Mine Arapoğlu, Beyaz Gemi'yi inceledi.
 9 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Kitabı okuduğum vakit aklıma gelen türkülerden birinin cümlesi ile başlıyorum incelemeye, belki de inceleme başlığı gibi okumalısınız:

"Sevgiye mezar kazıldı."

Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi ile ilgili yazdığı yazıda şunu söylüyor: "Doğru sanat, insanı derin düşüncelere de sürüklemeli, insanı sarsmalı, insanda acıma duygusu uyandırmalı, kötülüğü protesto etmeli, insanı üzmelidir." Belki de en çok bu yüzden seviyorum Aytmatov eserlerini, günlük hayattan küçük detayları bulup onu öyle güzel, öyle derin işleyip bizlere sunuyor ki okurken nasıl bu kadar bizi dünya ile karşı karşıya getirdiğine şaşırıyorum.

Kitabın konusuna dair hiçbir bilgim olmadan buradaki Aytmatov etkinliğini görüp de okumaya başladığım Beyaz Gemi, beni çok derinden etkileyen içli bir türkü gibiydi. Kitaptaki imgeler o kadar ince işlenmişti ki ne gereksiz bir bölüm ne de gereksiz bir karakter vardı. Evet, tüm karakterler aslında arkasında olan bir başka gerçeği temsil etmek adına yerleştirilmiş kitaba:Çocuk, Mümin Dede, Orozkul, Bekey, Nine, Seydahmet, Gülcemal, Kulubeg...
Hatta eşyaların bile birer kahraman olduğunu görüyorsunuz kitapta çocuk okul çantasına: "Biliyor musun, ben dürbünle de konuşurum. Şimdi üç kişi olduk: Ben, sen ve dürbün." şu cümlenin içindeki gizli hüzün gözlerimin dolmasına neden oluyor. Küçücük üç haneli bir köyün yalnızlığında büyümeye çalışan çocuğun kendisine oluşturduğu masallarla dolu tertemiz yaşantısı kitapta okuyacaklarınız. "Ah hep yaz olsa" hülyaları kuran çocuk saflığının insanlığın kış mevsimi ile tanışmasını anlatıyor benim için kitap.

Bir maralın boynuzuna oturmuş da beyaz gemiyi seyreden çocuğun bulunduğu kapak bile aslında çok şey anlatıyor kitaba dair, size içimdekileri ağız dolusu anlatmak, yazmak isterdim ama sonunu söylemekten, hikâyenin büyüsünü bozmaktan korkuyorum sevgili okur.

Derin bir hissiyatla ama duru da bir akılla okuman gerek kitabı çünkü bu kitap tam anlamıyla kalemin kılıçtan keskin olduğunu ispat eden kitaplardan biri. "İyiliğe kötülükle karşılık veren"lere, insanları köleleştirenlere bir başkaldırı!

Kalbimde de zihnimde de kitaplığımda da en özel kitaplarım arasında olacak olan bu kısacık ama yoğun anlatımlı kitabın yorumunu son bir teselli alıntısı ile noktalıyorum: "İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça hak ve doğruluk denen şey de varolacaktır."

Yaşımız kaç olursa olsun çocuk vicdanımızın ışığıyla hak ve doğruluktan ayrılmamak duasıyla...

Zihnisinir, bir alıntı ekledi.
Dün 01:11 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani– benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey."

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger (Sayfa 177 - Epub)Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger (Sayfa 177 - Epub)
Ayşe AKAN, bir alıntı ekledi.
24 May 22:09 · Kitabı okuyor

"Ben neye açım?"
Sıra sıra masada çırpılmış krema, somon, küçük ekmekler, kızarmış et, meyve, salata, taze çörekler, pirinç, köri, yoğurt ve daha pek çok şeyle hazırlanmış bir smorgasbord (İslandinav usulü bir ordövr) düşünün. Bütün masalara bir göz attığınızı, size çekici gelen bazı şeyler gördüğünüzü farz edin. Kendinize şöyle dersiniz: "Ah! Bunlardan birini yemek isterdim, şuradakini de ve şu diğerinden de."
Kimi kadın ve erkekler, hayatlarının bütün kararlarını bu şekilde verirler. Dört bir yanımız davetkar bir dünyayla çevrilidir; hayatlarımıza kurnazca sokulan, daha önce iştahımızın olmadığı ya da pek az olduğu hallerde iştah açan ve yaratan bir dünya. Bu türden bir seçim tarzıyla hareket ederken belli bir seçimde bulunmamızın nedeni, o sırada önümüzde bir seçenek bulunmasıdır. Bunun bizim istediğimiz şey olması şart değildir, ama ne ilginçtir ki, ona ne kadar uzun süre bakarsak bizim için o kadar cezbedici hale gelir.
İçgüdüsel benlikle, kadının doğal ve vahşi olan ruhuyla bağlantı içinde olduğumuzda, tesadüfen orada teşhir edilenlere göz gezdirmek yerine, kendimize şöyle deriz: "Ben neye açım?"

Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa P. Estes (Sayfa 129)Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa P. Estes (Sayfa 129)
meltem şen, Büyük Dedem Karl Marx'ı inceledi.
 24 May 17:56 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Bugün bizler, Marx'ın bilimsel sosyalizmin kurucusu olduğunu, onun toplumsal, siyasi görüşlerini biliyoruz. Fakat Marx'ın kendisi hakkında pek şey bilmiyoruz. Bu bağlamda denebilir ki, Marx'ın açtığı ufuk sayfaları "kendi"sini bastırdı, geri plana itti. Bu noktada kitabı yardımcı olarak gördüm.

Kitap, Marx'ın en büyük kızı Jenny'in iki nesil sonraki soyundan gelen Robert-Jean Longuet tarafından kaleme alınmış. Adından da anlaşılacağı gibi, kitap Marx'ın hayatını anlatıyor, belli bir yönüyle.
Belli bir yönüyle vurgusu tamamen bana ait. Çünkü kitapta yoğun nokta Marx'ın çalışma tutkusu, belli etmediği duyguları ve insani ilişkileri üzerineydi.
Bu açıdan beni en çok etkileyen şeylerden biri Marx'ın düşüncelerine ev sahipliği yapan, onu düşünsel olarak ilerleten yollar oldu.

Marx önce hukuk eğitimine başlamış, daha sonra aklındaki bitmek bilmeyen sorular ve Hegel'den etkilenmiş olması nedeniyle hukuğu bırakıp felsefe öğrenimine başlamıştır. Bu sıralarda Marx'ın düşünsel dönüşümünde sanatın rolü yoğunluk kazanmıştır. Çünkü Marx derslerinden kalan boş vaktinin neredeyse bütününü okuyarak, tiyatroya giderek, çeşitli faaliyetlerdeki kulüplere katılarak geçirmektedir. Katıldığı bu kulüplerde pek çok siyasi, sosyal, felsefik konuşmalar yapmıştır. Burada tanıştığı farklı görüşlerdeki entelektüel insanlardan etkilenmiş ve bu onu tekrar çeşitli okumalar yapmaya itmiştir. İlgilendiği okumaların çeşitliliği, onu yoğun araştırmalara, karşılaştırmalara ve eleştirilere yöneltmiştir. Aşk hayatıysa onun aslında her zaman içinde var olagelen başka bi' yönünü öne çıkarmıştır, şiir yazma yetisini.

Marx'ın aşık hali de onun karakterini ve yaşamını şekillendiren önemli etkenlerden biridir. Marx'ın hayat arkadaşı Jenny'e ömrü boyunca duyduğu aşk, onun aslında yaşama tutkusunu beslediği, çalışma itkisini oluşturan temel şeylerden biridir.
Marx'ın gazetecelik mesleğine başlamasıyla siyasilerin dikkatini çekmesi neredeyse bir olmuştur. Savunduğu her fikri en ince ayrıntısına kadar, net bir şekilde açıklaması nedeniyle emekçi dünyasında inanılmaz takip edilir hale gelmiştir. Tüm bu hak savunan fakat "aykırı görünen" söylemler nedeniyle Marx uzun süreler ülkeden ülkeye sürülmüştür. Fakat bunların hiçbiri onu sindirmemiş, aksine ters etki yaratmıştır.

Marx geçici sürelerde çalıştığı çeşitli gazete ve dergilerden elde ettiği gelirini insanları bilinçlendirmek, kendi fikirleriyle tanıştırmak ve onlara düşüncelerinin nedenini anlatmak uğruna harcamıştır. O yüzden hayatında sık sık ekonomik sıkıntılar çekmiştir. Bu durumda bazı ufak miraslar ve bazı arkadaşların verdiği borçlar Marx ailesine her ne kadar yardımcı olsa da geçim sıkıntısı yaşamışlardır ve bunun zorluğunu özellikle evliliğin ilk on beş senesinde yoğun olarak hissetmişlerdir. Kendisi gibi amaç yolunda dirayet gösteren eşi Jenny ile tüm zorluklara karşı göğüs germişlerdir, bu, Marx'lar için mutluluk kaynağıdır da.

Marx'ın Fransa, Almanya, ve İngiltere'de yaptığı ayrıntılı çalışmaları ve uzun gözlemleri Marx'ı ayıran, eleştiriye iten pek çok fikre ulaştırmıştır. Friedrich Engels'le tanışması, birlikte Komünist Manifesto'yu yazmalarıyla tarihin en direnişçi metinlerinden biri oluşmuştur. Marx çalışma hayatının daha sonraki zamanlarında ise Kapital'in birinci cildini yazmıştır fakat ne yazık ki ömrü ikinci ve üçüncü ciltleri yazmaya yetmemiştir. Kapital'in devamını arkadaşı Engels tamamlamıştır.

