B ir pazar günüydü. Üsküdar'dan vapura binip Karaköy'e geçtim. Niyetim, Fatih Sultan Mehmed Han'ın çizmecibaşısı, yani savaşlarda giydiği çizmeleri yapan usta Bedrettin Mahmut Efendi'yi ziyarette bulunmak, kabri başında dilim döndüğünce dua etmekti.
Vapurdan indim, yürümeye koyuldum. Yolun karşısına geçmek isterken, nasıl olduysa bir an dalmışım. Tramvayın gürleyen düdüğüyle irkildim. Kalbimin küt küt edişi hızlandı. Derin bir nefes aldım, kendimi toparladım ve dikkatlice karşıya adımladım. Biraz daha ilerleyip kabre vardım. Duamı ettikten sonra tramvay durağına geri yürüdüm.
***
Eve doğru yol alırken, tramvayın düdük sesiyle irkilip kendime gelişim aklıma düşüverdi. Acaba o anın etkisi bende bir iz bırakmış olabilir miydi? "Tramvay travması" mesela... Bir an böyle düşünmek tuhafıma gitti. Yok canım, dedim kendi kendime, bir sesten travma mı olurmuş? Peki, zihnim bir anda tramvay yoluna daldığım gibi travma/yın önüne niye atlamıştı? Bunları şimdi sana neden anlatıyorum...