• Ne çok isterdim seninle sabahlara kadar muhabbet etmeyi ve, gözlerinin içini gülerken görmeyi!
  • Omuzun da ağlayan bir ben ne çok isterdim bir bilsen .
  • (Ey dost! Alnımdaydı işte ölümün elleri
    Rahat uyku döşeğimden ben de isterdim
    Tutmasını ellerimi
    Keten çarşaflar arasında
    Ah o çelikten borularla döşenmiş yatağımdan...
    Bir bak ne olur!
    Sinemi gırtlağıma kadar yırtan
    Bu yaraya bir kez olsun bir bak!)
  • Son incelememi tabi ki Oğuz Atay'ın kitabıyla yapacağım.
    Bütün kitaplarını bitirmiş bulundum.
    Hepsinin genel olarak incelemesini burada yapacağım.

    Ama bundan önce benim Atay'la tanışmama sebep olan, Tutunamayanlar kitabını okumam için bana veren, yakın arkadaşım Fîlankes'e çok teşekkür ederim.

    Tutunamayanlar ile başlayan Atay hikayesi, Tehlikeli Oyunlar kitabı ile son olmuş bulundu.
    Kendimi berbat hissediyorum.
    Bencilce ama bütün yazdıklarını kendime saklayabilmeyi çok isterdim.
    Kendisini diğer okuyucularından kıskanıyorum.
    Ah ! Yaşasaydı...
    Zaten kimi sevsem ya ölü ya da ölüyor.
    Ne çelişki ama !

    Neyse konuya bağlı kalmaya çalışacağım :D

    Kitaplarının genelinde ölüm duygusu hakim.
    Gerçekçi yazıyor.
    Nedir bu gerçek ?
    Anlaşılamayan aydın sınıfını, öğretim üyelerini, eğitim sistemini, bireylerin ruhsal çelişkilerini(...) konu edinir kitapları.
    Ve bunu ironiyi kullanarak anlatır.
    Bu kitaplarının en önemli odağıdır, bence.

    Sizlere bazı alıntıları karşılaştırarak bir çıkarımda bulunacağım:

    》Korkuyu Beklerken kitabından;

    " Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. Inanmazdım. Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde. "

    》 Eylembilim kitabından;

    " Elbette ölüm, yani bizim tanımlamaya çalıştığımız
    intihar eylemi, kendini yetiştirenlerin eylemidir. "

    》 Tutunamayanlar kitabından;

    " Beni de öldürmelerini istiyorum artık. Çünkü, artık olduğum gibi kalmaya dayanmıyorum. "

    》 Oyunlarla Yaşayanlar kitabından;

    " Neden bahçeye bakıyorum , biliyor musun ? Ölümü seyrediyorum. "

    》 Günlük kitabından;

    " Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. "

    》 Tehlikeli Oyunlar kitabından;

    " Ölmek istiyorum. Güzel kalmak için yapabileceğim tek hareket bu."

    ( Bir bilim Adamının Romanı kitabı biyografi olduğu için onu dahil etmeyeceğim. )

    Bu alıntıları okuyan kişi, yazarın büyük bir bunalımda olduğuna inanmaktan başka çaresi kalmaz.
    Çünkü gerçekten de görünüşte öyledir. Eğer kitaplarında mizahı odak almadan yazsaydı, insan psikolojisini bozuyor, diyebilirdik.
    Ama en umutsuz cümlelerinde bile bir umut barındırıyor.
    Her şeye rağmen yaşama olan bağlılığını hissettim okurken.
    Eğer ölüm üzerinde bu kadar durmasaydı belki de bu kadar sevmezdim Atay'ı.
    Bilinmez...

    Tehlikeli Oyunlar kitabına baktığımızda,
    Hikmet Benol’un intiharının edebi bir intihar olduğunu, hayatı boyunca oynadığı bütün oyunların (anlatıyı olası kılan bütün oyunların) zorunlu bir getirisi olarak intihar ettiği sonucuna varabiliriz.
    Hikmet Benol’a benzer olarak Selim Işık'ı da gösterebiliriz.
    O da intihar ediyor.
    Bu iki karakterinin de intihar etmesi oyunun bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
    Tehlikeli Oyunlar kitabında durmadan ' doğru anlaşılma ' kaygısını taşıyor, Hikmet Benol.
    Aslında bu yazarın kaygısıdır.


