl Çağı Ciltli
    Akıl ve Tutku
    Akıl ve Tutku Ciltli
    Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler
    Alçakgönüllü Bir Öneri
    Alçakgönüllü Bir Öneri Ciltli
    Alman Göçmenlerin Sohbetleri
    Almanya Üzerine
    Almanya Üzerine – Ciltli
    Amphitryon –Molière’den Esinlenmiş Bir Komedi-
    Anabasis – On Binler’in Dönüşü –
    Andromakhe
    Anna Karenina
    Antigone
    Antigone Ciltli
    Antonius ve Kleopatra
    Argonautika
    Argonautika – Ciltli
    Ars Poetica –Şiir Sanatı-
    Âşık Şeytan
    Aşk Sanatı
    Aşk Sanatı Ciltli
    Aşk ve Anlatı Şiirleri
    Aşkın Emeği Boşuna
    Atebetü’l-Hakayık
    Atinalı Timon
    Atinalıların Devleti
    Atomcu Felsefe Fragmanları
    Avcının Notları
    Ayı -Dokuz Kısa Oyun-
    Babalar ve Oğullar
    Bâbil Hemeroloji Serisi
    Bâbil Yaratılış Destanı –Enuma Eliş-
    Bakkhalar
    Bakkhalar Ciltli
    Başkanın Ziyafeti – Parasızlık – Bekâr
    Baştan Çıkarıcının Günlüğü
    Beyaz Geceler
    Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine
    Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev
    Binbir Hayalet
    Binbir Hayalet Ciltli
    Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun -Petersburg Öyküleri ve Fayton-
    Bir Havva Kızı
    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü
    Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları
    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    Bizans’ın Gizli Tarihi
    Boris Godunov
    Böyle Söyledi Zerdüşt
    Budala
    Bütün Fragmanlar
    Bütün Şiirleri -Veronalı Catullus’un Kitabı-
    Büyük Oyunlar
    Büyük Timurlenk I-II
    Cardenio
    Carmilla
    Cennetin Anahtarları – Seçme Şiirler –
    Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar
    Çimen Yaprakları
    Cimri
    Çocukluk
    Coriolanus’un Tragedyası
    Cymbeline
    Cyrano De Bergerac
    Danton’un Ölümü
    David Copperfield
    David Strauss, İtirafçı ve Yazar Zamana Aykırı Bakışlar-1
    Dede Korkut Hikâyeleri – Kitab-ı Dedem Korkut
    Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
    Değirmenimden Mektuplar
    Deliliğe Övgü
    Denemeler
    Denemeler – Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü
    Deniz İşçileri
    Devlet
    Dhammapada
    Dhammapada – Ciltli
    Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    Dillerin Kökeni Üstüne Deneme
    Dionysos Dithyrambosları
    Diriliş
    Dîvân
    Dîvân-ı Kebîr
    Doksan Beş Tez (Latince – Türkçe)
    Dorian Gray’in Portresi
    Dörtlükler -Rubailer-
    Dostluk Üzerine
    Düello -Bütün Öyküler-
    Duino Ağıtları
    Duino Ağıtları (Almanca-Türkçe)
    Duman
    Düşünceler
    Düzyazı Fabllar
    Ecce Homo – Kişi Nasıl Kendisi Olur
    Ecinniler
    Efendi ile Uşağı – Bir Toprak Sahibinin Sabahı –
    Eğitici Olarak Schopenhauer Zamana Aykırı Bakışlar-3
    Elektra
    Emile
    Enkheiridion
    Ermiş Antonius ve Şeytan
    Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar
    Eugénie Grandet
    Ev Sahibesi
    Evde Kalmış Kız
    Evlenme Kumarbazlar
    Ezilenler
    Felsefe Konuşmaları
    Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
    Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün
    Fırtına
    Fragmanlar
    Frankenstein ya da Modern Prometheus
    Galib Dîvânı
    Gargantua
    Geceye Övgüler (Almanca-Türkçe)
    Genç Werther’in Acıları
    Gençlik
    George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?
    Germinal
    Gezgin Satıcı
    Gezgin ve Gölgesi – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Gılgamış Destanı
    Gılgamış Hikâyeleri
    Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine
    Gorgias
    Goriot Baba
    Gulliver’in Gezileri
    Gülme
    Gülşen-i Râz (Metni ve Şerhi)
    Gurur ve Önyargı
    Güvercinin Kanatları
    Güzel Dost
    Hacı Murat
    Hafız Dîvânı
    Hagakure: Saklı Yapraklar – Mücadele, Şeref ve Sadakat
    Ham Toprak
    Hamlet
    Hançer -Seçme Şiir ve Manzumeler-
    Hastalık Hastası
    Hayat Bir Rüyadır
    Hayvanlaşan İnsan
    Hırçın Kız
    Hırçın Kız Ciltli
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim)
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim) Ciltli
    Hophopname (Seçmeler)
    Hophopname (Seçmeler) Ciltli
    Hükümdar
    Hükümdar Ciltli
    Hüsn ü Aşk
    Hüsn ü Aşk Ciltli
    İdeal Devlet
    İdeal Devlet – Ciltli
    II. Edward – Ciltli
    II. Richard
    II. Richard Ciltli
    II.Edward
    III. Richard
    III. Richard Ciltli
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog Ciltli
    İki Kıyının Avaresi
    İki Kıyının Avaresi – Ciltli
    İki Oyun Brand-Peer Gynt
    İki Oyun Brand-Peer Gynt Ciltli
    İki Soylu Akraba
    İki Soylu Akraba – Ciltli
    İlâhiname
    İlâhiname Ciltli
    İlimlerin Sayımı
    İlimlerin Sayımı – Ciltli
    İlkgençlik
    İlkgençlik – Ciltli
    Illuminations (Fransızca-Türkçe)
    Illuminations (Fransızca-Türkçe) Ciltli
    İlyada
    İlyada Ciltli
    İnsan Neyle Yaşar?
    İnsan Neyle Yaşar? – Ciltli
    İnsanca, Pek İnsanca-1
    İnsanca, Pek İnsanca-1 Ciltli
    İnsandan Kaçan
    İnsandan Kaçan Ciltli
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma – Ciltli
    İphigenia Aulis’te
    İphigenia Aulis’te – Ciltli
    İphigenia Tauris’te
    İphigenia Tauris’te – Ciltli
    İran Mektupları
    İran Mektupları – Ciltli
    İskender – Sezar
    İskender – Sezar – Paralel Hayatlar – Ciltli
    İskendernâme
    İskendernâme – Ciltli
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri Ciltli
    İvan İlyiç’in Ölümü
    İvan İlyiç’in Ölümü Ciltli
    İyinin ve Kötünün Ötesinde
    İyinin ve Kötünün Ötesinde – Ciltli
    Joseph Andrews
    Joseph Andrews Ciltli
    Judith
    Judith – Ciltli
    Julius Caesar
    Julius Caesar Ciltli
    Kaderci Jacques ve Efendisi
    Kaderci Jacques ve Efendisi Ciltli
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi Ciltli
    Kadın Mebuslar
    Kadın Mebuslar – Ciltli
    Kadınlar Mektebi
    Kadınlar Mektebi Ciltli
    Kafkas Tutsağı
    Kafkas Tutsağı Ciltli
    Kamelyalı Kadın
    Kamelyalı Kadın Ciltli
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe)
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe) Ciltli
    Kanunların Ruhu Üzerine
    Kanunların Ruhu Üzerine – Ciltli
    Karabasan Manastırı
    Karabasan Manastırı – Ciltli
    Karamazov Kardeşler
    Karamazov Kardeşler Ciltli
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2 Ciltli
    Kartaca Kraliçesi Dido
    Kartaca Kraliçesi Dido – Ciltli
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler-
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler- Ciltli
    Kâtip Bartleby
    Kâtip Bartleby – Ciltli
    Kaygı Kavramı
    Kaygı Kavramı Ciltli
    Kazaklar
    Kazaklar – Ciltli
    Kendime Düşünceler
    Kendime Düşünceler – Ciltli
    Kerem ile Aslı
    Kerem ile Aslı Ciltli
    Kibarlık Budalası
    Kibarlık Budalası – Ciltli
    Kırmızı ve Siyah
    Kırmızı ve Siyah Ciltli
    Kış Masalı
    Kış Masalı Ciltli
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler Ciltli
    Kısasa Kısas
    Kısasa Kısas Ciltli
    Kitap Adı
    Kitlelerin Ayaklanması
    Kitlelerin Ayaklanması Ciltli
    Klara Miliç
    Klara Miliç – Ciltli
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın – Otuz Yedi Seçme Öykü Ciltli
    Körler Üzerine Mektup
    Körler Üzerine Mektup – Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup Ciltli
    Kötülük Çiçekleri
    Kötülük Çiçekleri – Ciltli
    Kral IV. Henry -I-
    Kral IV. Henry -I- Ciltli
    Kral IV. Henry -II-
    Kral IV. Henry -II- Ciltli
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü Ciltli
    Kral Lear
    Kral Lear Ciltli
    Kral Oidipus
    Kral Oidipus Ciltli
    Kral V. Henry
    Kral V. Henry Ciltli
    Kral VI. Henry – II –
    Kral VI. Henry – III –
    Kral VI. Henry – III – Ciltli
    Kral VI. Henry -I-
    Kral VI. Henry -I- Ciltli
    Kral VI. Henry -II- Ciltli
    Kral VIII. Henry
    Kral VIII. Henry Ciltli
    Kreutzer Sonat
    Kreutzer Sonat Ciltli
    Kritovulos Tarihi (1451-1467)
    Kritovulos Tarihi (1451-1467) – Ciltli
    Kum Adam – Seçme Masallar
    Kum Adam – Seçme Masallar – Ciltli
    Kumarbaz
    Kumarbaz Ciltli
    Kuru Gürültü
    Kuru Gürültü Ciltli
    Kutadgu Bilig
    Kutadgu Bilig – Ciltli
    Lokantacı Kadın
    Lokantacı Kadın – Ciltli
    Lorenzaccio
    Lorenzaccio – Ciltli
    Louis Lambert
    Louis Lambert Ciltli
    Lykurgos’un Hayatı
    Lykurgos’un Hayatı Ciltli
    Macbeth
    Macbeth Ciltli
    Madame Bovary
    Madame Bovary – Ciltli –
    Mahşerin Dört Atlısı
    Mahşerin Dört Atlısı Ciltli
    Mālavikā ve Agnimitra
    Mālavikā ve Agnimitra Ciltli
