kitabımı alıp bahçeye çıktım. güneşli, ılık bir bahar sabahıydı. ip merdiveni kullanıp kayın ağacının alt dallarından birine tırmandım. ağaçta kitap okumayı sever, kitap okurken hiçbir şeyden korkmazdım.
"canlıların sorunu bu" diye devam etti.
"uzun süre dayanmıyorlar. bir gün yavrular, ertesi gün yaşlı. sonra anılara karışıyorlar. anılar silikleşiyor, birbirine karışıyor ve kaybolup gidiyor..."
rüyalarımın dili, varoluşun diliydi ve söze dökülebilen her şey gerçeğe dönüşürdü; çünkü o dilde söylenenler yalan olamazdı. yaratılışın ilk tuğlasıydı söz.
elektronları görebilmek için, nesnelere çok yakından bakman gerekir. belli belirsiz gülümsemeleri andıran mini minnacık şeylerdir. insanın içini karartan gri parçalara da nötron denir.