Hatice, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okuyor

1990’ların başında ABD, CIA eski Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze gibi görevlileriyle Türkiye’de Nurculuk ve Nakşibendilik gibi cemaatlerin güçlenmesine çalışmıştır.

Türkiye’nin ABD eliyle din devletine ve federasyona doğru sürüklendiği 1990 yılında bu sürece engel olacağı düşünülen ulusalcı-Atatürkçü aydınlar öldürülmeye başlanmıştır. ABD politikalarının Türkiye’deki baş aktörü Turgut Özal’ın Türk Ceza Yasası’nın din devleti kurulmasına engel 163. maddesini kaldırmak istemesine tepki gösteren aydınlardan Muammer Aksoy 31 Ocak 1990’da öldürülmüştür. Ardından 7 Mart 1990’da Çetin Emeç, 4 Eylül 1990’da Turan Dursun ve 4 Ekim 1990’da Bahriye Üçok öldürülmüşlerdir. Özal’ın Ocak 1993’te imam-hatip okullarını bitirenlerin de Harp Okulu’na girmelerine engel olan yasayı değiştirmesini 22 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “İmam Subay” başlığıyla eleştiren Uğur Mumcu da bu yazısından sadece iki gün sonra öldürülmüştür. Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “Asker, Polis ve Naziler” başlıklı bir yazıyla laiklikten verilen tavizleri eleştiren Ahmet Taner Kışlalı da tıpkı Uğur Mumcu gibi bu yazısından sadece iki gün sonra, 22 Ekim 1999’da öldürülmüştür.

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 38 - Inkılâp kitabevi)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 38 - Inkılâp kitabevi)

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

Naziler Sigmund Freud'un kitaplarını yaktığında Freud'un tepkisi:
İnsanlık olarak epey bir ilerleme kaydettik. Ortaçağda yaşasaydık beni yakarlardı.Şimdi kitaplarımla yetiniyorlar.

Hasan Hüseyin, Satranç'ı inceledi.
17 May 01:25 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

''Sizler yeni bir gün doğumunu bekleyebilirsiniz ancak benim buna gücüm kalmadı..'' diyerek 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ediyor Zweig.

Satranç,Avusturya’nın Naziler tarafından işgali sonrasındaki dönemde uygulanan faşizmin boyutlarını gözler önüne sermesi bakımından da önemli bir eser. Faşizmin, toplumdaki aydın insanları nasıl akıl hastası edebileceği,sonraki hayatlarında kendilerine ne çeşit travmalar bırakabileceğini son derece gerçekçi bir şekilde ortaya koyuyor Zweig; hem şahsi gerçek hayatında hem de bu kitabında.

Onu, yaşamadığını yazmayan bir yazar olarak tanımlıyorum. Yani kitaplarındaki bütün dramları,acıları kendi ruhunda fazlasıyla çektiğine, kalbindeki ve beynindeki elemlerin kitaplarında bize aktardığından daha şiddetli bir ölçüde kendi ruhuna tesir ettiğine eminim.

Genel olarak Zweig, ifade etme ve psikolojik analiz kâbiliyetinin arkasında,tabiri caizse arka fonda çalan bir müzik gibi sunuyor asıl anlatmak istediklerini, yoksa onun çok başarılı bir edebiyatçı olmak, kusursuz bir dil kullanmak, şekli anlamda dünyanın en iyi romanını yazmak gibi bir amacı bulunmuyor ve fakat bu özelliklere de zaten sahip olması, onu dünyanın en kusursuz kalemlerinden biri yapıyor zaten.

Satranç’ın olay örgüsü noktasında, özet niteliğinde pek çok yorum yapılabilir ancak ben bu konuya Stefan Zweig kadar vakıf olamadığımın idrakiyle ve inceleme yazarken kitabın adeta özetini çıkaran diğer okurlardan dolayı, tekrara kaçmamak adına yalnızca şunları söylemek istiyorum; büyük yazarlar ve eserler, ustalıkla ve zekice kurgulanmış hikayelerinde aynı oranda büyük resimleri gösterirler. .

