• 400 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    HANGİ RUH HALİNDE OKUNMALI
    - Kitabı bir ölümden etkilendiğiniz sırada okumak sizi büyüleyecektir.
    KİMLERE HEDİYE EDİLMELİ
    - Okuma kültürü zayıf olanlara
    - Fotoğrafçılığa merak duyanlara
    - İstanbul’a yeni taşınanlara
    - Kafasını dağıtmak isteyenlere
    YAZAR VE ESER HAKKINDA:- OKUMA HEYECANINI KAÇIRIR.
    Çok iyi! Süperdi falan diyemeyeceğim. Kitap dikkatle okunursa mantık hatalarıyla dolu. Birazdan bunlardan sayfalarını vere vere bahsedeceğim.
    Kitap ben diliyle yazılmış. Ki bana sorarsanız en amatör yazar üslübudur. Neyse... Edebi zevki korusun da, okuruz elbette. Bir kahramanın olan olayları anlattığı bir kurgu bu. Ama nasıl anlatmak... Ben kimseye önemli, oldukça önemli bir olayı anlatırken; “ertesi sabah yağmurlu bir güne açtım gözlerimi” demem. S:362 Yani demeye çalıştığım şey ayrıntıları daha öz cümlelerle betimlerim. Kitapta buna benzer yüzlerce paragraf yer alıyor ve 400 sayfalık kitabın ilk elli sayfasından sonra 230. sayfaya kadar saçma sapan şeyler okuyorsunuz. Konuyla ve kitabın sonuyla alakasız şeyler.
    Sevgili Ahmet Ümit ara ara sizi Beyoğlu ansiklopedisine sokuyor. Oysa biz en başında üç kafadar arkadaşın anısını dinliyorduk.
    Bir Katya karakteri karakteri okuyoruz ki dillere destan bir Türkçesi var. Ama yazar 108. sayfada bir anlık gaflete düşerek kahramanını ilk ve son kez “Kenan gelmiş olmak” diye konuşturuyor. Başka yerde hiçbir zaman Türkçesi bozulmuyor sevgili Rus Katya’nın.
    Bir başka mantık hatası sayfa 149’un son paragrafında. Eşiyle iş seyahati dolayısıyla 9 gün uzak kalan kenan, bunu sekiz gün olarak çelişik hale getiriyor.
    Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama ben her satıra gerekli dikkati vermeye çalışıyorum.
    Devam edeyim.
    Yazar rahatsız eden bir seviyede her aramada “numarayı tuşluyor.” Numara tuşlamak demek o numaraları ezbere bilmek demek. Bu hiç inandırıcı değil.
    Cinayet romanlarını çokça okuyan ve Türkiye’de de bu alanı sahiplenmek isteyen yazar, cinayet işlenen bir evin polis tarafından mühürleneceğini göz ardı ederek cinayet yerinde arama yapıyor. elin kolunu sallayarak. Üstelik buradan bazı dergi ve kitapları da çekinmeden alıyor. Kahkaha atmıştım.
    Devam edelim.
    Okuyanlar bilir, kitabın bir yerinde cezaevindeki Yunus karakteriyle görüşme faslı vardır.
    Bizim karakterler savcılık iznine falan gerek duymadan görüşüyorlar kader mahkumuyla.
    Devam ediyoruz.
    Sayfa 321’de komiser Cüneyt’ten azar yiyen Kenan 369’da Nihat karakteri oluveriyor. Yani Nihat’a değil, Kenan’a azar yedirildiği unutuluyor. Dönüp tekrar baktım.
    Gelelim kitabın sonuna...
    Şaşırtıcı...
    Sebebi ne derseniz, sebebi cinayetler olay anlatılırken devam etmesine rağmen okura hiçbir zaman şüpheli bir tavır okutulmuyor. Bir defa Katya’ya sorulan öylesine bir soru dışında hiçbir cinayet şüphesi de verilmiyor. Biri bana şu an kardeşin katil dese ben de şaşırırım. Ama şaşırma sebebim bunu hiç hissedememek olur.
    Hissedilmeyen her şey şaşırtır. Bence yazarın burada bir mahareti yok.
    Biz yazarın yetenekli olduğunu kabul edeceksek, kendimizin de paranoyak olduğunu onaylamamız gerekiyor.
    Yazar kitabın sondan bir önceki paragrafında şu güzel itirafı yaparak bizlerden helallik alıyor.
    Bu romanı neden yazdığını yani aslında böyle bie itirafı niye yaptığını şöyle açıklıyor.
    “Yanıt vermek mi? Hayır, tümüyle bilmediğim bir soruyu nasıl yanıtlayabilirim ki. Ben bu romanı Kenan’ı neden öldürdüğümü bulabilmek için yazdım,
    - Bulamadı/
  • Arkadaşlar size harika bir haberim var!
    Nihayet hayatımı paylaştığım, sevinçlerimi, acılarımı, gönül sancılarımı kısacası bugüne kadar yaşadığım ne varsa anlattığım bir kitap yazmamaya karar verdim.
    Ben yaşarken bu kadar sıkıldıysam kesin siz okurken daha çok sıkılırsınız.
    O yüzden hiç o topa girmeye gerek yok..

