"Sorunun ne olduğunu düşündüğünü bana anlatabilir misin?"
Denizin yusyuvarlak cilaladığı ama ansızın bir pençe çıkarıp başka bir şeye dönüşebilecek çakıl taşlarıymışçasına, sözcükleri kuşkuyla evirip çevirdim.
Sorunun ne olduğunu düşünüyordum?
Sanki gerçekte bir sorunum yokmuş da yalnızca ben öyle sanıyormuşum gibi.
Yaşamımın yıllarını bir yol boyunca sıralanmış, birbirine tellerle bağlı, telefon direkleri gibi hayal ediyordum. Bir, iki, üç... on dokuz telefon direği sayabiliyordum, ama sonra teller boşlukta sallanıyor ve ne kadar çabalarsam çabalayayım, on dokuzuncudan sonra bir tek direk bile göremiyordum.
Ve biliyordum ki bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına yedirdiği akşam yemeklerine, verdiği güllerle öpücüklere karşılık olarak gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının Bayan Willard'ın mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi.