“Ey Yüceler Yücesi Allah’ım şüphesiz sen sana inanıp dayananları yüzüstü bırakmazsın. Şüphesiz sen kullarının mahsunluğuna dayanamazsın. Şüphesiz sen ikram edicilerin en cömerdisin! Biraz darlığını ardından genişlik veren de sensin, yarattığın kullar adedince hamd olsun sana, yüz binlerce kez şükürler olsun!” Hz Hacer
Müminlerin tüm bu saldırılara karşı son derece güvenli, son derece rahat davrandıklarını görürüz. Çünkü Kur’an’da bizlere örnek verilen bu mü’minler, her olayı yaratanın Allah olduğunu ve dolayısıyla her olayın arkasında bir hayır olduğunu bilerek hareket etmektedirler. Onlar Allah‘ın mü’minleri yardımsız bırakmayacağından, müminlere kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyeceğinden ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da ahirette onlara vereceğinden emindirler. 
İnsan bu imtihan hayatı boyunca başına gelen her şeye en güzeliyle karşılık vermek, sabretmek ve güzel ahlak göstermekle yükümlüdür. Her şeyi Rabbimizden gelen bir deneme olduğunu bilmek, Rabbinin muhatabı olduğunun farkına varıp bunlardan zevk almak gerekir. Arif olan kişilerin Allah’ın yapacaklarını merakla şevkle beklemeleri gibi karşılaştığı her olayı neşeyle karşılamak ise dünyadaki imtihanın mü’minlere has bir sırrıdır. Şüphesiz bu sırrı kavrayan ve tüm hayatını kulluk mashariyetinin şuurunda geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecek olan bir kazanç elde edeceklerdir.
Biz cennet ehli bir topluluktuk. Babamız anamız cennetteydi, şeytanın sebep olmasıyla dünyaya indirildik. Bu sebeple asıl vatanımızın özlemini derinden hissetmeye muhtacız. Asıl vatanımızdan ayrılığın ateşi içimizde bizi olgunluk mevkisine eriştirinceye kadar yanmalı. Hz. Mevlâna’nın buyurduğu gibi kimde bu ateş yoksa o, yok olsun!