    •Ayşegül Develi
  • Robert Schnakenberg'in kaleme aldığı Büyük Yazarların Gizli Hayatları kitabında öyle hikayeler var ki; yıllardır hayranı olduğunuz yazarları tüm insani yönleriyle tanıyabilirsiniz.

    1.
    Edgar Allan Poe'nin ünlü şiiri ''Kuzgun''un ilham kaynağı aslında İngiliz yazar Charles Dickens'ın evcil hayvanı olan kuştu.

    Dickens'ın roman serisi_ Barnaby Rudge_'da bir karakter olarak da karşımıza çıkan bu kuşun acıklı ölümünün hikayesini Dickens'dan dinledikten sonra Poe şiirinde ona yer verdi. Zavallı kuş kapağı açık kalan boya şişesinden boya içtiği için ölmüştü.

    2.
    Brontë Kardeşler üç tarafı da mezarlıklarla çevrili bir evde yaşıyordu.

    3.
    Tolstoy kadınlarla yaşadığı cinsel maceraları kaleme aldığı günceyi düğün gecesinde yeni eşi Sonya'ya okutacak kadar dürüsttü.

    Ünlü yazar büyük bir ruhsal dönüşüm geçirdiği yaşlarda ise et yemeyi, alkolü, tütünü ve seksi bırakarak tutkularını denetim altına aldı.

    4.
    Louisa May Alcott tıbbi sebeplerle kullanmaya başladığı afyonun bağımlısı olmuştu.

    Küçük Kadınlar kitabının yazarı Alcott, çocukluk yıllarında ise önceki hayatında at olduğuna inanıyordu.

    5.
    Tüm zamanların en sevilen çocuk kitaplarından birini yazan Lewis Carroll matematik bölümü mezunu bir mucitti.

    Aralarında elektrikli tava ve üç tekerlekli bisikletin de bulunduğu bir çok buluşa imza atan Lewis Carroll matematik eğitimi aldı.

    Asıl adı Charles Lutwidge Dodgson olan Carroll, bir gemi yolculuğunda tanıştığı Alice adlı on yaşındaki kız ile vakit geçirmek için yarattığı öykülerin ardından_ Alice Harikalar Diyarında _adlı ünlü eserini ortaya koymuştu.

    Sistit,sıtma, bel ağrısı, egzama, romatizma, katarakt, diş ağrısı, uykusuzluk, larenjit, bronşit ve akciğer zarı iltihabı ise yaşadığı rahatsızlıklardan bazılarıydı.

    6.
    Mark Twain, bir defasında Kraliçe I. Elizabeth'in de yer aldığı bir seyirci grubunun karşısında gaz çıkarmakla ilgili uzun bir konuşma yaptı.

    Twain ayrıca tam bir kedi ve tütün severdi.

    7.
    Oscar Wilde, eşcinsel tacizi olarak adlandırılan nefret saldırılarının bilinen ilk mağdurlarından biriydi.

    Wilde okuldaki diğer erkeklerden biraz farklıydı. Spor aktivitelerinden çok odasını dekore etmekle uğraşıyordu. Anlatılanlara bakılırsa sınıf arkadaşları, gözü gibi baktığı odasını talan etmekle kalmayıp bir de onu zorla Cherwell Nehri'nin sularına batırmışlardı.

    Bir dönem nişanlı kaldığı Florence Balcombe'nin gelinliğiyle en ince ayrıntısına kadar ilgilenmişti.

    Gençlik yıllarında başına dert olan frengi hastalığı yüzünden yapılan cıva tedavisinden sonra dişleri kararmıştı. Çirkinliğe asla tahammülü olmayan Wilde ağzını daima eliyle kapatarak konuşurdu.