Marx'ın hayatı boyunca ne kadar eylem halinde olan, sosyalist düşüncenin egemenlik kazanması, insanların bilinçlenmesi uğruna çalışan fakat tüm bu yoğunluk esnasında kendini sürekli geliştirmeyi bir an bile ihmal etmeyen biri olduğunu onun şu sözlerinden anlıyoruz:
"Ruhuma gerekli olanı dinginlik içinde gerçekleştiremiyorum. Rahattan ve dinlenmekten kaçarak hep mücadeleye doğru koşuyorum. Tanrıların bahşettiği her şeyi fethetmeye, bilim dünyasını cesaretle keşfetmeye, şiirde ve sanatta ustalığımı ortaya koymak isterdim. Durup dinlenmeden her şeyi öğrenme, istek ve eylemi bizden uzaklaştıran uyuşukluktan kaçınma, kısır düşünceler içinde kokuşup gitmeme ve aşağılık boyunduruğa boyun eğmeme yürekliliğini göstermek gerekiyor. Zira bizi eyleme geçiren her zaman arzu ve umuttur"

TC Neslişah Özbay, bir alıntı ekledi.
24 May 09:09

Onun bütün sırlarını öğrenmek istiyorum; bana, “Seni seviyorum,” demesini isterdim, eğer bu çılgın umut gerçekleşmeyecekse… isteyecek başka neyim var? Ne istediğimi biliyor muyum? Kendimi kaybetmiş gibiyim; tek istediğim sonsuza dek, daima, bütün ömrümce onun yanında olmak, onu ışığıyla, onun halesiyle aydınlanmak. Ondan ötesini bilmiyorum! Ondan kaçabilir miyim hiç?

Kumarbaz, DostoyevskiKumarbaz, Dostoyevski

Eğer cennete gidersen Allah'dan istiyeceğin ilk şey ne olurdu?
Ben küçükken bi odanın hepsinin dondurmayla doldurulmasını sonra beni içine koymalarını isterdim(çocuk aklı işte)

Nisa Bulut, bir alıntı ekledi.
24 May 01:16 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

VLADIMIR: Ne yapıyorsun?
ESTRAGON: Çizmelerimi çıkarıyorum. Senin hiç başına gelmedi mi bu?
VLADIMIR: Ama insan çizmelerini her gün çıkarmalı. Yüz kere söyledim lafımı dinlesene.
ESTRAGON: (zayıf bir sesle) Yardım et!
VLADIMIR: Acıyor mu?
ESTRAGON: (öfkeyle) Acıyor muymuş! Bir de soruyor!
VLADIMIR: Sanki bir sensin acı çeken! Ben insan değilim çünkü! Yerimde olmanı çok isterdim. Neler derdin kim bilir!
ESTRAGON: Acıyor mu?
VLADIMIR: (öfkeyle) Acıyor muymuş! Bir de soruyor!

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett (Sayfa 11)Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett (Sayfa 11)
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
23 May 12:17

Aziz Nesin'in Mektubu...
“Sevgili oğlum, biliyorsun, ben bir yoksul aile çocuğuydum.
Bu yüzden istediğim, sevdiğim bir işin adamı olamadım.
Ben bir bilgin olmak isterdim. Matematikte ve fizikte ve
bütün doğabilimlerde olağanüstü bir yeteneğim vardı.
Ama ne yapayım ki, parasız okuyabilmek uğruna asker oldum.
Üstelik iyi bir asker oldum. Askerlikten de çok şeyler öğrendim.
Sonunda yazar oldum, isteyerek yazar oldum.
Ama doğrusu, başka bişey olamadığım için yazar olmak zorunda kaldım.
Sonuç kötü olmadı. Ama hâlâ aklım fikrim bilimde…
İşte bu yüzden senin bir bilimci olmanı coşkuyla karşılıyorum.
Bir baba bencilliğidir bu: Babalar, kendi olmak isteyip de olamadıklarını,
oğulları olsun isterler. Üstelik, ben senin bilimci olman için de
hiçbir çaba göstermedim. Sen kendiliğinden bu yolu seçtin, ne iyi!”

Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları - Canım Oğlum Canım Babacığım, Aziz Nesin (Çatalca 24 Eylül 1976)Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları - Canım Oğlum Canım Babacığım, Aziz Nesin (Çatalca 24 Eylül 1976)

Bahçem..
Zihnimi okuyabilmenizi isterdim. Arka bahçemin ne kadar renkli olduğunu,saçma sapan çoğu ufak tefek pek çok hayalden ibaret olduğunu, Çocukluğuma dönüp dönüp o çok istediğim,rengi ve vites sayısının önemsiz olduğu,hatta zinciri sürekli atan inanılmaz YEŞİL olan rengine, parçalarımı sürekli yağ içinde bırakan bisikletimi görebilmenizi isterdim.
Durup düşününce şunu fark ediyorum,eşyalara ne çok bağlanıyormuşum meğer.
Herkese komik gelen o muhteşem bisikletime bile bağlanmıştım.
Her bayram kurban edilecek koyunlara, sıra arkadaşımın ısırıp verdiği renkli silgiye, bir türlü sahip olanadığım tüm uçan balonlara..

İnsan sevince sahipleniyor. Şeklinin, içinde bulunduğu durumun (yağ içinde kalsa bile 😅) hiçbir önemi olmuyor.
Ve bazen bunu açıklayacak kelime bulunmuyor...

Evveet fark ettim ki kafanızı şişirdim 🙊 Sevin.
En önemlisi de mutlu kalın🌹