Anamızı babamızı, anamız babamız oldukları, çocuklarımızı da bizim uzannmız oldukları için severiz. Kardeşlerimizi de, erkek ya da kız kardeşlerimiz oldukları için severiz. Belli bir yaştan sonra,
Her zamanki gibi İstanbul yakasını izlerken o soru düşmüştü gönlüne. Beylerbeyi'ni mi daha çok seviyordu, yoksa Beşiktaşı mı?
İçindeki ses, "Güzel, görüldükçe sevilir. Sen Beşiktaş'a meftunsun ve oraları gözleyip duruyorsun" demişti.
Ardından başka bir sese kulak vermişti. "Hayır güzel ona yakın oldukça sevilir. Sen en çok Beylerbeyi' ni sevdiğin için buraya geliyorsun"
İlk kez bugün fark etmişti. Çoğu insan, niçin sevdiğini bilmiyor, bunu merak dahi etmiyordu. Neden sevdiğinden bihaber olan biri, nasıl seveceğini bilebilir miydi? Asla...
Hep imkansızı mı severiz hayatta?
Ulaşamayacağımız, neden her zaman daha çekici?
Mutlu olmak istediğini söylese de, insanoğlu trajik bir şekilde hep acıya yönelir. İmkansız olduğunu bile bile sevmek, acıyla karışık haz duygusuyla gelir bizlere.