    Maltalı Yahudi
    Maltalı Yahudi – Ciltli –
    Mantık Al-Tayr
    Mantık Al-Tayr Ciltli
    Marianne’in Kalbi
    Marianne’in Kalbi Ciltli
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu)
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu) Ciltli
    Masallar
    Masallar -Bütün Ezop Masalları-
    Masallar -Bütün Ezop Masalları- Ciltli
    Masallar Ciltli
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe)
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Matmazel De Scudéry
    Matmazel De Scudéry – Ciltli
    Medea – Euripides
    Medea – Euripides Ciltli
    Medea (Latince-Türkçe)
    Medea (Latince-Türkçe) Ciltli
    Milletlerin Zenginliği
    Milletlerin Zenginliği Ciltli
    Mimoslar
    Mimoslar – Ciltli
    Modeste Mignon
    Modeste Mignon Ciltli
    Monadoloji
    Monadoloji – Ciltli
    Monte Cristo Kontu – 2 Cilt
    Monte Cristo Kontu – Ciltli – 2 Cilt
    Müfettiş
    Müfettiş Ciltli
    Mülkiyet Nedir?
    Mülkiyet Nedir? Ciltli
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü Ciltli
    Mutlak Peşinde
    Mutlak Peşinde Ciltli
    Mutlu Prens – Bütün Masallar, Bütün Öyküler
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine – Ciltli
    Mutluluğun Kazanılması
    Mutluluğun Kazanılması – Ciltli
    Nana
    Nana – Ciltli
    Nasıl Hoşunuza Giderse
    Nasıl Hoşunuza Giderse Ciltli
    Northanger Manastırı
    Northanger Manastırı Ciltli
    Notre Dame’ın Kamburu
    Notre Dame’ın Kamburu Ciltli
    Oblomov
    Oblomov Ciltli
    Odysseia
    Odysseia Ciltli
    Oidipus Kolonos’ta
    Oidipus Kolonos’ta – Ciltli
    Olmedo Şövalyesi
    Olmedo Şövalyesi Ciltli
    Ölü Canlar
    Ölü Canlar Ciltli
    Ölüler Evinden Anılar
    Ölüler Evinden Anılar Ciltli
    On İkinci Gece
    On İkinci Gece Ciltli
    Önemsiz Bir Kadın
    Önemsiz Bir Kadın – Ciltli
    Öteki
    Öteki Ciltli
    Othello
    Othello Ciltli
    Otranto Şatosu
    Otranto Şatosu – Ciltli
    Özel Günceler
    Özel Günceler – Apaçık Yüreğim – (Ciltli)
    Pantagruel
    Pantagruel – Ciltli
    Para Üzerine Bir İnceleme
    Para Üzerine Bir İnceleme Ciltli
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero – Ciltli
    Paris Sıkıntısı
    Paris Sıkıntısı Ciltli
    Paris’te Katliam
    Paris’te Katliam – Ciltli
    Parma Manastırı
    Parma Manastırı – Ciltli
    Paul ile Virginie
    Paul ile Virginie – Ciltli
    Pazartesi Hikâyeleri
    Pazartesi Hikâyeleri Ciltli
    Pericles
    Pericles Ciltli
    Phaedra (Latince-Türkçe)
    Phaedra (Latince-Türkçe) Ciltli
    Phaidros
    Phaidros – Ciltli
    Philoktetes
    Philoktetes – Ciltli
    Pierrette
    Pierrette Ciltli
    Ploutos (Servet)
    Ploutos (Servet) – Ciltli
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne–
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne– Ciltli
    Pragmatizm –Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Pragmatizm -Ciltli- Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Profesör
    Profesör Ciltli
    Putların Alacakaranlığı
    Putların Alacakaranlığı Ciltli
    Pyrrhonculuğun Esasları
    Pyrrhonculuğun Esasları – Ciltli
    Rahibe
    Rahibe – Ciltli
    Rameau’nun Yeğeni
    Rameau’nun Yeğeni Ciltli
    Resos
    Resos Ciltli
    Retorik
    Retorik – Ciltli
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4 – Ciltli
    Rigveda
    Rigveda – Ciltli
    Robinson Crusoe
    Robinson Crusoe Ciltli
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler – Ciltli
    Romeo ve Juliet
    Romeo ve Juliet Ciltli
    Rubailer
    Rubailer Ciltli
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri Ciltli
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı –
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı – Ciltli
    Sağduyu
    Sağduyu – Ciltli
    Sainte-Hermine Şövalyesi
    Sainte-Hermine Şövalyesi – Ciltli
    Şam Tarihine Zeyl
    Şam Tarihine Zeyl – I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi – Ciltli
    Şamdancı
    Şamdancı – Ciltli
    Sanat Nedir?
    Sanat Nedir? Ciltli
    Sapho
    Sapho Ciltli
    Şarkılar
    Şarkılar – Ciltli
    Sarrasine
    Sarrasine – Ciltli
    Savaş Sanatı
    Savaş Sanatı Ciltli
    Savaş ve Barış 2 Cilt
    Savaş ve Barış 2 Cilt – Ciltli
    Seçme Aforizmalar
    Seçme Aforizmalar Ciltli
    Seçme Masallar
    Seçme Masallar Ciltli
    Seçme Öyküler
    Seçme Öyküler Ciltli
    Seçme Şiirler
    Seçme Şiirler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Sefiller – 2 Cilt
    Sefiller – 2 Cilt Kutulu – Ciltli
    Sevgililer
    Sevgililer Ciltli
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir – Ciltli
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe)
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe) Ciltli
    Seyir Defterleri
    Seyir Defterleri – Ciltli
    Şiirler – Bütün Fragmanlar
    Şiirler – Bütün Fragmanlar – Ciltli
    Silas Marner
    Silas Marner Ciltli
    Sis
    Sis Ciltli
    Sistem Olarak Tarih
    Sistem Olarak Tarih Ciltli
    Sivastopol
    Sivastopol Ciltli
    Siyah İnci
    Siyah İnci – Ciltli
    Siyah Lale
    Siyah Lale – Ciltli
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri Ciltli
    Siyasetname
    Siyasetname Ciltli
    Sokrates’in Savunması
    Sokrates’in Savunması Ciltli
    Şölen – Dostluk
    Şölen – Dostluk Ciltli
    Soneler (İngilizce-Türkçe)
    Soneler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Stepançikovo Köyü
    Stepançikovo Köyü Ciltli
    Suç ve Ceza
    Suç ve Ceza Ciltli
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda – Ciltli
    Suttanipāta
    Suttanipāta – Ciltli
    Suyu Bulandıran Kız
    Suyu Bulandıran Kız Ciltli
    Tao Te Ching
    Tao Te Ching – Ciltli
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri Ciltli
    Tarih
    Tarih Ciltli
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2 – Ciltli
    Theogonia – İşler ve Günler
    Theogonia – İşler ve Günler – Ciltli
    Thérèse ve Laurent
    Thérèse ve Laurent Ciltli
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar –
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar – Ciltli
    Tılsımlı Deri
    Tılsımlı Deri Ciltli
    Titus Andronicus
    Titus Andronicus Ciltli
    Toplum Sözleşmesi
    Toplum Sözleşmesi Ciltli
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika)
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika) Ciltli
    Tragedyanın Doğuşu
    Tragedyanın Doğuşu Ciltli
    Trakhisli Kadınlar
    Trakhisli Kadınlar Ciltli
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe)
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe) Ciltli
    Troilus ve Cressida
    Troilus ve Cressida Ciltli
    Üç Ölüm
    Üç Ölüm Ciltli
    Üç Silahşor
    Üç Silahşor Ciltli
    Upanishadlar
    Upanishadlar Ciltli
    Ursule Mirouët
    Ursule Mirouët Ciltli
    Utopia
    Utopia Ciltli
    Vadideki Zambak
    Vadideki Zambak – Ciltli
    Veba Yılı Günlüğü
    Veba Yılı Günlüğü – Ciltli
    Venedik Taciri
    Venedik Taciri Ciltli
    Veronalı İki Soylu Delikanlı
    Veronalı İki Soylu Delikanlı Ciltli
    Windsor’un Şen Kadınları
    Windsor’un Şen Kadınları – Ciltli
    Yakarıcılar
    Yakarıcılar Ciltli
    Yanlışlıklar Komedyası
    Yanlışlıklar Komedyası Ciltli
    Yarat Ey Sanatçı
    Yarat Ey Sanatçı – Şiirler, Roma Ağıtları, Akhilleus (Almanca-Türkçe) Ciltli
    Yasalar Üzerine
    Yasalar Üzerine – Ciltli
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar Ciltli
    Yaşama Sevinci
    Yaşama Sevinci Ciltli
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat Ciltli
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar Ciltli
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine – Ciltli
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe)
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe) – Ciltli
    Yeraltından Notlar
    Yeraltından Notlar Ciltli
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe)
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe) Ciltli
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü – Ciltli
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin Ciltli
    Yüce Sultan
    Yüce Sultan Ciltli
    Yükümlülükler Üzerine
    Yükümlülükler Üzerine Ciltli
    Yunus Emre
    Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri Ciltli
    Yürek Burgusu
    Yürek Burgusu Ciltli
    Yüzbaşının Kızı
    Yüzbaşının Kızı -Bütün Öyküler Bütün Romanlar- Ciltli
    Zincire Vurulmuş Prometheus
    Zincire Vurulmuş Prometheus Ciltli
  • Durmadan senin kararını eleştiriyor gibi olabilirim, ama ne kadar uzağa gidersen git, buradan gerçek anlamda kaçabilir misin? Anlayamadığım tarafı bu işte. Mesafenin uzaklığına pek güvenmesen iyi olur."

    Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de, ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin. Bunun üzerine fırtına da sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslında sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektir. Orada, muhtemelen ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin beyaz kum tanecikleri gökyüzünde dans eder. İşte öyle bir kum fırtınası canlandır gözünde.

    Sonra sen, gerçekten de onun içinden geçip gideceksin. O kum fırtınasının içinden. Hem sembol hem de fiziksel olarak görünen o kum fırtınasının. Sahilde Kafka Haruki Murakami 8 Ancak, hem sembol hem de fiziksel bir şey olduğu halde, aynı zamanda o şey insanın vücudunu binlerce bıçak tarafından kesilmiş gibi lime lime eder. Sayısız insan orada kan akıtmıştır, elbette senin kanın da akacak. Ilık, kırmızı kanın. O kanı avuçlarına dolduracaksın. Senin kanın ile başkalarının kanı birbirine karışacak. Sonra o kum fırtınası bittiğinde, nasıl olup da onun içinden geçebildiğini, nasıl hayatta kalabildiğini tam olarak anlayamayacaksın. Hayır, o fırtına gerçekten bitti mi bunun bile farkına varamayacaksın. Yalnız, tek bir şeyden emin olacaksın. O fırtınanın içinden geçtikten sonra, fırtınanın içine ayak attığındaki kişi olmayacaksın artık, aynı kişi olmayacaksın. Evet, işte kum fırtınasının anlamı bu.

    Kehanet, karanlık bir su gibi, hep oradadır. Normalde bilinmeyen bir yerde sinsi sinsi gizlenir. Fakat bir an gelir, sessizce çağlayarak hücrelerini birer birer dondurur; sen o zalim, taşkın suyun ortasında debelenip durursun. Tavana yakın havalandırma açıklığına tırnaklarınla tutunur, dışarının taze havasını içine çekmek istersin. Ancak gelen hava kupkurudur, sıcaklığıyla boğazını yakar. Su ve susuzluk, soğuk ve sıcak gibi birbirine ters unsurlar, aynı anda üzerine karabasan gibi çullanır. Dünyada bu kadar çok boş yer olduğu halde, var olabileceğin, sana fazlasıyla yetecek ufacık bir yer bile bulamazsın. Sesleri aradığında, karşına çıkan sessizlik olur. Sessizliği arzuladığındaysa durmak bilmeyen kehanet başlar. O ses, zamanı geldikçe, senin kafanın içindeki gizli düğmesine basar. Yüreğin, uzun yağmurlarla taşan ırmaklara döner. Yeryüzündeki tüm işaretler o selin altında kalmış, karanlık bir yerlere sürüklenmiştir. Yağmursa, o taşan ırmağın üzerine yağmaya devam eder. Böylesi sel manzaralarını televizyon haberlerinde her görüşünde aklına geliverir. "Evet, aynen böyle, benim yüreğim de böyle işte," dersin.



