İnsan ruhunu ölümle yıkamak. Ölümü, ebedilik abdesti gibi bilmek. Ebediyetin kapılarını güm güm vururken ölümle teyemmüm etmiş olmak. Ölmeden önce ölmenin yolunu araştırmak ve bunu bin bir dallı bir ağaç gibi ruhta ve toplumda sistemleştirmek. Öldükten sonra dirilmenin (basu-badelmevtin) abstre ve konkre anlamlarına ermek ve bunu pratik yaşantının her saniyesinde bile gözcü ve bekçi kılmak. Ölüm dikkatini, ruhumuzun en iç niyetlerinden, en dış davranışlarımıza, toplumun yığın olaylarına, uygarlığın en geçici ve en kalıcı kuruluşlarına bir gözcü kılmak. Sansür edici olarak değil, eğitici olarak.