DİKKAT TRAVMAY ÇIKABİLİR!
B ir pazar günüydü. Üsküdar'dan vapura binip Karaköy'e geçtim. Niyetim, Fatih Sultan Mehmed Han'ın çizmecibaşısı, yani savaşlarda giydiği çizmeleri yapan usta Bedrettin Mahmut Efendi'yi ziyarette bulunmak, kabri başında dilim döndüğünce dua etmekti. Vapurdan indim, yürümeye koyuldum. Yolun karşısına geçmek isterken, nasıl olduysa bir an dalmışım. Tramvayın gürleyen düdüğüyle irkildim. Kalbimin küt küt edişi hızlandı. Derin bir nefes aldım, kendimi toparladım ve dikkatlice karşıya adımladım. Biraz daha ilerleyip kabre vardım. Duamı ettikten sonra tramvay durağına geri yürüdüm. *** Eve doğru yol alırken, tramvayın düdük sesiyle irkilip kendime gelişim aklıma düşüverdi. Acaba o anın etkisi bende bir iz bırakmış olabilir miydi? "Tramvay travması" mesela... Bir an böyle düşünmek tuhafıma gitti. Yok canım, dedim kendi kendime, bir sesten travma mı olurmuş? Peki, zihnim bir anda tramvay yoluna daldığım gibi travma/yın önüne niye atlamıştı? Bunları şimdi sana neden anlatıyorum...
Onu görüyorlardı. Hiçbir şey yapmadan, aptalca bir düzen içinde yaşarken kimse görmüyordu. Sonra, alışılmışın dışında en küçük bir davranışını görüyorlardı. Nasıl görüyorlardı acaba? Sizi gördük, diyorlardı. Bütün gün sadece bakıyorlardı; sonra akşam evlerine dönünce rahat koltuklarına gömülüp kimleri gördüklerinin bir muhasebesini yapıyorlardı. Önce erkek, gördüklerini anlatıyordu, sonra başkalarının görüp ona söylediklerini anlatıyordu, en sonunda da başkalarının dahabaşkalarından duyduklarını anlatıyordu. Sonra kadın başlıyordu: ona gelenlerin gördüklerini anlatıyordu. Anlatma bitince, yoruma geçiyorlardı. Birbirlerine, gördün mü? diyorlardı. Gördün mü? Peki neden ben kimseyi görmüyorum? Görmesini bilmek gerek; bakarak dolaşmalı.
Sayfa 555·Kitabı okuyor
Aaa neden acaba İlyas?
Benim için erişilmez bir uzaklığa gitmişti Asel, düşünceleri de uzaklaşmıştı benden ... Son yıllarda öyle değişmişti ki, bakışları bile başkalaşmıştı. Artık o gözler insana inanıveren, saf, temiz bir kızın gözleri değildi. Karşısındakine sert sert bakıyordu.
Düşünce, temelde geceye ait değil miydi ba? Kelimelerin yaratımı, kaçınılmaz olarak gecenin yoğun karanlığında gerçekleşmiyor muydu? ... İnsanlar neden sürekli derinlikleri, uçurumları arar durur acaba? Düşünceler neden sondaj çekülü gibi sadece dikey olarak inişte olur? Neden bu yönelimi değiştirerek yüzeye, hep yukarı doğru çıkamaz?
Sayfa 22 - Can·Kitabı okuyor
Edebiyat