Bilinçsiz bir şekilde çocukluğunun kenarında olduğunu seziyordu..
(...)
Konuşmaları daima boşluklara tıkanıklıklara çarpıyor, bir an duruyor, devam etmek isteniyor ama sürekli çocuğun inatçı suskunluğunda tökezliyordu. Özellikle anne için onun ısıran suskunluğu bir yüktü.
Aslında günlerdir, bu yabancı, baştan çıkaran insan,onun saf küçük hayatına karıştığından beri,çocuk bütün gün gergin, telaşlı ve şaşkındı. Çocukların hepsinde olduğu gibi her tutku, onların narin yapısını, yumuşak balmumundaki iz gibi damgalıyordu.
Bütün çocuklar için bu - yatağa gönderilmiş olmak- lafı, yetişkinler tarafından yapılan belirgin bir aşağılama olduğu için korkunç bir söz,bir itiraf,çocukluğun, küçük olmanın, çocukça uyku ihtiyacının alâmetiydi.
Sevginin gücü, kalbin bütün büyük olaylarda sığınıldığı yalnızlık ve hayal kırıklıklarının bu içi boş ve karanlık odasındaki gerginlikten sonra değil de ,olaylara göre değerlendirilirse yanlış ölçülmüş olurdu. Çok ağır, tüketilmemiş bir duygu orada beklemiş ve şu anda hemen kollarını açmış,ilk karşılaştığı çok sıcak bulduğuna koşmuştu.