    Geceyarısı aniden yağmur yağmaya başladı. Arada sırada uyanıp ucuz perdelerin arasından otoban manzarasına baktım. Gürültüyle cama çarpan yağmur damlaları, yol boyunca sıralanan lambaların ışığını bulanıklaştırıyordu. Eşit aralıklarla sıralanan lambalar, dünyanın ölçüsünü belirlemek istermiş gibi, sürekli devam ediyordu. Bir ışık görünüyor, göründüğü anda eskiyor, arkamızda kayboluveriyordu

    O an, kendimi dünyada tek başıma kalmış gibi hissettim. Büyük bir yalnızlık hissi yaşadım. Hiçbir şeyle karşılaştırılması mümkün olmayan bir yalnızlıktı hissettiğim. Hiçbir şey düşünmeksizin, başka bir boyuta karışıp yok olup gitmeyi isteyecek haldeydim.

    Denizci ile denizi ayırt etmek zordur, gerçekler ve insanın yüreğinden geçenler de kolayca ayırt edilemez.

    Çok küçük şeylerde bile dünyada hiçbir şeyin tesadüfen olmayacağı anlamında kullanılır.

    Artık özgür olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapatıp yalnızca ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Oysa özgür olmanın ne anlam ifade ettiğini, henüz tam olarak anlayabilmiş değildim. Anlayabildiğim tek şey, artık yalnız olduğumdu. Yalnız ve bilmediğim bir yerde

    Her şey neredeyse unutulup gitti. O büyük savaş, insanların bir daha asla geri dönmemek üzere yitip gitmeleri... Her şey artık uzak geçmişin bir parçası haline geldi. Günlük yaşamımızda düşünmemiz gereken birçok mesele, en baştan öğrenmemiz gereken yeni şeylerle karşılaşıyoruz. Yeni sistemler, yeni bilgiler, yeni teknolojiler, yeni sözcükler... Fakat bunlarla birlikte zihinden asla silinmeyen şeyler de var.

    Üstün nitelikli tamamlanmamışlık insan bilincini tahrik eder, konsantrasyon yeteneğini artırır.

    Şu dünyada insanlar can sıkıcı olmayan şeylerden hemen bıkarlar. Bıkmadıkları şeyler ise çoğunlukla can sıkıcı şeylerdir. Bu her şeyde böyle olur. Benim sıkılmaya harcayacak zamanım var, ama bir şeylerden bıkmaya harcayacak zamanım yok. Çoğu insan bu ikisi arasındaki ayrımı yapamaz."

    Her şey tamamen hayal gücü sorunu. Sorumluluğumuz hayal gücümüzün içinde başlıyor. Yeats "In dreams begin the responsibilities," [7] diyor. Tamamen öyle. Ters tarafından bakarsak, rüyanın olmadığı yerde sorumluluk da olmaz, diyebiliriz belki de. Aynen bu Eichmann örneğinde olduğu gibi.

    "Birini bitirmeden daha ileridekini aklına bile getirmeyeceksin. Öyle yapanların bastığı yer sallanmaya başlar, yuvarlanıp giderler. Elbette, yalnızca ayakucundaki bir ayrıntıya da takılıp kalmayacaksın. İleriye doğru dürüst bakmazsan bir şeylere çarpıp tökezleyebilirsin. O yüzden, biraz ilerisine de bakarak, aşamaları düzenli olarak izlemen yeterli olur. Bu çok önemlidir. Hangi şartlar altında olursa olsun."


    Gerçeklere göz yummak çok alçakçadır.

    İnsan bir şeylerden özel olarak uzak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine gelir.

    Mutluluğun tek bir türü vardır; ama mutsuzluk bin bir şekilde ve büyüklükte gelebilir. Tolstoy’un dediği gibi ‘’ Mutluluk masal, mutsuzluk ise öyküdür.’’

    Hayal gücünden yoksun insanlarla ciddi ciddi muhatap olursan, bu sefer vücudun kaldırmaz, değil mi? Dedim.

    Genelde kendi kendine düşünebilen insanlardan pek hoşlanılmaz.

    Benim etrafımda birbiri ardına bir sürü şey cereyan ediyor. Bazıları kendi seçimim olsa bile, bazıları hiç istemediğim şeyler. Fakat bu iki sınıf arasındaki ayrımı tam olarak yapamaz haldeyim. Yani kendi seçimin olduğunu düşündüğüm şeylerin bile, aslında ben seçimimi yapmadan çok daha önce gerçekleşeceğinin kesinleştiği hissine kapılıyorum. Ben yalnızca, birilerinin önceden bir yerlerde karar verdiği şeyleri, tecrübe ediyorum belki de. Kendi başıma ne kadar düşünürsem düşüneyim, ne kadar çabalarsam çabalayayım, olan her şey sanki benim değil de bir başkasının etrafında gelişiyor gibi, kendime yabancılaşıyorum. Sanki kendi rotamdan gitgide uzaklaşıyorum. Bu da beni bunaltan, bana ağır gelen bir şey. Hayır, korkutan bir şey demem daha doğru olur belki de. Öyle düşünmeye başladığımda, vücudumu büzülüp kalmış gibi hissediyorum."

    "Eğer öyle bile olsa, yani senin seçimlerinin ve çabalarının boşa gitmesi kaderle ilgili bir şeyse bile, sen neticede değişmez bir gerçek olarak sensin ve kendinden başka bir şey de olamazsın. Sen, kendin olarak emin adımlarla ileri doğru yürüyorsun. Endişelenecek bir şey yok."

    İnsan kaderini değil kader insanı seçer

    İnsan eksiklikleriyle değil güzellikleriyle daha büyük trajedilere sürüklenir.

    Varsayımlar zihnin savaş alanıdır.

    Teşekkür etmeyi bilmediği gibi, aklında hayatta kalmaktan başka bir fikri yoktu

    Sen de öylesine talihsiz bir genci kıskanıyorsun. Öyle çok kıskanıyorsun ki sanki göğsün sıkışıp kalıyor. Senin birilerine karşı kıskançlık dolu hislere kapılman, doğduğundan beri ilk kez oluyor. Kıskançlığın ne demek olduğunu, nihayet çok iyi anladın işte. Ovayı saran bir ateş gibi yüreğini yakıyor o kıskançlık.

    Yine de bu duyguların, senin şimdiye kadar yaşadığın duygulardan çok daha gerçek ve boğucu. Çıkışı da yok. Çıkışı bulma umudun bile yok. Zaman labirentinde yolunu kaybetmişsin. Her şeyden önemlisi, oradan çıkmayı sen de hiç istemiyorsun. Değil mi?



    Fakat zaman dediğimiz şey var olduğu sürece, herkes yaralar alır, herkes farklı hallere dönüşür. Er ya da geç

    "Bir anlamda, evet. Yalnızdım. Tek başına değildim, ama müthiş yalnızdım. Neden dersen, o an olduğumdan daha mutlu olabilmemin mümkün olmadığını anladığım için. Bunu çok açık olarak biliyordum. O yüzden, o andaki halimle zamanın akışının olmadığı bir yere gitmek isterdim." "Bense daha çabuk yaşlanmak istiyorum."

    Sorarsan bir kere utanırsın, sormazsan bir ömür derdi.

    Aradığı şeyleri bulamadığında insan rahat uyuyamaz.

    "'Gerçek şimdiki an, geleceği yiyip bitiren geçmişin ele avuca sığmaz ilerleyişidir. İşin gerçeği, her türlü duyu, belleğin parçalarından başka bir şey değildir.'

    "Hegel 'benlik algılaması' diye bir kavram belirleyip insanın basitçe kendisi ve nesneden uzaklaşarak algılamalarda bulunmakla kalmayıp bir araç olarak kendini nesneye bağlayarak, eylemli bir şekilde kendi benliği üzerindeki algılamasını derinleştirdiğini söyler. Kısaca benlik algılaması."

