Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yavaşlayarak soğuyan, katılaşan lavlar zamanla toprağa-verimli, bereketli bir toprağa-dönüşüyordu. Nora o an bir kara delik olmadığına karar verdi. Aslında volkandı. Volkanlar gibi o da kendinden kaçamazdı. Olduğu yerde kalıp çorak toprakları zenginleştirmek zorundaydı. İçinde bir orman büyütebilirdi.
Gece Yarısı Kütüphanesi bana fark etmediğim pek çok şey gösterdi. Hatta çoğu konuda hayata bakış açım değişti ve kitabın son sayfasını okuduğumda içimde büyük bir rahatlama hissettim. Sanki bütün pişmanlıklarımdan kurtulmuştum ve gerçekten minnet duydum. Biz başka hayatların hayalini kurarken, geçmişte yaptığımız seçimlerin yanlışlığıyla boğulurken kendi akıp giden hayatımızı yaşamayı unutuyoruz. Çevremizdeki güzellikleri göremiyoruz, sadece yanından geçip gidiyoruz. Oysa yoldan geçen bir kedi ya da kaldırımın kenarında açmış savaşçı bir çiçek bile bizi mutlu etmeye yetmeli. Hayatın monoton olduğundan şikayet ettiğimizde her gün aslında yeni bir hayata gözlerimizi açtığımızı bilmeliyiz. Hayatımıza minnet duymalıyız. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Asla yarın ne olacağını bilemeyiz; önümüze çıkacak fırsatları tahmin edemeyiz. Bu yüzden doyasıya yaşamalıyız elimizden geldiğince. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu kitabı çünkü görmediklerimizi, bakıp göremediklerimizi gösteriyor bize. Özellikle umutsuz ve bolca pişmanlık çeken biriyseniz hemen alın kesinlikle!!!