    8.
    Arthur Conan Doyle, dünyanın en ünlü dedektifine ilk olarak Sherringford Hope adını vermişti.

    Sherlock Holmes ismi ise daha sonradan müzisyen Alfred Sherlock ve hukukçu Oliver Wendell Holmes'un isminden ortaya çıktı.

    9.
    Jack London tam bir alkolikti, zil zurna sarhoş olup denize düşmüşlüğü bile vardı.

    10.
    Walt Whitman, Abraham Lincoln'den çok hoşlanıyor, Oscar Wilde ile flört ediyordu.

    Walt Whitman, Lincoln'e olan hayranlığını ona övgüler dizdiği yazılarla anlatıyordu. Oscar Wilde ise onun öpücüğünü hiç unutamadı, her fırsatta bunu dile getirmişti.

    Gönül işleri bir yana; Whitman beynini, incelenmek üzere Amerikan Antropometri Derneği'ne bağışlamıştı. Fakat dikkatsiz bir çalışan şairin beynini yere düşürdü ve dağılan organ çöpe atıldı.

    11.
    Virginia Woolf ressam kız kardeşinden ilham alıp, yazılarını ayakta yazmaya başladı.

    12.
    Charles Dickens'ın düzen takıntısı ve batıl inançları vardı.

    Dickens kendi istediği biçimde düzenlemediği bir odada yazı yazmazdı. Misafir olduğu evlerde ilk iş kendi odasını baştan yaratan, sürekli ortalığı toplayan ve durmadan saçlarını tarayan bir adamdı.

    Her şeye üç kere dokunmanın kendisine uğur getireceğine ve Cuma'nın şanslı gün olduğuna inanıyordu. Yüzünü Kuzey Kutbu'na dönmeden uyuması söz konusu bile değildi.

    Kimliği belirlenemeyen cesetlerin halka sergilendiği Paris Morgu'nda biraz fazla vakit geçirmesini ise ''iğrençliğin çekiciliği'' olarak tanımlamıştı.

    13.
    Tolkien horlaması ve kötü şoförlüğüyle ünlüydü

    14.
    James Joyce,sevgilisi Nora'ya içinde kamçılanma ve tokatlanma arzusunu da anlattığı birçok erotik mektup yazmıştır.

    Kamçılanmaktan hoşlanan Joyce'un en çok korktuğu 2 şey ise; köpekler ve gök gürültüsüydü.

    15.
    Franz Kafka sıkı bir vejetaryendi.

    Kafka zamanın modası olan nudist aktivitelere katılsa da mayosunu asla çıkarmadı.

    16.
    F. Scott Fitzgerald'ın ciddi bir ayak fetişi vardı ve çocukluğundan beri seks ile ayağı ilişkilendirirdi.

    İnsanların kendisini çorapsız görmesine ise asla izin vermiyordu.

    17.
    Ernest Hemingway şahsına gelen eleştirileri pek hoş karşılamazdı, bunu yapan bir eleştirmeni tutup yere devirmişliği de vardı.

    18.
    Agatha Christie, disgrafi denen bir öğrenme güçlüğünden dolayı yazı yazamıyordu ve bu yüzden tüm romanlarını dikte ettiriyordu.

    En ünlü romanlarından biri olan_ Doğu Ekspresinde Cinayet_ kitabını İstanbul'da yazan Christie'nin en sevmediği şeylerden bazıları; gürültü, kalabalık ve uzayan konuşmalardı.

    19.
    Jean-Paul Sartre uyuşturucu madde kullandığında gördüğü dev ıstakoz saldırısı halüsinasyonundan olsa gerek, deniz canlılarından hayatı boyunca korkmuştu.

    Günde iki paket sigara içecek kadar nikotin aşığıydı.

    20.
    Ayn Rand 70'li yılların popüler dizisi ''Charlie'nin Melekleri'' hayranlarından biriydi.

    21.
    William Burroughs eşini 'kaza sonucu' vurdu.

    Evlerinde ağırladıkları misafirleri eğlendirmek için, eşiyle yaptıkları William Tell gösterisinde, eşi Joan'ın başının üstüne koyduğu bardağı nişan alan Burroughs hedefi tutturamadı.

    22.
    J. D. Salinger, tıbbi yararlarından dolayı kendi idrarını içiyordu.

    Farklı alternatif tıp yöntemlerini hem kendi üstünde hem de aile fertlerinin üstünde uyguluyordu.

