Şiddet, mutlak kötü olarak algılanmamalı. Bazen, ezilen sı-nıflar, kendilerini ezen sınıflara; bazen ezilen uluslar kendilerim ezen emperyalistlere karşı da şiddet kullanır. Buna devrim veya kurtuluş savaşı denir. Bu, meşru olan şiddettir. Ve bu şiddet, ka-dın-erkek, genç yaşlı bütün toplumu birleştiren şiddettir, bir an-lamıyla toplumu yıkan değil tedavi eden şiddettir!
Fakat burjuva düzeni, aileyi yıkıma sürükleyerek ve yarattığı bu sefalet ile, kendisine yönelecek şiddeti toplum içine hapseder. Hırsızlık, cinayet, fuhuş gibi olgular, bu tür bir toplumu çürüten şiddettir. Ama bu şiddet içinde bir tanesi vardır ki, o en alçakça olanıdır: kadına yönelik şiddet!
Kadına yönelik erkek şiddetinin ve cinayetlerin ardında, ka-pitalizmin yarattığı işsizlik ve ekonomik sistem, bu ekonomik sistem içinde şekillenen lümpenlik, bu lümpenlikten türeyen arabesk kültür ve hepsinin üzerine oturan Siyasal Islam var. Bu nedenle, kapitalizmi yok sayan analizleri de, Siyasal İslameı ik-tidarla cepheleşmekten kaçınan tavırları da sorgulamamız lazım. Tıpkı lümpenliği halkçılık, arabeski ise halk kültürü sayan sinsi tavırla hesaplaşmamız gerektiği gibi.