    Atay, bu kaygısını (kendisine yöneltilebilecek bütün
    eleştirileri) metnin içinde geçersizleştirir. Romanını da, duyarsız ve kötü okura
    getirilebilecek en sert eleştiriyle sonlandırır:
    "Hava kararıyordu. Köşeden
    genç bir kızla bir adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. ‘Bana kalırsa film biraz karışıktı,’ dedi genç adam. ‘Bazı yerini anlamadım.’
    ‘Canım,’ dedi kız, ‘Sonunda çocuk ölüyor işte.’
    ‘Aptal,’ dedi delikanlı, ‘O kadarını biz de anladık. "

    Romanlarından yükselen gürültü onu ve kitaplarının ' yanlış anlaşılmasına ' yol açan etkenlerden biridir.
    Ama bu gürültü; söylem katmanlarının birbirinin üstüne devrilmesinden, hiç birinin bir diğerini dinlememesinden kaynaklanır.
    Bu gerilim taşıyan ortamda dillendirilen söylemlerin dayandığı herhangi bir doğruluk zemini yoktur.
    Bu anlatıyı üst noktaya taşır.
    Bu ' anlaşılamama ' sorunu ( ortak sembolik düzenin dilini
    kullanamamaları ) onların yeni bir dil oluşturma çabası içine girmelerine yol açar.
    Bu da onlarda ' deliliğin ' oluşmasına zemin hazırlar.
    Tutunamayanlar’da da Tehlikeli
    Oyunlar’da da delilik motifi, bu yeni dil arayışının anlatımıdır.
    Delilik, sembolik düzenin kuşatıcı dilini kendine özgü bir dil yaratarak aşma, böylece; kendi aşkın konumunu aşkın bir dille temsil etme gücünü potansiyel olarak içinde barındırmak istemelerinden doğar.


    Atay'ın kitaplarını okurken aklımda beliren sorulardan biri de:
    Bu insan mizahı nasıl bu kadar iyi kullanabilir ?
    Hayatı alaya almak/ almaya çalışmak acı çeken veya acı çekmekte olan bir ruhun belirtisidir.
    Bunu kendi içinde tamamlayıp, anlayıp edebiyatına yansıtması onda nasıl bir ruhun oluşmasına sebebiyet vermiştir ?
    Deliliğin sınırlarında dolaştığı söylenebilir mi ?
    Bilinmez...

    Yazdığı her yazı onu ruhunun tercümesi niteliğinde.
    Dikkatli okuyucuları bu detayı farketmiştir, sanıyorum.

    " Hayatım hayatımın romanıdır, " diyor.
    Aklıma Aliya Izzetbegoviç'in sözleri geliyor:

    " ...hiç kimse başka birinin elemini tasvir etmemiştir, bu mümkün de değildir. Her yazarın tasvir ettiği elem kendisinindir; geçmişte veya gelecekte olabilir, fakat başka birine değil, sadece kendisine aittir. Bu anlamda her roman, esas kısmı itibariyle otobiyografiktir. "

    Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Atay...
    Hoşçakalın !
  • #okudumbitti
    Her insan hikayedir, okunması gereken. Kimin ne yaşadığını, nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, nelerden feragat edip neleri göğüslediğini bilemeyiz. Kendi fikirlerimizle onun zihninde dolaşmaktan vazgeçtiğimiz zaman tüm varlığı olduğu gibi kabul edecek ve sevgiyle kucaklayacaksınız. Toplumun dayatmış olduğu bakış açısıyla yargılayamazsınız insanları. Görünenin ötesinde bambaşka şeylerin olduğunu unutmayın. Bir cevizi düşünün mesela dışarısından kusursuz gözüken kabuğun içini açtığınızda çürümüş bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Peki onun çürümesine neden olan etkenlerin neler olduğunu hiç düşündünüz mü? "Düşüncelerin senin kaderin olacak" diyen birine tepkiniz ne olurdu. Başkalarının sizin seçinlerinizi baltaladığı, yapamazsın diye sürekli eleştirdiği, yakınlarınızın "elalem ne der" dayatmalarına direnerek hayallerinizi bir bir gerçekleştirdiğinizde takındıkları tavırları sizin aslında doğru şeyleri yaptığınızın nişaneleridir. Şunu sakın aklınızdan çıkarmayın kendinize başkalarının gözünden değil, kendi gözünüzle baktığınızda mutlu ve doyumlu bir hayatın kapılarını açmış olacaksınız.
    Uzun zamandır ilk defa birine kendimi bu denli yakın hissettim. Yaşama bakışı, olaylar karşısındaki tutumu ve olgun düşünce yapısı.. Ona bir çay ısmarlayıp uzun bir sohbet etmek isterdim. Kitabının bende uyndırdığı duyguları yadsıyamam. Başıma gelen bir olayla cümlelerimi tamamlamak istiyorum. Sanırım bunu yazara borçluyum. Geçtiğimiz ay Üsküdar sahiline kahvaltı için beni götüren arkadaşım oturduğumuz mekanda olan bir takım aksaklıklar yüzünden kendisini sorumlu tutup mahcup olması karşısında orada olanları görmediğimi önümüzdeki deniz manzarası, masada nefis bir kahvaltının varlığının beni mutlu ettiğini söylediğimde bana "Ne kadar Polyanacısın" demişti.
    Kitabı okuyunca yazarla aynı pencereden bakmanın hazzı içerisindeyim.
    Hayat nefes aldığında değil, fark ettiğinde başlar.
  • Anlamazlar, anlamalarını isterdim ama bu saatten sonra anlamalarını beklemiyorum..
    Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz.
    Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri.
    Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin..
    #franzkafka
  • “Utançsız olmayı isterdim. Utanmaz olmayı isterdim. Cahil olmayı isterdim. Böylece ne kadar cahil olduğumu bilmezdim.”