• 164 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sabahattin Ali'ye ait ilk okudugum kitap..Birkac sayfa okuduktan sonra onyargi ile okumayi birakiyordum.Okudukca sevdim. Sevdikce kendime neden daha once okumadim sorusunu sordum ve tamda Bugün tekrardan kitabi okudum saatler içinde bitiridim..Ah Arif! Ah Maria! Sizin için ne söyleyebilirim bilmiyorum...Bana tekrardan üzüntüyü,gerçek aski mutluluğu yasattiginiz için teşekkürler... Kürk Mantolu Madonna
  • Çocuğuna tokat atmayı alışkanlık haline getirmiş birsürü aile gördüm.
    İnanın bana çocuğunuza davrandığınız gibi etrafınızdaki diğer insanlara davransanız yanınızda kimse kalmaz.
    Peki çocuğunuza neden bu kadar rahat davranıyorsunuz biliyormusunuz?
    Çünkü O SİZE MUHTAÇ!
    Aynı şekilde tepki veremez,sizi terk edemez yada bağırıp çağıramaz.
    Sadece susar veya ağlar. 10 dakika sonra gelir hiçbir şey yaşanmamış siz onu hiç üzmemişsiniz kalbi hiç kırılmamış gibi yine boynunuza sarılır.
    Siz, size kötü davrananları bu kadar çabuk affediyormusunuz?
    ETMİYORSUNUZ!!! Size 10 dakika önce hakaret edip tokat atan birine 10 dakika sonra asla sarsılmazsınız.Bağrınıza basmazsınız.Size biran önce sarılsın diye düşünmezsiniz. İçinize dert olmaz kırgınlığınız. Boynunuzu bükmezsiniz. Ama çocuğunuz boynunu büker; siz onu döversiniz ama o sizi affedin diye bekler.
    Dayağı yer ama yinede sizi üzdüğünü düşünerek içine dert eder.
    Sizi affetmek için sabırsızlanır.
    Çocuklar çok masum. Onların bu masumluklarını kullanmayın.
    Belki beden olarak size bir şey yapamazlar ama düşünce olarak terk ederler. Ruhlarında derin yaralar açarsınız. Telafisi zor durumlara sokarsınız. Vurmak, hakaret etmek kişinin acizliğindendir. Konuşmak anlatmak için erdem sahibi olmak lazım.
  • İnan bana sevgilim inan,
    Evimde şenliksin, bahçemde bahar; 
    Ve soframda en eski şarap.
    Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin.
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
    Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen, 
    Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, 
    Bil ki ölmüşüm.
    Fakat yine üzülme, müsterih ol; 
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, 
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, 
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
  • Bilirim ne yapsam hata,
    Yanlış attığım her adım;
    Ellerim elma dalında;
    Adem'le Havva ecdadım.
    Belli ne birdir ne iki;
    Günahım başımdan aşkın.
    Yarab sen de bilirsin ki
    Bir sen varsın bana yakın.
    Yaşaran gözlerime bak,
    Ben yalan söylemek bilmem, 
    Her şeyim güneşte çıplak;
    Nedamet bende cehennem.
    Ben ne geceleyin yıldız,
    Ne kelebeğim gündüzün.
    Bana ben gibi riyasız
    Yüzün gerek Yarab yüzün.
    Boş değil ettiğim niyaz
    Halden bilmiyor kimseler,
    Dost mu düşman mı tanınmaz, 
    Suda oynıyan çehreler.
    Gitmekle bitmiyor umman;
    Sular azgın, tekne delik.
    Ah hu dağlar, ah bu duman!
    Yolunu şaşırdı geyik.
    Gün yoktur geçsin tasasız; 
    Geceler dersen Kerbelâ.
    Sanırım her düşen yıldız
    Göğsümden kopan vaveyla
    Merhem tutmuyor yarada;
    Kırıldı kolum kanadım.
    Gençliğim gitti arada.
    Ah. neden sonra anladım.
    Ben de, senden gayri hasret 
    Değmez gözyaşı dökmeğe,
    Medet büyük Allah medet,
    Kulunu saran geceye.
  • 160 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bundan seneler evvel henüz ortaokula giden bir çocukken tanıştım Reşat Nuri Güntekin ile. "Acımak" oldu ilk okuduğum kitabı. Bazı kitaplar vardır öyle bir iz bırakır ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, üzerine ne kadar çok kitap okursan oku unutulmaz ya hani Acımak da benim için öyledir. Bir kez okumak yetmez, ikincisini okursun. Belki bir sene sonra belki de iki sene sonra yaptım bunu. Emin olduğum tek şey yine ortaokul çağımda olduğumdu.
    Peki neydi bu kitabın konusu? Zehra Öğretmen ile babasının yaşam öyküsü. Neydi Zehra Öğretmen için Baba?...Kocaman bir hayalkırıklığı. Öyle taşlaşmıştı ki Zehra Öğretmen, öylesine sevgisiz, öylesine yalnızdı ki.. Hep babasıydı bütün bunların suçlusu. Kendisine ördüğü duvarların her bir tuğlasını babasına olan nefreti oluşturmuştu. Hissiz, taş kalpli, insanlara karşı zerre güveni olmayan bir kadın olarak yaşıyordu. Çünkü babasına güvenmemişti, sevilmemişti hiç. Bir başkasını nasıl sevecekti? Ya da bir başkası onu nasıl sevecekti ki babası sevmemişken... Böyleydi düşünceleri, bu yüzden soyutlamıştı kendini yaşamın tüm duygusallıklarından... Ve bu bir kadın için belki de olabilecek en kötü senaryoydu. Bir kere yaradılıştan duygusaldık biz, en taş kalpli görünenimiz bile maskesinin altına saklamıştı kendini.
    Peki ben neden bu kadar etkilenmiştim? Bunun sebebini çocuk olmama bağladım. Ilk kez yetişkin olarak okusaydım bu kadar etkilenmez, hüngür hüngür ağlamazdım çünkü biliyorum. O zamanlar Reşat Nuri ilk kez bana farklı bir sonun olabileceğini, hayatta her şeyin göründüğü gibi olmadığını, doğrusunu bildiğimiz bazı şeylerin aslında yanlış olabileceğini göstermişti. Zehra Öğretmen bendim çünkü, sanki Reşat Nuri ben okuyayım diye yazmıştı bu kitabı. Ah, şu çocuklar her şeye fazla anlam yüklüyorlardı, ya da ben öyle bir çocuktum... Ben de yanılmak istiyordum aynı Zehra Öğretmen gibi.