    23.
    Sylvia Plath 1944 yılında kendisine uygulanan bir IQ testine göre dahi seviyesindeki 166 puana sahipti.Oldukça zeki olsa da kocası Ted Hughes ile ilk tanıştıklarında o kadar heyecanlanmıştı ki onu yanağından ısırdı ve hatta yanağını kanattı.

    24.
    Jack Kerouac hayatı boyunca alkolikti, tercihi ise ucuz şaraplardı.

    25.
    Emily Dickinson o kadar insanlardan uzak ve münzeviydi ki, doktorunun yarı açık bir kapının ardından kendisini muayene etmesine izin vermişti.

    Dickinson inzivaya çekilmişti adeta toplumdan kaçıyordu. Onu görmeye gelen arkadaşlarına bile yüzünü göstermiyordu.

    Dickinson ve erkek kardeşinin eşi Susan Gilbert arasında ise karmaşık bir ilişki vardı; birbirlerine yazdıkları mektuplar aşk mektuplarını andırıyordu.
  • 436 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba sevgili okur, yapacağım yorum tüm seri içindir.
    ••• Mecbur adamın hikayesi, İnce Memed serisini 2018 yaz aylarında okumuştum. Yaşar Kemal ile tanışma kitaplarımdı.Doğduğum,büyüdüğüm,yetiştiğim hatta şu an yaşadığım toprakları anlatmasına rağmen bir türlü okumak kısmet olmamıştı. Ancak başladığım andan itibaren farkettim ki çok şey kaçırmışım.Kitapları arka arkaya soluk almadan okudum diyebilirim. Okurken hem kitap bitecek diye üzüldüm hem de bir sonraki sayfada ne olacak diye hızlı hızlı okudum. Kullandığı yöresel kelimeler günümüzde bile hala kullandığımız kelimelerdır. İnce Memed Bir efsane mi yoksa gerçekten yaşamış bir kişi mi karar veremiyorum. Bu konuda fazlaca araştırma yaptım yaşça büyük insanlarla görüştüm, kiminle konuşursam konuşayım mutlaka bir akrabalığı olduğunu iddia etti Hatta Safiye(ince) Memmet diyorlar.
    ••• İnce Memed’in yürüdüğü yollarda yürümek, ‘bak şurda bu olay başına geldi’ diye hatırlamak bir ayrıcalık olsa gerek.
    ••• İnce Memed gerçek mi yoksa bir şehir efsanesi mi bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da bir insan mecbur kalırsa neler yapabilir bize onu gösterdi. Yaşar Kemal boşuna dememiş ‘mecbur adamın romanı’ diye.

    ••• Serinin en sevdiğim kitabı 1. kitap oldu.İnce Memed’i, Seyran’ı, Ramazan Çavuş’u, Topal Ali’yi, Hürü Ana’yı hep hatırlayacağım...

