Ve daha fazla bekleyemedim. Kafamın içindeki zembe-rek birden göç etti. Onun evine gitmek için hazırlandım. Kadere bak ki o da yıllar sonra buraya taşınmıştı ve şimdi oyuncuydu.
Bir de anlatırken bazı kelimeleri çok fazla kullanıyor, bazı cümleelri defalarca kuruyor olabilirim. Dağınık anlatıyor olabilirim. Hoş gör bu durumumu. Duyguların dile dökülüşü, tekrarı ne olursa olsun hoş görülmeli.
Canım, canımın içi, bir tanem, çilek kokulum, siyah saçlı güzelim diyordum. Saçlarını sevgi bubranıyla okşu yordum. Hayli bir zaman onu izledikten sonra burnunun ucuna hafifçe öpücük kondurdum.
Zaman... Yaşadığımız dünya güneşin ışınlarını Ay'a bağışlaması gibi bir şey. Ay, 'Bir gün kendi ışığım olacak! der-ken biz de 'Yarm bugünden farkı olacak! deriz. Hep bir Pollyannacılık oynuyoruz. Sürekli aynı müziği duyup ayı dansı yaparken farklı dans yapabiliriz diye umut ediyoruz.
Geçmiş, tarih, korunmak ve yaşatılmak istenmiş. Önemli olan da bu değil mi? Tarihin yaşatılabilir olması."
"Elbette Emel Sonuçta burası bizlerden evvel de vardı,y Helerden sonra da var olmaya devam edecek. Onemli olan Coğrafyayı korursak, onu iyileştirirsek kader de kaderde iyileşir
"Coğrafya kaderdir, diyorsun."
Ben demiyorum, Ibni Haldun diyor."
Biliyorum onun sözü olduğunu. Ona atıfta bulunsun, diyeyim."
Dipsiz bir sessizliğin içinde olmamızın ardında sanki her şey olması gerektiği gibi oluyor anlayışının sırrı giz-liydi. Sessizlikte yol alıyorduk. Derken yerinden yay gibi fırlayarak masada duran kalemle kâğıdı eline alıp bir şey-ler yazmaya başladı. Onu öylece izliyordum. Sonra hafif-ten gülümsedi. Neye gülümsediğini sorunca, ayağa kalktı. Teatral hareketler takınarak ve sesini de biraz kalınlaştıra rak yazdığını okumaya başladı.