sundurmanın kenarına oturmuş, saatlerce çimenlere, beyaz papatyalara, karıncalara, lavanta öbeğine baktığını görür gibi oluyorum yeniden. bir gün gözyaşları içinde gelip beni bulmuştu, konuşamıyordu. sadece elimi tutup beni götürdü: garaj kapısının yakınında minicik ölü bir kuş vardı, kuşun önüne çömeldi, konuşamıyordu, gözyaşlarına boğulmuştu.
her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu.
o şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken, "her şey yolunda" demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan, ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; "hiçbir şey yapamayacaksın" diyen bakışı.