    ••• Her kitaptan bir kaç alıntı yaptım en sevdiğim ise ilk alıntıdır.
    İşte bunu yapmamalı. İnsanla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. (1)
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç.(1)
    Elinizi iyice vicdanınıza koyun… Vicdanın karışmadığı işte iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan…(1)
    Yüreğinin gizlisinde bir sızı var.(1)
    “Hiç canını sıkma. Kafdağının gecesine düşen ışık bizim de gecemize yağmıştır. Düşmez kalkmaz bir Allah… Her tepenin başından yepyeni bir gün doğacak. Allah birdir ama, kapısı bin... Kul sıkışmayınca hızır yetişmez.” (2)
    Bu kadar değerli bir şeyi elde etmek o kadar kolay olmamalıydı. (2)
    İnsan, tanıdığını sandığı insanı kendisine benzeterek tanır.Bir insan ne kadar sana benzerse, o kadarda benzemez.(3)
    ...dünyada bir şey vardır her şeyden beter, ölümden de zalim, o da ölüm korkusu… (3)
    Biliyorum, yürek bir fırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz, biliyorum olmaz… (3)
    Anlamadım bunlar nasıl insan. Bunlar, işlerine gelince bugün böyleler, gelmezse yarın şöyleler. Kurban olayım Ali kardaşım, ben bunların insanlıklarından bir şey anlamadım.(4)
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir. İnsan ölür, ölüm haktır. En kötüsü, beteri, dayanılmazı umudun ölmesidir, sen bizim umudumuzu neden öldürdün…(4)
  • sualine Cizre Müftüsünün cevabı:
    Sene 1960’ların sonu.
    Silopi o yılın Nisan ayında ilçe olmuştu.
    Silopi İlçe Kaymakamı, İlçe Jandarma Komutanı
    (Yüzbaşı) Hakimi, Savcısı ve Doktoru, sohbet ederken mevzu Elektriğe, oradan da Edison'a gelir.
    Kaymakam:
    - Bana göre Edison'un yeri cennettir.
    Bak onun icad ettiği elektrik yolları evleri
    aydınlatıyor. Hemen Yüzbaşı söz aldı:
    - Tabii ki cennette girecek, camiler ışıl ışıl, isteyen bu
    ışık altında Kur'an da okuyabilir. Bu tartışma devam ederken Doktor:
    - Gelin, Cizre'ye gidelim.
    Orada Mahmut Bilge adında bir Müftü var.
    Çok âlimmiş, onaan soralım, der. Atlarlar cipe, gelirler Cizre'ye müftünün yazıhanesine.
    Kendilerini tanıtırlar. Müftü efendi "buyur" eder.
    Oturur oturmaz Hakim:
    - Müftü bey bir sorumuz var sormaya geldik.
    Acaba elektriğin mucidi Edison, Cennette mi girer
    yoksa..... derken... Müftü sözünü keser:
    - Hele bir kahve içelim konuşuruz. İçeriden kahveler gelinceye kadar bir tanışma faslı
    olur.
    Bu fasıldan sonra Müftü, döner Yüzbaşıya:
    - Yüzbaşım sizin Habur Gümrük Kapısında bir askeri
    birliğiniz var mı? Yüzbaşı:
    - Var, der. Müftü devam eder:
    - Edison, Irak'tan Türkiye'ye geçecek.
    Köprünün üzerinde sizin nöbetçi asker ondan
    pasaport ister.
    Edison kimliğini gösterir ve der ki:
    -Ben elektrik mucidiyim. Dünya beni tanır.
    Pasaporta ne gerek var. Asker:
    - Kanun bu, geçemezsin, der. Edison, askeri iteler:
    - Çekil, der. Müftü, bu konuşmayı bitirmeden Yüzbaşı kızarak:
    - Şerefsiz Edison! kendini ne zannediyor.
    Hem pasaportu yok, hem askere hakaret ediyor.
    Pasaportsuz geçemez ki. Müftü oradakilere dönerek:
    - Edison, Irak'tan Türkiye'ye pasaportsuz giremiyor
    da cennete nasıl pasaportsuz girer.
    Cennetin pasaportu (Lâ ilaheillallah Muhammedün
    Rasûlüllah)'tır.
    Bayanlar ,baylar bu kabul edilmedikçe kimse cennete giremez.
  • (Sallallahü aleyhi ve sellem)

    Cenâb-ı Hak, Resûlünü gönderdi
    Kur’ân-ı kerimi Ona indirdi.

    İki cihanın da serveridir O,
    Cenneti a’lânın rehberidir O.

    Odur kâinatın kâmil insanı
    Odur Hakkın bize yüce ihsânı.

    Nûru ile aydınlandı kâinat
    Görüldü sayısız pek çok mucizât.

    Harikalar verdi ona Yaradan
    Temiz sular aktı parmaklarından.

    Bir gece Kudüs’e vardı Mekke’den
    Bir ânda gökleri Odur seyreden.

    Onu tasdik eden yüce Kur’ândır
    Peygamberliğine kâfi burhândır.

    O teşrif edince değişti insan
    Ona imân etti putlara tapan.

    Kusursuz olarak yaratıldı O,
    Hep güzelliklerle donatıldı O.

    Sâdık idi, Ondan herkes emindi
    Bütün ataları birer mümindi.

    Peygamber bilene edildi ihsân
    Köle iken oldu ebedi sultân.

    Her derde devâdır, her rûha şifâ
    Gözlere sürmedir, kalblere cilâ.

    Seyyid-ül-beşerdir, başlara tâçtır
    Bütün insan ve cin Ona muhtâçtır.

    Bütün dertlilerin dermânıdır O,
    Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

    Dünyada ne kadar deniz var ise
    Mevlâ hepsini de mürekkep etse,

    Melek, ins ve cinne, verse kalemi
    Kâğıt yapsa on sekiz bin âlemi,

    Yıllarca yazsalar, Onun medhini
    Yine yapamazlar binde birini.