Kardelen ∵, Solgun Karanfil'i inceledi.
16 May 18:07 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap 1940'larda Yugoslavya da geçiyor. Birbirlerine sevdalı iki gencin hikayesi aynı zamanda. Aferdita; öğretmen olmak için yanıp tutuşan bir genç kız, Fikret ise tıbbiyeli. Ama savaş başlayıpta Naziler Fikret'in okulunu bombalayınca, Fikret vatanı için sevdiklerini arkasında bırakıp Bajgora Dağlarına çıkar. Tek hayali sevgilisine özgürlüğü getirmektir. Yanında ise Aferdita'nın abisi Arben vardır.
Aşk ve umut olsa da en çok acı, soykırım ve ölüm var. Nazi kamplarında yaşanan bütün çirkinliğiyle ortaya dökülmesede okuyucuya güzel bir şekilde aktarılmış.

Solgun Karanfil; bir aşkın, bir işgalin, bir soykırımın romanıdır. İki Müslüman Arnavut gencin aşkıyla başlıyor. Daha sonrasında okuru savaşla yüzleştiriyor ve soruyor: “Yaşanmışlıkları kaybetmek mi daha zor, yoksa hayalleri mi?”

S. Ali, bir alıntı ekledi.
16 May 17:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Müftü'nün hayatının hiçbir dönemi, II. Dünya Savaşındaki kadar ihtilaflı olmamış ve çarpıtılmamıştır. Siyonistler, onun işbirlikçi ve savaş suçlusu olduğunu ispatlamaya öylesine can atıyorlardı ki, Naziler'le olan bağlantılarını abarttılar.

Kudüs Müftüsü Hacı Emin El- Hüseyni, Philip Mattar (Sayfa 151 - Akademi - Ağustos 1.Baskı 1991)Kudüs Müftüsü Hacı Emin El- Hüseyni, Philip Mattar (Sayfa 151 - Akademi - Ağustos 1.Baskı 1991)
Nazmi Çetin, bir alıntı ekledi.
13 May 19:33 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Naziler tabi ki kıymetini bilemezdi Evert'in. Onlar iki tür insandan anlarlardı: Kendilerinden yana olanlar, kendilerine karşı olanlar.

Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 213)Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 213)
İlknur Demir, bir alıntı ekledi.
11 May 14:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Naziler, gerçekte, Hindu dininkilere oldukça büyük uyum gösteren bir tür kast sistemi kurmayı hedefliyor. En tepede Nazi partisi var, ikinci sırada Alman halk kitleleri, üçüncü sırada fethedilen Avrupa halkları. Dördüncü ve son sırada, apaçık biçimde köleliğe mahkum edilecek olan renkli halklar, Hitler’ in vereceği isimle ‘’ yarı maymunlar’’ var.

Neden Yazıyorum, George Orwell (Sayfa 51)Neden Yazıyorum, George Orwell (Sayfa 51)
S. Ali, bir alıntı ekledi.
10 May 10:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Türk-İslam sentezi
‘Türk-İslam sentezi denilen şey tamamen ABD ürünü bir proje. Asıl amaç siyasal islamcıları devletin derinlerine yerleştirme projesi. İslam adına ortaya çıkan insanlara bak; birbirinin kopyası gibi. Naziler adına sahte ayet uyduran bu adamlar, şimdi aynı şeyi Amerika için yapıyor. "

Hançer, Mustafa Hoş (Sayfa 221 - Destek Yayınları - Aralık 2017)Hançer, Mustafa Hoş (Sayfa 221 - Destek Yayınları - Aralık 2017)
S. Ali, bir alıntı ekledi.
10 May 10:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Atatürk dönemindeki sadece dini anlatan Allah ile kul arasında aracı olmadığını söyleyen bilgiler yerine, din kitaplarını hurafelerle, tarikatlarla doldurdular. Dinde ne kadar aracı olursa ABD’nin ve onların kuyrukçularının işine gelecekti çünkü... Tarikatlar ve hurafeleri din yaptılar. Vahabilik ve İhvancılığı ‘İslam’ diye pompaladılar. Aslında Naziler nasıl İslam’ı kullandılarsa, aynı yöntemi daha sonra Amerika devraldı. Bak bu ‘Yeşil Kuşak’ projesi, sonra Büyük Ortadoğu Projesi, aynı Nazi mantığıyla dayatılmış projeler.

Hançer, Mustafa Hoş (Sayfa 219 - Destek Yayınları - Aralık 2017)Hançer, Mustafa Hoş (Sayfa 219 - Destek Yayınları - Aralık 2017)