    "Yani, şu an benim sana yaptığım şey, Hoşino. Benim açımdan bakarsan, ben benliğim, sense nesnesin. Senin açındansa tam tersi. Sen benliksin, ben nesne. Şimdi böyle karşılıklı olarak benlik ve nesneleri değiş tokuş ederek, benlik algılamamızı derinleştirmiş oluyoruz. Eylemli olarak. Elbette, basite indirgemek gerekirse."

    "Dışavurum, gündelik bağların tamamını kopartmak demektir. Dışavurum olmayan bir yaşamın anlamı yoktur. Yalnız, gözlemci kalma mantığından, eylemci olma mantığına sıçramak gerekir

    Gereklilik bağımsız bir kavramdır. Mantık, ahlâk ve anlamdan ayrı olarak söz konusu olur. Görev ve işlev birbirini tamamlar. Görev itibariyle gereksiz olan bir şeyin, bulunmasının da anlamı yoktur. Görev itibariyle gerekli olan bir şey de, mutlaka bulunmalıdır. Buna dramaturji denir. Mantık, ahlâk ve anlam kendi başlarına bir bünye olarak değil, ilişkisellik içinde var olurlar.

    Dünya ağır ağır dönüyor. Bundan bağımsız olarak herkes rüyada yaşıyor.

    Perişan haldeki insanların içinde perişan halde işlerini yaparak günlerini geçirdikleri, perişan bir bina..

    Dünya her şey kendi istediğin gibi gitmediği için eğlenceli bir yerdir…


    Rousseau medeniyetin insanoğlunun çit yapmaya başlaması sonrasında doğduğunu söyler.

    "Özgürlük sembolü olabilecek bir şeye sahip olmak, özgürlüğün kendisine sahip olmaktan daha önemli olabilir."

    Rüzgâr eser. Hırçın rüzgârlar da vardır, insanın ruhunu okşayan rüzgârlar da. Fakat tüm rüzgârlar, gün gelir yitip gider. Rüzgâr cisim değildir. Havanın yer değiştirmesine verilen genel bir addır yalnızca. Kulak ver, bu metaforu anlamaya çalış.


    Haddinden uzun düşünmek hiç düşünmemiş olmaktan farksızdır.

    "Neden denize baktıkça insanın içi huzurla doluyor acaba?" "Herhalde geniş olduğu ve üzerinde başka bir şey olmadığı içindir," dedi genç adam parmağıyla denizin açıklarını işaret ederek. "Yani, şurada 7 Eleven marketi, şurada Seiyu benzin istasyonu, şurada paçinkocu, şurada Yoşikava rehin mağazası tabelası olsa o kadar huzurlu bir yer olmaktan çıkardı. Göz alabildiğince boş olması iyi bir şey

    Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması; senin içinde olan bir şey dışında olan bir şeyin yansımasıdır. İşte o yüzden de, kendi dışında olan bir labirente adım atmak yoluyla, kendi içindeki labirente de adım atmış olursun. Bu da, çoğu durumda bir hayli tehlikelidir."


    Fakat sen ne kadar istersen iste, o gelmiyor. Pencereyi yalayıp geçen cılız rüzgârın sesi duyuluyor yalnızca. Bir de, arada sırada gece kuşları boğuk sesleriyle ötüyorlar. Nefesini tutup gözlerini ayırmadan karanlığa bakıyorsun. Rüzgârın sesine kulak veriyorsun. O sesten bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Bir işaret yakalamaya çalışıyorsun. Fakat çevrende yalnızca karanlığın katmanları var. Sonunda ümidini keserek gözlerini kapatıyor, uykuya dalıyorsun.


    Eğer sen Hamlet’i okumadan yaşamını tamamlıyorsan, ömrünü bir kömür madeninin dibinde geçirmişsin demektir.

    "içi boş insan" haline gelmiştim sanki. İçimde büyük bir boşluk var. O boşluk yavaş yavaş genişleyerek, içimde kalan her şeyi yiyip bitiriyor. Çıkardığı sesi duyabiliyorum. Kendi varlığımı gitgide anlayamaz hale geliyorum. Gerçekten çaresizim. Bir yönüm yok, gökyüzü yok, yeryüzü yok

    "Burada, böylece kendi varlığıma son verebilirim," diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ağaçlardan oluşan bu kalın duvarların ortasında, yol olmayan yol üzerinde, nefes almayı bırakıp benliğimi karanlığa gömebilir, şiddet yüklü kanımı son damlasına kadar toprağa akıtarak tüm genlerimin çürümesini sağlayabilirdim. Benim savaşım ancak öyle biterdi

    Ben içi boş bir insanım. Kendi kütlesini yiyip bitiren bir boşluk. İşte o yüzden de, artık korkmamı gerektiren hiçbir şey yok

    Bir insanın ölüm şeklini belirleyen o insanın yaşam şekli olmalıydı.

    Zamanın göreceli ağırlığı, çok anlamlı kadim bir rüya gibi üzerine çöküyor. O zamandan kurtulabilmek için hareket etmeye devam ediyorsun. Dünyanın öteki ucuna gitsen bile, o zamandan kaçamayabilirsin. Fakat öyle bile olsa, dünyanın öteki ucuna gitmek zorundasın. Dünyanın öteki ucuna gitmedikçe yapamayacağın şeyler de var çünkü.
  • 779 syf.
    ·12 günde·Puan vermedi
    Dosto'nun bir önceki romanı Kumarbaz'ın yazılma hikayesi, bu büyük yazara ucundan, kıyısından dokunan herkesin bilgisi dahilindedir. Budala romanı da yine para karşılığı bir dergiye verdiği söz nedeniyle başladığı romanlarından biridir.

    Kumarbaz romanını teslim eden ve romanı bitirmede kendisine yardımcı olan stenograf Anna ile evlenen Dosto, hem gittikçe kötüleşen sağlığı nedeniyle doktorların yurt dışına çıkmasını tavsiye etmesi hem de alacaklıların yoğunlaşan ısrarlarından kurtulmak amacıyla çok sevdiği Rusya ve Petersburg'dan uzaklaşmak ister. Elde yeterli paraları olmaması nedeniyle Anna'nın fedakarlık yaparak kendi mobilyalarını ve çeyizini rehine vermesinin ardından, çiftimiz dört yıllık bir aradan sonra dönecekleri Rusya'dan ayrılırlar.

    Dosto, ilk başlarda eşiyle yürüyüşler yapar, akşamları sohbet eder, müzik dinler, büyük ressamların eserlerini inceler ve eşine yorumlarını aktarır. Geceleri ise yazmaya çalışır. Ama yazamaz. Rusya'dan uzakta Dostoyevski her şeyini yitirir. Çareyi ise ünlü tutkusu kumarda aramaya başlar. Eldeki tüm parayı kaybeder. Yeni borçlar alınır ve eşyalar rehine verilir. Onların da hepsini kumar masasına gömer. Bu dönemde karısını bırakıp başka şehirlere kumar oynamaya giden Dosto'nun, karısına yazdığı mektupları okumak cidden büyük sabır gerektiriyor. Mektupların hepsi, ''ben büyük bir rezilim, beni affet, seni hak etmiyorum, yanına gelmek istiyorum ama tek kuruşum bile kalmadı, bana yol parası gönder,'' şeklindedir. Anna her seferinde yol parası yollar ve o yolladığı para da kumar masasında kaybedilir. Bu mektupların sayısı okuyanı bile çileden çıkaracak kadar fazladır.