    Vasfına olamaz kimse tercüman
    O olmasa idi, olmazdı cihân.

    Yâ Rabbi Habibinin hürmetine
    Kavuştur bizleri şefâatine.


    Efendimiz doğduğu gün

    Putlar devrildi yüz üstü
    Efendimiz doğduğu gün
    Yıkıldı tağutun büstü
    Efendimiz doğduğu gün

    Hemen secdeye eğildi
    Ben Peygamberim dedi
    Sünnet edilmiş görüldü
    Efendimiz doğduğu gün

    Kâinat nur ile doldu
    Şeytanlar sararıp soldu
    Çok garip olaylar oldu
    Efendimiz doğduğu gün

    Kurumuştu Save gölü
    Bin yıl yanan ateş söndü
    Kâfirler şaşkına döndü
    Efendimiz doğduğu gün

    Büyücüler âciz kaldı,
    Sihrini yapamaz oldu,
    Kisra’nın köşkü yıkıldı
    Efendimiz doğduğu gün


    Ya Resulallah

    Kimsenin gücü yetmez, Rabbin seni övüyor
    Sana habibim diyor, herkesten çok seviyor
    Melekler, hem de kendi sana salât okuyor
    Seni bizzat övüyor, Kur'an ya Resulallah

    Nisan yağmuru oldun, rahmet saçtın âleme
    Sabrı cemil gösterdin, her ezaya, eleme
    Güzel ahlakın gelmez, yazı ile kaleme
    Vasfını kim anlatır aman ya Resulallah

    Yetim gözüyle baktı, nasipsiz kimse sana
    Ebu Cehil bu yüzden, kavuşmadı imana
    Resulullah bilenler, kondu büyük ihsana
    Bedevi köle oldu sultan ya Resulallah

    Seni seven köleler, birer sultan oluyor
    Gönlü huzur buluyor, sıkıntısı gidiyor
    Feyizlerle doluyor, nurlu ışık saçıyor
    Göremez bunu bâtıl olan ya Resulallah

    Her derde deva sensin, her ruha şifa sensin
    Göze sürme, başa taç, kalblere cila sensin
    Seyyid-ül beşer sensin, her şeyden a’lâ sensin
    Kurtulmuştur aşkınla yanan ya Resulallah

    Enbiyanın serveri, ulemanın rehberi
    Evliyanın mürşidi, Hakkın son peygamberi
    Teşrifin sevindirdi, yedi kat gökle yeri
    Bulunmaz senin gibi canan ya Resulallah

    Seni seven müminin, kalbinde imanı sen
    Hüznü sen, elemi sen, âhı sen, figanı sen
    Derdinin dermanı sen, gönlünün fermanı sen
    Kavuşur senden medet uman ya Resulallah

    Yâri sen, nigârı sen, arzusu, emeli sen
    Gözü sen, kulağı sen, ayağı sen, eli sen
    Her şeyi sana muhtaç, ruhunun temeli sen
    Senin için halk oldu cihan ya Resulallah


    Olur mu?

    Cismimi bölseler bu yolda bine
    Sana şükrederim binlerce yine
    Varsın aşkın ile kül olsun sine
    Çileler gülmeme engel olur mu?

    Zaman bir değirmen bense danesi
    Değirmen çarkında devir dönesi
    Aciz mahlukatın kibri enesi
    Hiç seni bilmeme engel olur mu?

    İman ümitlerin en büyük bahtı
    Sana tutulanlar neyler ki tahtı
    Hasretlik bağrımı kavurup yaktı
    Sarp dağlar gelmeme engel olur mu?

    Yolun gayet yüce, öyle güzel ki
    Aşkın gönlümde öyle bir sel ki
    Bilmeyen cahiller hayal der belki
    İnsanlar sevmeme engel olur mu?

    Ağlamak gerekir durup gülmeden
    Yaşamak mümkün mü seni bilmeden
    Kavuşulmaz sana elbet ölmeden
    Tabipler ölmeme engel olur mu?


    Cevher pula satılmaz

    Kardeşim bu gururun, daha nice sürecek
    Bu bitmeyen gafletin nereye dek gidecek?

    Ömür geçti bir anı, satın almak istesek
    Alamayız elbette tonlarca altın versek.

    Ömür sermayesini çöplüğe atıyoruz
    En kıymetli cevheri, bir pula satıyoruz.

    Nasıl hoş karşılanır, bu kadar gaflete dalmak
    Ahmaklık olur baki ile fâniyi almak.

    Kendimize niye düşmanlık ediyoruz
    Hak yolu bırakıp, bâtıla gidiyoruz?

    Bu ettiklerimizi, bize yapsa bir düşman
    Merhamete gelirdi, olurdu elbet pişman.

    Dünyaya sarılarak, ömrü hiçe satarız
    Onu dertlere sokup, felakete atarız.

    Kul hakkını yüklenir, haram lokmalar yeriz
    Nasihat edene de, sen kendine bak deriz.

    Böyle bin yıl yaşasak, değişen bir şey olmaz
    Kabı ters çevirirsek içine hiç su dolmaz.

    Kalb huzuru olmadan kıldığımız her namaz
    Sevap ummak bir yana, cezadan da korumaz.

    Hem iyyâkena'büdü deriz, gayra döneriz
    Bir zaruret yok iken, ne bahane ederiz.

    Bizden bir şey isteyen, dönse başka bir yöne
    Bildirmesek de ona, nasıl kızarız yine.

    Gönlümüz başka yerde, böyle kılarız namaz
    Acep sanıyor muyuz bunu kimse kınamaz?

    Huzurdayken nasıl da düşüyoruz gaflete
    Seyirci kalmamalı yapılan cinayete.

    İbadetteki günah elbette gayet çoktur
    Öteki günahları saymaya gerek yoktur.

    Rahat günah işleriz, Allah affeder deriz
    Tevbe etmeden nasıl affı ümit ederiz.

    Allah rızk verendir, günahı da affeden
    Öyleyse ikisini bir tutmuyoruz neden.

    Bir gün rızk bekledik mi hiç çalışmadan
    Kaç günümüz geçti günaha bulaşmadan.

    Yüce Rabbimiz rızkı garanti etti bize
    Demedi oturun, Cenneti verdim size.

    Garanti edilenin ardından gidiyoruz
    Garanti olmayanı, hep ihmal ediyoruz.

    İsteme zararını, düşün artık yararını
    Bir gün öleceksin, çabuk ver kararını.

    Neleri yapacaksan söylüyorum özetle
    Haramlardan sakınıp, Hak emrini gözetle.


    Üstadımız

    Hak ile bâtılı öğretti bize
    Hain nefsimizi getirdi dize

    Onu tanımakla şereflendik biz
    Kitap girdi, huzur gördü evimiz

    Ömrünü vermişti bu kitaplara
    Onu görmek için kitapta ara

    Göremediysen de nurlu yüzünü
    Kitapları anlatır dinin özünü

    Sayesinde imanımız düzeldi
    İçimiz hep doğrularla bezendi

    Bidat yolda sapıtmaktan kurtulduk
    Cennete götüren tek yolu bulduk

    Mahrum etmez bizi şefaatinden
    Dünyada da feyiz ve himmetinden

    Ahirette elimizden tutar o
    Cennetlikler arasına katar o.


    Gir ağla, çık ağla

    Üzengisiz yürüyen at
    Çağırmadan kalkan avrat
    Buyurmadan tutan evlat
    Ne devlet ne devlet

    Gerek yok düğüne
    Gir oyna, çık oyna

    Sahibini teperse at
    Anlamazsa sözden evlat
    Bir de kötü ise avrat
    Zehir olur artık hayat

    Yas tut, kara bağla
    Gir ağla, çık ağla


    Nefsim

    Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur,
    Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur.

    Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur,
    Herkese gölge veren büyük bir çınar olur.

    Bir an gelir para der, haram helâl ayırmaz,
    Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz.

    Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne,
    Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne.

    Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar,
    Yılların kazancını, tutar bir anda yakar.

    Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur,
    Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur.

    Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur,
    İman İslâm tanımaz kıpkızıl dinsiz olur.

    Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder,
    Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider.

    Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur,
    Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur.

    Bir an gelir harama kapatır gözlerini,
    Hatırından çıkarmaz Resûlün sözlerini.

    Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir,
    Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir.

    Aman ha aman, nefse uyanın hâli yaman,
    Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.


    Manzum Ata Sözleri

    Ata sözü dinle, kalbi selim ol
    Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler
    Öfkelenme hemen, biraz salim ol
    Sert sirke küpüne zarar demişler.

    Her yere uzanmaz el ve etekler
    Hep boşuna gider bütün emekler
    Göllerde dolaşan şaşkın ördekler
    Baştan değil, tersten dalar demişler.