    Ah o sonunu unutmam hiç. Zehra Öğretmenin babasının cesedine sarılarak ağlamasını, o hissettiklerini unutmam, unutamam...

    Bugün kütüphanenin tozlu raflarında gezinirken gördüm. Fazlaca yıpranmış, bir köşeye itilmiş, belki eskisi kadar ilgi görmeyen, herkesin önünden öylece geçip gittiği, okunmayı, anlaşılmayı bekleyen bir kitap olarak duruyordu karşımda. Ah, dedim kimler okudu acaba seni benden başka, acaba başka var mıydı benim gibi sonunda ağlayan... Aldım elime karıştırdım sayfalarını, o zaman okurken ki hislerim sardı etrafımı, kendi kendime bir üçüncüsünü bambaşka bir İlgen olarak okumak zamanın gelmiştir belki dedim hayat yanıltmadı seni, sen Zehra öğretmen değildin. Bu inceleme de ondan.
  • - Gitti..
    – Sen ne yaptın?
    – Hiçbir şey
    – Hiçbir şey mi?
    – Ağladım sadece. Önce sessiz sessiz ağladım, ses çıkartmadan ve gözyaşlarımı akıtmadan; sonra bağıra bağıra ağladım. Bazen sadece gözlerimle bazen de bütün vücudumla sarsıla sarsıla.
    – O ne yaptı peki?
    – Bana mı?
    – Sana, kendisine.. Neden gitti yani?
    – Bilmem.. Gitmesi gerekiyormuş. Kafası karışıkmış, kendini iyi hissetmiyormuş benim yanımda.
    – Sevmiyor muymuş seni?
    – Seviyormuş aslında, ama kafası karışıkmış işte.
    – Tutsaydın ellerinden, bırakmasaydın. Gözlerini gözlerinden kaçırmasına izin vermeseydin. O zaman gidemezdi belki.
    – Denedim. Ama beceremedim. Gücüm yetmedi.
    – Ama böyle de olmaz, gidelim hadi..
    – Nereye?
    – Kimsenin kimseyi üzmeyeceği bir yere. Üzüntünün tedavülden kalktığı bir yere. İnsanların ağızlarından çıkan her sözün doğru olduğu, sevmenin gerçekten sevmek anlamına geldiği bir yere..
    – Var mı öyle bir yer?
    – Var.. Ama biraz uzak. Üstelik geri dönmek de mümkün değil.
    – İsterdim. Ama.. Gelemem.
    – Neden?
    – Beklemem lazım.
    – Onu mu?
    – Evet.
    – Gelir mi? Döner mi tekrar?
    – Bilmem..
    – Neden bekliyorsun o zaman?
    – Belki gelir. Belki ne olursa olsun umudumu kesmediğimi, ağlamamın vazgeçmek demek olmadığını, eğer geri dönerse yaralarını iyi edebileceğimi fark eder. Yalnız kalınca içi acır belki onun da. Eksikliğimi hisseder. Ensesine dokunmamı, saçlarını okşamamı ister belki. Belki gelir.. Gel der belki..
    – Ya gelmezse?
    – Beklerim ben. Usul usul beklerim. Ses çıkarmadan, sadece yağmurlu havalarda ağlayarak beklerim. Hem ya gelirse.
    – Haklısın. O zaman gelmiyorsun benimle?
    – Hayır..
    – Hoşça kal o zaman.
    – Bakalım..
  • Adamın biri, sabaha karşı okyanus sahilinde güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile iner. Uzakta sahilde birini görür. Biraz yaklaştığında sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa atan bir çocuğun olduğunu fark eder. Çocuğa yaklaşarak sorar

    - Denizyıldızlarını neden okyanusa atıyorsun ?

    Çocuk der ki :

    - Güneş yükseldi mi, sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler.

    Adam devam eder :

    - Sahil kilometrelerce uzanıyor ve binlerce denizyıldızı var, hangi birini atacaksın. Ne fark edecek ki ?

    Çocuk adamı dinledikten sonra bir denizyıldızını daha okyanusa atar ve cevap verir.

    - Bu denizyıldızı için fark etti.