    Kışın gelmesi ve değişen hava nedeniyle sağlığı iyice bozulan ve nöbetleri sıklaşmaya başlayan Dosto, kumar masasına yeni ziyaretler yapar. Bu arada yazmaya başladığı romanı beğenmez ve müsveddeleri yakar. Bir yayıncıdan avans ister. Yayıncı romanın ilk bölümünü 1 Ocak günü teslim etmesi şartıyla parayı yollar. Ancak Aralık sonunda Dosto'nun elinde hâlâ hiçbir şey yoktur. Ama bir fikir aklına gelmiş ve romanın kişilerini oluşturmaya başlamıştır. Yazdığı mektuplarda bu romanı şöyle adlandırmıştır: Budala…

    İlk etapta yazmakta iyice zorlanan Dosto, baş döndürecek bir haber alır. Anna hamiledir. Dosto, eğer kızı olursa Suç ve Ceza'nın Sonya'sı anısına Sonya, erkek olursa kardeşinin anısına Mişel adını vereceklerini söyler. Bir kızı olur. Dosto bulutların üstünde gezmektedir. Ancak küçük Sonya bir süre sonra hastalanır ve hayata veda eder. Bu korkunç kayıpla birlikte Dostoyevski her şeyini yitirir. Kendisi ve eşi hastalanır. Dosto, her zaman yaptığı gibi kayıplarının ve acılarının üstesinden yazarak gelir. Budala, işte bu büyük mutluluk ve en korkunç kayıp arasındaki zaman diliminde şekillenir.

    Budala en büyük yapıtlarından biri sayılsa da oldukça gereksiz uzatılmış bir roman. Romanın gelişme olarak adlandırabileceğimiz 400-500 sayfasının gerçekleşen olaylara ya da konuya neredeyse hiçbir katkısı yok. Zaten Dosto da arkadaşına yazdığı mektuplarda elinde hiçbir şey olmadığını ve anlatmak istediklerinin 10/1'ini bile anlatamadığından yakınıyor. Dostoyevski'ye hayran olma nedenlerinden biri olan insan psikolojisine dair tespitler ise yok denecek kadar az. Bazı hikayelerinde ve novellasında dâhi bu 800 sayfaya yakın romanında bulunan tespitlerden daha fazlası mevcuttu. Eleştirmenler tarafından bile kategorilendirilemeyen bu romana Dosto'nun ilk büyük aşk romanı denilebilir sadece. Ancak bu romandaki aşk, varılmak istenen bir hedeften ziyade aşılması gereken bir engeldir. Baş karakter olan Prens Mişkin ise Dosto'nun kaleminden çıkmış en gerçek dışı karakter olarak kabul edilir. Bu karakter tamamen duygusal bir zekaya sahiptir. Herkes için 2+2=4 iken Prens Mişkin için cevap 3'tür. Her türlü mantık, ahlak ya da toplumdan gelen kuralların dışında durur. Diğer karakterler bu budalanın fikirlerine katılmasalar ve gülünç bulsalar bile ondan etkilenmekten, hoşgörü göstermekten geri duramazlar. Rogojin ve Nastasya tüm kuralları aşarak yaşayan karakterler olduğu için de bu kuralların dışında yaşayan budaladan en fazla etkilenen iki karakter olurlar. Zaten romanın ana iskeletini oluşturan olay ve karakterler genelde bu 3 karakterdir. Peki tüm kitaplarında insanlığa dair gözlemlerinden, çevresindeki kişilerden, yaşadığı olaylar ve acılardan beslenen Dosto, hayatında yer kaplamayan, gerçek dışı bu karakteri nasıl besledi? Bu karakterin büyük oranda kaynağı Dostoyevski'nin ta kendisiydi. Prens ve Dosto'nun geçirdiği nöbetler ve etkileri oldukça benzerdir. Prens'in bazı kişilere anlattığı ve çok etkilendiği, idam kararı ertelenen adamın hikayesi birebir kendisinin yaşadıklarıdır. Nastasya konusunda rakibi olan Rogojin'e yardım etmesi ve gösterdiği tavırlar ise ilk eşiyle evlenmelerinden önce ileride karısı olacak kadının başka bir adama gönlünü kaptırması ve onların ilişkisine yardım etmeye çalışmasıyla benzerlikler gösterir. Prensin, Rogojin'in evinde gördüğü ve bakmaya katlanamadığı Hans Holbein'in elinden çıkan Haçın İndirilişi adlı tablosuna verilen tepki ve romana girmesi de Dosto'nun hayatından geliyor. Anna'nın hatıralarında bu tabloya Avrupa gezilerinden rastladıkları ve Dosto'nun bu tablo karşısında uzun süre kitlendiği ve bir tür nöbet geçirdiği yazıyor.

    Budala, halk tarafında Suç ve Ceza'nın yarattığı etkiye biraz olsun yaklaşamıyor. Eleştirmenlerin birçoğu yorumda bile bulunmuyor. Eleştiri yapanlar ise bu gereksiz uzatılmış ve Dosto'nun aklına geleni yazdığını iddia ettikleri romanı beğenmiyorlar. Ancak yaşadığı acı nedeniyle aklını kaybetmesine ramak kalmış Dosto'yu, ortaya koyduğu bu romanla yine de takdir etmemek benim pek elimde değil.

    "Şimdi Şneyder gelmiş olsaydı İsviçre’den, eski öğrencisi ve hastasını böyle görseydi, İsviçre’de onu tedavi etmeye başladığı ilk yılda bazen böyle olduğunu söyler, elini sallayıp o zaman söylediğinin aynısını söylerdi: “Budala!”
  • 348 syf.
    ·31 günde·9/10
    İki farklı kuşak ve bu kuşaklar arasındaki görüş ve düşünce farklılıklarını konu alan bir romandır.
    Kendi kendine saygı duyan ve herhangi bir konu konuşulduğu zaman sonucu ne olursa olsun, fikirlerini gayet net bir şekilde ifade eden ve bunun doğru olduğuna inanan bir insan. Tartışmalar ya da fikir çatışmaları sırasında, orta noktayı bulmaya çalışan ılımlı, iyimser ve sakin bir insan.
    “Aşk” ın insan üzerindeki etkilerinin kişiye göre değiştiği konusu roman karakterleri üzerinde güzel işlenmişti.
    Bir yanda duygularının açığa çıkmaması için kendini sessizliğe bırakan bir erkek. Diğer yanda ise çabuk öfkelenen, yerinde duramayan bir erkek...
    Geçmişten birşeyler anımsamak isteyen, ancak hiçbir şey bulamayan bir kadın.
    “Rahat” olan, hislerini ve dolayısıyla kendini serbest bırakan ve bu sayede kendisini iyi hisseden başka bir kadın.

    “Mutluluk” kavramının kişiye göre değiştiği ele alınmış. Kimisine göre mantık ön plandayken, kimisine göre duygular ön plandadır. Birisi uçarıdır, anlık yaşar. Bir diğeri planlar kurarak yaşar ve doğrusu budur O’na göre. Ötekinin “kendi”ne has doğruları vardır ve bu doğrular çerçevesinde yaşar.
  • Jean Baudrillard

    Tüketim Toplumu

    1929’da Reims’de doğdu. Bir dönem Almanca öğretmenliği yaptı. 1966’dan itibaren Nanterre Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. 1990 yılında profesör oldu. Körfez Savaşı sırasında uluslararası üne kavuşmuştur.
    Kitle iletişim araçları ve tüketim üzerine 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Fransız Sosyolog’un simülasyon kavramı ‘Matrix’ filmi’ne de konu olmuştur. “Hayatın TV içinde ve TV’nin hayat içinde kaybolduğu bir çağda yaşıyoruz.” Sözü, düşüncesinin eksenini işaret eder.
    Yaşadığımız çağda gerçekliği kavramanın mümkün olmadığını ve dolayısı ile onu değiştirmenin de olanaksız olduğunu vurgular.
    Günümüz sosyal bilimlerinin statükoya hizmet ettirildiğini ve sosyal bilimcilerin de statükocu olduklarını ileri sürmektedir.
    Sosyolojinin pozitivist metod anlayışını eleştiren Baudrillard rakamlarla sosyal gerçekliklerin açıklanamayacağını anlatmaya çalışır.