    Aldanma dünyanın sakın vârına
    Düşmeye gör onun ahu zârına
    Bugünkü işini koyma yârına
    Gün doğmadan neler doğar demişler.

    Ne yazık geride kaldı bilenler
    Rağbet gördü günahına gülenler
    Eskiden beridir; dağdan gelenler
    Bağda olanları kovar demişler.

    Dedesi demiş ki, benim dedeme,
    Tuz ekmek bilmeze derdini deme
    Ot topla ye, namert ekmeği yeme
    Gün olur başına kakar demişler.

    Salih insanların yapış izine
    Dost addetme her güleni yüzüne
    İncinme dostunun doğru sözüne
    Doğru söz insana batar demişler.

    Kendine bir rehber bulmayan için,
    Onun öğüdünü almayan için
    Pişmeden ham kalıp olmayan için
    O, dipsiz kile boş ambar demişler.

    Dost ile ettiğin sözde kıl karar
    Kâr etmezsen bari eyleme zarar
    Aza kanaat et olma tamahkâr
    Ucuz satan tezce satar demişler.

    Elimde olmalı diyorsan dümen
    Kanaat ipini bırakma elden
    Eşek, geyik gibi boynuz isterken
    İki kulaktan da olur demişler.

    Vakit girmeyince namaz kılınmaz
    İman gibi büyük nimet bulunmaz
    Güneş balçık ile elbet sıvanmaz
    Kötülük her zaman sırıtır demişler.

    Okuyup ilimle olmalı âmil
    Hiç konuşmasa da bilinir kâmil
    Kendinden gayriyi beğenmez câhil
    Kendi çalar kendi oynar demişler.

    Kötülüklerden kaç, verme hiç değer
    Desinler sana bir er oğlu er
    Elin kapısını çalarsan eğer
    El de senin kapın çalar demişler.

    Sözünü uzatan, sürçer, gaf eder,
    Kıymetli vaktini hep israf eder
    Hem de çok yanılır, çok günah işler,
    Fazla söz yalansız olmaz demişler.
  • 120 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Günaydıııınn :) Kapıların dışında kitabının inceleme yazısının giriş güzergahını bugün farklı yapmak istedim. Sabah 8 sularında başlayıp 9 buçuk civarı bitirdiğim bu şaheser sizin kitaplığınızda yok mu? Hemen ekleyin lütfen. Herkese de söyleyin. Okusunlar! Anlasınlar!

    Wolfgang Borchert, memnum oldum efendim. Henüz benim yaşlarımdayken hayata gözlerinizi böyle üzücü bir halde kapamanız ne üzücü. Üzücü olan pek çok şeyde var; kaybettiğimiz insanlığımız vesselam. O serzenişler bu yüzden içimi yaksa gerek. Herkes bazen öyle uyumak ister muhakkak. Bazen bende isterim. İstemem diyenlere aldırış etmeyiniz, isterler.
    Bende yalvardım size, inanın! 'Öteki' oldum adeta. Hayır senin yolun aşağısı değil yukarısı dedim. Oysa siz yanı başınızda ara sıra sesinin kısıldığını söylediğiniz Öteki'yi duymazken beni hiç bilmediniz bile. Sizi okuyan bizi, bizleri.
    Tesadüflere öylesine inanırım ki, hayalperestim biraz ondan da olsa gerek. 20 Kasım 1947 sizi ulaştırsaydı bir daha ki sabaha belki yazdığınız oyunun ilk gösterimini izleme şerefine erişecek ve kaybettikten sonra göklere çıkardığımız nice eser sahibinden biri olmayacak, iki üç kişi bile olsa sizi tebrik edecek olan birileriyle hasbihal edecek belki de o gün mutlu ölecektiniz. Bense şimdi sizin yaşlarınızda bu kitapla tesadüfen taşınıyor ve sizin için üzülüyorum.
    Kitabı en'lerimin içinde en başa bıraktığımı yinelesem iyi olacak gibi. Çünkü insanoğluyuz. Bazen çok beğendiğimiz şeylerin karşısında afallayabilir ve bazen saçmalayabiliriz de.
    Kitabın kapağını açtığımda şu çok sevdiğim koca kitabı bir cümleye sığdıran nadir cümlelerden biriyle selamlaştık;" Hiçbir tiyatronun oynamak hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun."
    Ne söylesem nafile! Başkası tarafından okunmadan anlaşılmayacaksın.