...bizler, günlük hayatın sonu gelmez detaylarını uzun uzun konuşmayı çok severiz. Çünkü biliriz ki sessizlik kıyamet alametidir. Başlı başına bir eylemdir. Değişimin kuluçka dönemidir. En büyük meditasyondur. Kapıyı çaldığında kaçma şansımız yoktur. Tek yapabileceğimiz; kapı sesini bastıracak kadar gürültü çıkarmaktır...
Derdini bilen insan derman arayabilir... Ama derdini bilmeyen ve söyleyene düşman olan bizler için, yarattığımız hayal dünyalarından kurtulmak ne kadar mümkündür?
İnsanoğlunun hayati hatalarından biri de kat edilecek olan somut mesafelerle, soyut mesafeleri birbirine karıştırma eğilimidir... Tam ortasında dursa bile ulaşamayacağı dünyalara nasıl ulaşabilir insan? Var mıdır bir harita oraları gösteren? Ve hangi araç ulaştırır bizi oraya?
Dünyayı değiştiren nice insan kendini dönüştürememiştir... Kendi üzerinde çalışmak o derece zorlu ve çetrefilli bir iştir ki; bunun yerine çevresini ve dünyayı değiştirmek çok daha kolay gelmiştir hepsine...
Bir cevap; ancak doğru zamanda verildiğinde gerçek bir cevaptır... Sadece doğru zaman ve doğru zeminde iş görür... Onun dışında, tüm değerlerini yitirir...
“İncileri domuzların önüne atmayın” sözü, beşere bir hakaret değildir...
İçinde o arsızlığı henüz aşmamış, gerekli ahlakı kendinde sağlamamış, deliliğini bir yana bırakmaya niyet etmemiş bir zihne verilecek değerli cevaplar, o zihin tarafından çamurun içine katılır...