    GÖSTERGE EVRELERİ
    Temsil, gösterge ve gerçeklik arasındaki eşdeğerlik ilkesinden kaynaklanır. Baudrillard’ın bununla anlatmak istediği, göstergelerin gerçekliği, özellikle de sosyal gerçekliği temsil etmesinin mümkün olduğudur. Bu da bizi metalaşmış kültür olgusuna götürür. ABD gibi bir toplumda kültürün büyük bir bölümü kapitalistler, reklam ajansları ve kitle iletişim araçları tarafından üretilmekte ve dönüşüme uğratılmaktadır. Geleneksel sosyal grupların üyeleri yerleşik kültür tarafından; postmodern kültürün üyeleri ise metalaşmış kültür tarafından çevrelenmiştir.
    Metalaşmış kültür kapitalistlere ve kitle iletişim araçlarının değerlendirmelerine göre yaratılır; izleyicinin aklını ürünleri alması için çelmeyi amaçlar. Yerleşik kültürde insanlar ahlaki aktörlerdir; metalaşmış kültürde ise insanlar tüketicilerdir.
    Baudrillard’ın incelediği göstergenin dört hali:
    1) Birinci aşama modern öncesi toplumlarda ortaya çıkar. Dil burada aracısızdır.
    Birinci aşamada, gösterge tam anlamıyla gerçek olanı temsil etmektedir.
    2) Göstergenin ikinci aşaması, bu doğrudan sembolik ilişkiden bir uzaklaşmayı işaret eder. Gösterge, kabaca Rönesans ve Endüstri Devrimi arasında üstünlük kurmuştur.
    3) Göstergenin üçüncü aşaması Endüstri Devrimi’yle başlamıştır. Bu genellikle modernite olarak adlandırılan dönemdir. Burada malların statü ve güç sembolleri olarak kitlesel kullanımını görebiliriz. Thorstein Veblen (1899) bu fenomeni gösterişçi tüketim olarak adlandırmıştır. Baudrillard bu çağı tüketim toplumunun başlangıcı olarak nitelendirir. Metalar gösterge değeri kazandıkları yola burada girerler ve sembolik alışveriş bir metalaşmış göstergeler yığını altında kaybolur. Metalar, modernitede kimliği ve anlamı (ya da anlam yokluğunu) taşıyan gösterge-araçları haline gelir. Örneğin modern toplumda araba taşınabilir ve kişisel bir statü sembolüdür. Baudrillard’ın en çok dikkatimizi çektiği nokta, tüketim toplumundaki alışverişin tamamının olmasa da büyük bir bölümünün gösterge değerine göre yapıldığıdır.
    4) Göstergenin dördüncü aşaması İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra başlamıştır ve günümüze kadar gelir. Dördüncü aşama endüstri sonrası toplumlarda ortaya çıkar. Burada, üretimden bilgi temelindeki teknolojilere doğru bir geçiş vardır. Teknolojilerin aracılık ettiği görüntü ve bilgiler gem vurulmamış bir metalaşma ve pazarlamayla birlikte postmodernitedeki belirleyici etkilerdir. Kültürel mantık kapitalist öncesi toplumlardaki sembolik alışveriş mantığından kapitalist toplumlardaki üretim ve tüketim mantığına; son olarak da simülasyon mantığına geçmiştir.
    Postmodernitede gösterge ve gerçeklik arasında zihinsel bir kırılma ortaya çıkmıştır. Göstergeler kendilerinden başka hiçbir şeye gönderme yapmaz; kendilerinin gerçeklikleri ve insanların bahsedebileceği tek gerçeklik durumundadırlar. Çünkü Baudrillard, hiçin göstergeler düzeyine yükselmesini ya da hiçin göstergeler sisteminin su yüzüne çıkmasını sanatın temel olayı olarak niteler.

    TÜKETİM TOPLUMU
    İnsanların alış-verişlerini istatistiksel olarak yükselen bir eğriye göre, örneğin gündemde olan ya da moda olan mal ve iletilerin edinilmesi, algılanması ve güdümlenmesi biçiminde yaptıkları gözlemlenmektedir. Bireyler günümüzde tüketim davranışları ile bir göstergeler nesnesini satın alırlar. Böylece tüketim, bir var olma modu haline gelir.
    Marx’ın kuramında önemli olan üretimdir, üretimi çoklaştırmak ve karı maksimize etmek, sistemin temel işleyiş felsefesidir. Oysa günümüzde önemli olan tüketimdir. Tüketim nesneleri üzerinden insanlara neyi, nasıl, nerede ve ne zaman tüketeceklerine ilişkin bir bilgi verilir. Dolayısı ile günümüzde ekonomi politikten uzaklaşılmış, kültürel ve ideolojik boyut ön plana çıkmıştır.
    Tüketim toplumunun ölçütleri arasında kitle iletişim araçlarından sunulan mesajlar da bulunmaktadır. Artık tüketilen günlük haberin evrenselliğidir. Haberler, ister politik, tarihsel olsun isterse kültürel haber olsun hepsi suya sabuna dokunmayan mucizevî bir biçime dönüştürülerek güncelleştirilir, görsel anlamda dramatikleştirilir, medya tarafından amacından uzaklaştırılır ve göstergelere indirgenir.
    Baudrillard, gündelik yaşamı, hem günlük olayların ve hareketlerin toplamı, sıradanlığı ve sürekli tekrarı hem de bir yorumlama sistemi olarak tanımlar.
    Gündeliklik gerçekliğin ve tarihin baş döndürücülüğüne ihtiyaç duyması ile dinginlik sağlar. Bu dinginlik şiddeti tüketmeye eğilimlidir. Öyle ki olaylara ve şiddete düşkünlük televizyon penceresinden bireyin odasına kadar gelir ve bir çeşit şiddetin/savaşın imgeleri karşısında gevşeyen bir televizyon izleyicisi ile buluşur. Bu süreçte gerginlikler çözülmediği için bir türlü bulunamayan ve ulaşılamayan mutluluk amaçlanırken bir çelişki ile karşılaşılır.
    Tarihsiz ve öyle olmaktan mutluluk duyan milyonlarca insana edilginliğin suçluluk duygusundan arındırmak amacı ile kitle iletişim araçlarıyla müdahale edilir. Bu bağlamda püriten ahlak ile hazcı ahlak arasında ortaya çıkan bu çelişki, felaket haberleri ya da dış dünyanın vahşiliği ve insan dışılığı sayesinde bireyi güvenlik duygusunun tercihine ya da güvende olmaya götürür.
    Tüketim toplumu etrafı kuşatılmış, zengin ve tehlike altında bir kurtuluş yoluymuş gibi sunulur, bu ise tüketim toplumunun doğrudan ideolojisini oluşturur.
    Tüketim toplumu var olmak için nesnelere ihtiyaç duyar. Aslında bu durum nesneleri yok etme ile aynı anlamı taşır. Çünkü nesnelerin kullanımı demek, nesnelerin yavaş yavaş kaybolması, tüketilmesi demektir.
    Tüketim toplumunda yanılsama ihtiyaç üzerinden sağlanır. Galbraith’in belirttiği “ihtiyaçların aslında üretimin ürünü olduğu” görüşünü Baudrillard, “ihtiyaçlar sisteminin üretim sisteminin meyvesi” olduğuna çevirir. Böylece tüketim toplumunda ihtiyaç, aynı zamanda sistem tarafından yaratılmakta ve birbiri ile bağlantılandırılarak yeniden yeniden üretilmektedir.
    Baudrillard, kapitalist toplumda bir malın kullanım ve değişim değerinin bulunduğundan söz ederken, günümüz tüketim toplumunda bu değerlerin gösterge değere dönüştüğünü anlatır. Birey ne kadar çok tüketirse o kadar çok saygınlık kazanmakta ama diğer taraftan moda değeri olan ve hızla yinelenen malların tüketimini gerçekleştirdiğinde de prestiji artmaktadır. Böylece insanlar tüketim çılgınlığı içinde bir toplumsal ayrıcalık yaşadıklarını zannederler.
    Malın kullanım değeri bize fayda sağlamasını, değişim değeri ise alışveriş üzerinden ticari değerini ifade eder. Gösterge değeri ise bireyin nesneleri tükettikçe kendisine sağladığı prestij ile ilgilidir.

