• "Ben problemleriyle beni öldüren dünyadan ayrılmış, hapisten yeni çıkmış gibi sadece şimdi bir anlığına kendime geldim. Herkes yaşıyor: bu köylü kadınlar, kardeşim Natali, Varenka, şimdi yanına gittiğim Anna, ama ben değil."
  • 224 syf.
    ·Puan vermedi
    Yazarın hayat hikâyesinden sonra, Marc Nichanian'ın sunuş yazısıyla başlıyor kitap.
    Kitabın Ermenice orijinal adı Angudi Siraharner olan Meteliksiz Âşıklar'da, 19 yaşında, öğrenci Sur'la, 1944 yılında Yunanistan'dan Fenerbahçe'ye gelerek kapıcılık işine başlamış bir ailenin kızı Norma'nın aşkı çerçevesinde gelişen olaylara tanıklık ediyoruz. Sur'un babası Kevork efendi taşralı bir Ermeni. Evine karşı sorumluluğu olan, ancak 3 çocuğuyla da sürekli çatışma halinde bir baba. Patrikhanenin mütevelli heyetinde. 6-7 Eylül olaylarında dükkânı yağmalananlardan. Menderes hayranı. Öyle ki, Atatürk'ten sonra en büyük Türk olarak görecek kadar. Evin en büyük çocuğu Sur. İsyankâr. Babayla, toplumla, otoriteyle, devletle, hemen her şeyle sürekli çatışma halinde. Haksızlık karşısında susmayan, susturulduğunda gözyaşlarına boğulacak kadar duygusal. Norma'ya deli gibi âşık. Ama bulundukları toplum içindeki gelenek göreneklere ters bir ilişki. Bir kere Norma Sur'dan 3 yaş kadar büyük ve çalışan bir kız. Düşünsenize 50.li yıllarda çalışan bir kıza bakış açısını. Hem toplumun hem de ailenin şiddetle karşı olduğu bu aşkın yazıya dökülmüş halini okuturken yazar, o dönemin İstanbul'unun da panoramasını çiziyor. Kâh kendinizi Adalar'da bir patikada yürürken hissettiriyor, kâh Karaköy-Eminönü'de; kâh Pangaltı'da, kâh Nişantaşı'nda...

    Eğer Sur ve Norma'yı neden her buluşmalarında sürekli "röntgenciler"in gözetlediğini ya da aslında yazar bu "röntgenci" imgesiyle neyi anlatmak istemişin karşılığını;
    Kevork'un neden bu kadar otoriter baba kimliğine büründüğünü, buna karşılık çocuklarının neden bu kadar kendisine tepkili olduğunu;
    Menderes'in iktidarı dönemindeki havayı solumak ve birçok soruya cevap bulmak istiyorsanız, açıkçası çok az konuya değindim diyebilirim. Çünkü, kitap bir aşk romanı değil
    Kitabın başlangıcındaki Sunuş yazısı kitabın yörüngesini de belirliyor aslında -ki kitabı bitirdikten sonra geri dönüp tekrar okudum ve kitabın bende daha iyi pekiştiğini gördüm-.

    Zaven Biberyan, edebiyatçı, siyasi aktivist, gazeteci, makale yazarı, romancı, çevirmen (ömrünün sonuna doğru Maksim Gorki'yi ve Gustave Flaubert'i Türkçeye çevirmiş). Romanlarında ailevi iç çatışmalarını işlemiş çoğunlukla. Siyasi faaliyetlerinden dolayı Ermeni cemaatlerince hiç sevilmemiş. Keza kendisi de bu cemaatlerin içinde olmak için efor sarf etmemiş. Aksine Ermeni diasporası entelektüelleriyle çatışma halinde olmuş. Onların "cafcaflı söylemlerini" ve "şovenizmlerini" ifşa eden bir sosyalist olarak karşılarında durmuş. Siyasi yazılarından dolayı birçok kez yargılanmış. "Çilekeş" bir hayatın sonucunda, 4 Ekim 1984 yılında, ardında Ermeni ve Türkçe eserler bırakarak sevenlerine veda etmiş.

    Ermeniceden çevirisini Natali Bağdat'ın yaptığı kitabın Türkçe basımında, benim de her daim başucumda bulunan Ömer Asım Aksoy'un Ana Yazım Kılavuzu temel alınmış. O yüzden imla yanlışlarıyla karşılaşmadan tertemiz bir kitap okuyorsunuz.
    ❤❤❤❤
  • 203 syf.
    ·Beğendi·5/10 puan
    Araf
    Hristiyan ve müslümanların din üzerinden tartıştığı dönemlerde geçiyor olaylar.. Araf bir polis annesi dedesi tarafından sürgün edilmiş babasını hiç tanımamış ona sahip çıkan bir tanıdığıyla aynı yerde görev yapıyordur.. Eylülü yanlış anlamış ve sevgilisiyle arasına mesafe koyduğu sıralarda,bir üniversitedeki kadının işkence yöntemiyle öldürüp çukura atıldığı haberi geliyor.. Natali annesi kaybettiğinde babasının katil olduğunu itiraf edince bir sürü planlar yapıp arafla karşı karşıya geliyor ve olaylar burda başlıyor cinayet ve polisiye sevenlerin okumasını tavsiye ederim..
  • 203 syf.
    ·3 günde·7/10 puan
    Fas, Casablanca’da ormanda bir çukurun içinde yarısı yanmış bir kadın cesedi bulunur. Komiser Arif ve komiser Araf cesedin kimliğini araştırır ve bu kadının Müslümanların aleyhine yazılar yazan Elizabeth Okuman olduğunu anlarlar. Bununla beraber şehirde Müslüman-Hristiyan çatışmaları had safhaya ulaşmıştır.

    Arif ve Araf bu cinayeti kimin işlediğine dair kanıtlar arayıp, olağan şüphelilerle görüşürken Elizabeth Okuman’ın kocası bir türlü sorgulanamazken, kızı Natali’nin şüpheli davranışları dikkat çekmektedir. Aynı zamanda başka bir cesedin aynı çukurda bulunması ve Araf’ın, eski sevgilisi Eylül’ü Elizabeth Okuman’ın evinde görünce olaylar iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.

    Araf’ın geçmişte kalan bilinmezlikleri, Eylül’ün olaylara dahil olması, Arif’in yıllarca sakladığı sırlar, Natali’nin sakladığı ve korktuğu büyük sır...

    Heyecan ile okuduğum bir kitap oldu. Kitabın başlangıcı klasikmiş gibi görünsede olaylar ve ters köşeler çok güzeldi. Her şey bir düzene göre anlatılıyor gibi görünsede olayların altından bambaşka şeyler çıktı. Hristiyan-Müslüman çatışmaları çok güzel aktarılmıştı. Ayrıca karakterler, olaylar, cinayetler hepsi birbiri ile bağlantılıydı ve kitabın sonuna kadar ne olduğunu öğrenemedim. Polisiye sevenler için çok güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.

    Öldürülen diğer erkek ceset kime aittir?
    Komiser Arif ve Araf arasında nasıl bir bağ var?
    Neden cesetler yakılmıştır?
    Natali ne saklıyor?
    Eylül olaylara nasıl dahil olmuştur?
    Mankurtlaştırma nedir?
    Elizabeth Okuman neden öldürüldü?
    Katil kim?
    Hepsi kitapta
  • 203 syf.
    ·2 günde·7/10 puan
    Kitabımız ; zeki, çevik, çalışkan ve gözü kara oğlumuz Araf, yaşadıkları fazla gelen artık emekliliğini bekleyen komiser Arif, sevdasi ile yaptığı yanlışlar arasında kalan Eylül, annesinin ölümü ve babasının durumunu kaldiramayan Natali ve seri gibi görünen bir cinayet...
    Fas'ın Casablanca şehrinde geçiyor hikaye. Tarihine, mimarisine, din ve siyasi oluşumuna meraklanmadım diyemem. Görmek istediğim ülkeler arasında yerini aldı. Yazar hikayeyi o kadar akıcı anlatmış ki ; hem hızlıca bitiyor,hem de merakta bırakıyor.
    Ben sevdim hikayeyi.Başta katili tahmin ettiğinizi sanıyorsunuz. Sanıyorsunuz diyorum çünkü sonunda güzel bir ters köşe var. Gözüme batan tek şey kitapla alakalı Eylül ve Araf arasında geçen aşkı bir türlü kafamda oturtamamam. Onun dışında akıcı ve sürükleyici bir hikayeydi kesinlikle.
  • 203 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Çok güzel bir Akdeniz ülkesi düşünün Burası Fas'ın Casablanka sehri işlenen cinayetler ve bulunamayan bir katil Komiserlerimiz Araf ve Arif öldürülen bir kadının katilinin peşine düştüklerinde işler iyice sarpa sarmıştı. Kadın üniversitede hocaydı ve müslümanlar aleyhine yazdığı yazılarla müslümanlar tarafından aşırı tepki alıyordu üstelik bu kadın müslüman bir erkekle evli ve eşiyle de yazdığı bu yazılar yüzünden arası açılmıştı.Kadin öldürüldükten kısa bir süre sonra bu kez mensubu olduğu üniversitenin dekanı öldürülünce işler iyice karışır.Üstelik dekan müslümandır. Hristiyan ve müslümanları kışkırtmaya yönelik yapılan bu olayların ardında kimler vardır Bu cinayetleri kim yada kimler işlemekte ve amaçları nedir Katil yada katiller yakalanabilecek mi Bakalım Araf ve Arif komiseri neler bekliyor

    Güzel bir polisiyeydi. Olaylar gayet anlaşılır bir şekilde ilerledi sıkmadan akıp giden heyecan dolu bir kitaptı. Bu tarz sevenlere kesinlikle tavsiye ederim Bu kitabı @esraninkutuphanesi moderatörlüğünde güzel bir grupla birlikte okuduk

    ✓ Banyodan çıktığında mutfaktan tıkırtıların geldiğini duydu. Kızı Natali'ydi bu. Gelmişti demek ! Yüzüne bir maske takınarak selamladı kızını. Öperken gülümsemeye çalıştı ve onunla göz göze gelmemeye dikkat etti.