    SİMÜLASYON VE SİMÜLAKRLAR
    Baudrillard, simülasyon kavramını bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçekliğin modeller aracılığıyla yeniden türetilmesi anlamında kullanır. Simüle etmek -mış gibi yapmak değildir. Birebir gerçeğin yeniden üretilmesidir.
    Baudrillard’a göre modern endüstri toplumunun temel anahtarı üretimken,
    postmodern toplumda ‘gerçek’i önceleyen modeller olarak taklitler (simulakrlar) toplumsal düzene egemen olmaya ve toplumu hipergerçeklik olarak oluşturmaya başlar. Bu durumda artık gerçeğin yerini simülasyon almıştır.
    Gerçeklik simülasyonla üretilip çoğaltıldığı için her zaman fazlasıyla var olacaktır. Simüle etmek, sahip olunmayan şeye sahipmiş gibi yapmaktır.
    Bir hastalığı simüle eden kişi, kendinde bu hastalığa ait semptomlar görülen kişidir. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır değil midir? Böyle bir kişiyi nesnel bir şekilde hasta ya da sağlam olarak değerlendirmek mümkün değildir. Simulasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır.
    İkonlar ve diğer simulakrlar mabetlere sokulduğunda tanrısal güç yeniden canlandırılabilmektedir. İkonlar aracılığı ile görüntüler algılanabilen ve anlaşılabilen bir Tanrı düşüncesinin yerini alabilmektedir.
    “Tanrı bile simüle edildikten sonra, Tanrı’ya olan inanç göstergelerine indirgenebildikten sonra gerisini varın siz düşünün.” Baudrillard
    Baudrillard, “Sessiz Yığınların Gölgesi” adlı eserinde de, buradaki düşüncelere paralel olarak, kitlelerin her zaman için bir Tanrı düşüncesi yerine bir Tanrı imgesini yeğlediklerinden bahsetmiştir. Çünkü kitlelerde ritüelin içkinliği vardır. Kitleler putperest doğmuş ve putperest kalmışlardır. “Tanrıya inanmanın ruhsal gücüne karşılık aşağılık günlük uygulamalar” içerisinde kitleler yaşamını sürdürmektedirler.
    Sanat günümüzde amacından tamamen sapmış durumdadır. Sanatta önemli olan illüzyon yaratmaktır. Çünkü illüzyon gerçekliğe ait bir nesneyle ilgilidir, diğer bir ifade ile gerçeğe bağımlıdır. Oysa günümüzde gerçeklik yitirilmiş olduğundan sanatın temeli olan illüzyonda kaybolmuştur.

    Amerika ve Gerçekliğin Kusursuz Cinayeti
    Disneyland, bütün simulakr düzenlerinin iç içe geçtiği kusursuz bir modeldir.
    Burada, Amerika’nın sahip olduğu tüm değerler minyatürleştirilmekte ve çizgi filmler aracılığıyla coşarak, kendilerinden geçmektedirler.
    Baudrillard’a göre, Disneyland “gerçek” ülkenin “gerçek” Amerika’nın bir Disneyland’a benzediğini gizlemeye yaramaktadır. Bu durum, sıradan, gündelik yaşantının bir hapishaneyi andırdığını gizlemeye çalışan toplumsal bir yapının hapishaneler inşa etmesine benzemektedir.
    Simülasyonun gerçeğin yerini almasıyla birlikte, artık anlamın da içi boşalmaya başlamıştır. Gerçek sandığımız simülasyonlar aslında gerçeğin yerine geçmiştir. Ama bu içi boş ve öncesi ya da sonrası olmayan bir gerçekliktir. Kusursuz Cinayet kitabında, Baudrillard gerçeğin katledildiğini söyler. Artık dünyanın kimliğini saptamak ona göre gereksiz ve yararsızdır.

    Anlamın Zedelenmesi
    Kitle iletişim araçları sunumları ile sürekli imge ve anlam üretmekte dolayısı ile kitleleri anlamın egemenliği altında tutmaktadır.
    Günümüzde anlam tam tersine karmaşık ve herhangi bir uzantısı olmayan bir olaya dönüşmüştür. Bu nedenle kitleler için anlam yerine gösteri önemlidir.
    Postmodern dünya anlamdan yoksundur; postmodernite, teorilerin boşlukta süründükleri, güvenli herhangi bir limana demirlemedikleri bir nihilizm evrenidir. Artık yapılacak şey parçalarla oynamaktan ibarettir. Parçalarla oynamak -işte bu -post-moderndir
    Postmodernite ne iyimserdir ne de kötümser. Yıkıntıdan artakalanlarla oynanan bir oyundur. ‘Post’ olmamız bundandır, tarih durdu, anlamı olamayan bir tür tarih sonrasındayız. Burada anlam bulamayacaksınız.

    Kitle’den Sessiz Yığına/Çoğunluğa
    Gerçekliğin yerini simülasyonun aldığı Batı toplumlarında kitleler giderek ortadan kalkmakta, buharlaşmakta ve onların yerini “sessiz yığınlar” almaktadır.
    Kitleler, sınıf ya da halk gibi eskiden kendilerine başvurulan bütünlere benzemezler. Sessizlik aracılığıyla içine çekildikleri tarihin de ilgi alanından çıkmışlardır. Artık ne emekçiler kitlesi vardır, ne de bir başka toplumsal özne ya da nesneye ait bir kitle. Artık devrimci umutlar da ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla kitlelerin anlamını yitirip sessiz çoğunluğa dönüştüğü bu belirsiz düzen,
    Postmodernist döneme karşılık gelmektedir. Baudrillard’a göre modern toplumda metalaşma, mekanizasyon ve teknoloji gibi alanlarda dışa doğru patlama (explosion) söz konusu iken, her şeyin birbiri içine girerek içe doğru bir patlamanın (implosion) ortaya çıkması Postmodern toplumda varolmuştur.

    ELEŞTİRİLER
    Best&Kellner’e göre Baudrillard’ın teorisi soyut, tek yanlı olup, modernlik ile postmodernlik arasındaki çok sayıda sürekliliğin yanı sıra hâlihazır içinde bulunduğumuz dönemin sayısız can sıkıcı gerçeklikleri ve sorunları karşısında körlük etme eğilimindedir.

    Birçok kesim tarafından farklı ve yanlış algılanıp, hatta hakarete varan yakıştırmalara maruz kalmasına rağmen, Baudrillard’ın 20.yy düşüncesindeki yeri sarsılmazdır. Simülasyon kuramı, günümüz kitle iletişim ve medya kuramlarını anlamada başvurulan önemli bir referanstır.

    ---
    Çağdaş Sosyoloji Kuramları
    Editör: Prof.Dr. Aylin Görgün Baran & Prof. Dr. Serap Suğur
    Anadolu Üniversitesi, 2012
  • Ona göre mantık, düzen ve adalet yoktu; acı, ölüm ve sefalet vardı. Dünyada alçakça olduğu için işlenmeyecek hiçbir suç yoktu, bunu biliyordu. Hiçbir mutluluk sürekli olmazdı, bunu da biliyordu.