• Merhaba Değerli Kitap Dostları

    Yepyeni bir kitap yorumuyla tekrardan sizlerleyim. 


    #aliural #tekkelimeliksözlük #kitapyorumu

     


    Bir sözlüğe ihtiyacım var 


    -Kaç kelimelik olsun


    -Tek. 


    Çocukluğumuza mı ihtiyacımız var? Yıllarımızı onunla geçirmiş olsak da bir sabah oyuncaklarını toplayıp gitmesine ve dönmeyeceğini bildiğimiz halde hayat boyu onu özlemememize göz yummasına mı? Hayır, biz çocukluğumuz olmadan da yaşarız.


    Işığa mı ihtiyacımız var? Aydınlığa tutkun ruhumuza karanlığın hiç gelmeyeceğini düşündürecek kadar aldatıcı olmasına mı? Hayır, biz ışıksız da yaşarız.


    Bir uçurtmaya mı ihtiyacımız var? Bulutları sobeleyecek kadar yükselsek, cesaretimiz herkesi imrendirse de bizi incecik bir ipin hep bir yere bağladığına ve kurtuluşumuzun olmadığına mı? Hayır, biz uçurtma uçurmadan da yaşarız.


    Güzelliğe mi ihtiyacımız var? İlginin geldiği hiçbir adresi sorgulamadan, geçen yıllarla bizden bıkmayıp hep yanımızda kalmasına mı? Hayır, biz güzel olmasak da yaşarız.


    Aşka mı ihtiyacımız var? Bizi bir sarkaç gibi mutluluğun ve çaresizliğin arasında götürüp getirmesine ve hiçbir tarafta karar kılmamasına mı? Hayır, biz aşksız da yaşarız.


    Hayallere mi ihtiyacımız var? Bize bugün kendi kurduğumuz krallıkların tacını giydirirken, yarın bir efsanevî bir kahramana dönüştürmesine mi? Hayır, biz hayal kurmadan da yaşarız.


    Bir kelimeye mi ihtiyacımız var? Bütün sırları kulağımıza fısıldayacak, korkularımızın iskambilden evlerini bir işaretiyle dağıtacak bir kelimeye mi? Hayır, biz o kelime olmadan yaşayamayız. Bizim sadece tek bir kelimeye ihtiyacımız var.



    Ali Ural'dan çok güzel bir deneme derlemesiyle karşı karşıyayız. Hayattan alıntılar yaparak bolca dersler veren, kendinizi sorgulayacağınız, hayatınıza anlam katacak kısa kısa denemelerden oluşuyor kitap. Ali Ural'ı okuyan bilir. Okumayanlar lütfen tanışın. Ben eminim ki Ali Ural'ı bir kez okuyan bir kitabıyla sınırlı kalmaz. Fırsatını bulursa diğer kitaplarını mutlaka okur. Kelimelerle adeta dans eden amacı okutmak değil bizlere yaşatmak olan edebiyatımızın değerli ismi Ali Ural'ın bu kitabını okumanızı öneriyorum. Tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın. Huzurlu okumalar 🤗

    Alt kısımda çok güzel alıntılar var. Alt kısıma bir göz atın bence (:






    Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Sessizliğinden biliyorum ve tıkırtılarından. Küçük bedenini saklayıp büyük gözlerini aralıktan kara bir uçurtma gibi salmandan biliyorum bunu. Elinle kapatsan da ağzını, parmak aralarından dökülen kıkırtılarından. Nefes alıp verişini dinlemek heyecanlandırıyor beni; Merih'ten bana ne, yeryüzünde hâlâ hayat var! Fakat neyi bekliyorsun bu hayatı taşımak için misafir odasına. Bak konuklar buruşturdukları kâğıtları avuçlarında tutarak bekliyorlar seni, büyük bir alışveriş için. Ne akıllısın sen, kapının arkasında bekleyerek, bayramın fiyatını yükseltiyorsun.


    Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Menteşelerin arasından sızan ışıktan. Küçük bedenini saklayıp büyük gölgeni duvara bir sır tablosu olarak asmandan biliyorum bunu. Hem saklanıyor, hem yerini işaret ediyorsun. Korkarım, büyüsen de vazgeçmeyeceksin bu huyundan. Hadi çek gölgeni, biraz da kıvılcımlarınla oyala bizi. Kapıyı ileri geri hareket ettirerek ışığı dalgalandır. Varlığından haberdar olduğumuz, fakat göremediğimiz her sey gibi karıştır ruhumuzu. Tam yakalayacakken minik elini, bulutların arasına gir ve benzer bir bulutu aslana. Başka bir bulutu kediye benzet. Bir başkasını ata. "Neye benziyorum?" diye sorayım mı çocuk, sıra bende, "İnsana benziyorsun!"





    Her şey vardı ve hiçbir şeyin adı yoktu. Kelimelerini arıyordu kâinat; sesini. Dalgaların, rüzgârın, yağmurun, ağaçların ve kuşların sesinden başka bir ses. Bir ses ağaca "ağaç" demeli, rüzgâra "rüzgâr" dalgaya "dalga." Ağaç duyunca ismini hışırdamalı tepeden tırnağa. Dalga işitince adını, "Buradayım!" demeli köpükler saçarak. Rüzgâr karşılaşınca adıyla selam vermeli eğilerek yerlere kadar. Fakat yükselme zamanı. Yeryüzünün gelmiş geçmiş bütün yazarlarını toplamalı o ahraz dağda: Bir edebiyat zirvesi. Kim daha iyi tasvir edecek bulutları, kayaları, sisi? Kimin kelimeleri yan yana gelip sallar yapacak sımsıkı bağlanmış iri dallar gibi birbirine. Dil kıyısına çıkaracak, konuşmayı unutmuş kazazedeleri. İşte geldi vakit. Akrep kuyruğunu indirdi, indi tokmak, çınladı evren. Kalemler dağıtıldı, kâğıtlar yerini aldı ahşap zeminde. Adların henüz koyulmadığı o tuhaf günde, lacivert ve yeşil dalgalar birbirine karıştı; deniz ve orman. Üzerlerinde derinliğini hiç kimsenin ölçemediği sema;  buluttan elleriyle bastırdı ruhlara. Dekor tamamlandığında sürüler halinde geçmeye başladı hayvanlar önlerinden. Önce akbabalar, yırtıcı bir akarsu simsiyah üstlerinde. Sonra koyunlar, o beyaz ırmak. Ve peşinden gitti gri bir nehir, kurt sürüleri. Bülbüller gelmeden önce yakalarına güller takarak, ateşler yakmalı alevleri kağıtlarını yalayan. Haydi betimleyin köpekbalıklarını! Yoksa çatlayacak akvaryumlar.
  • "Nehir akıyor, rüzgâr esiyor, balık yüzüyor," dedi Luy, ağır ve sakin, "sense oturmuş acıdan paslanıyorsun! Bir yol tutmalısın...''
  • Büyük heverlesle okumaya başladığım kitap daha yarıya gelmeden hayal kırıklığına dönüştü. Nedendir bilmiyorum ancak yazarı pek samimi bulmadım. Güzel bir kurgu aslında ama kitaba yerleştirilememiş gibi geldi bana. Yinede sabredip tamamını okumayı başardım. Kitap bitince şu an şöyle düşünüyorum, "başka bir şey okuyarak zamanımı daha iyi değerlendirmiş olabilirdim, daha akıllıca olurdu".

    Gelelim kitaba...

    Kitapların tehlike olarak görüldüğü günümüzden çok uzak bir yüzyılda teknoloji oldukça gelişmiştir. İtfaiye yangın söndürmek için değil kitap olduğu ihbarı gelince ev yakmaya giden bir birim şeklindedir. İtfaiye çalışanlarından biri kitabın kahramanı Guy Montagdır. Ve hasta karısıyla yaşamakta ve hergün düzenli olarak işine gidip gelmektedir. Fakat günler bu minval üzeri seyrederken bir gün Montag yaptıları işi sorgulamaya başlar. Ve gittiği bir yangın çıkarma görevinde bir kitap çalar.
    Yaptığı işin saçma olduğunu düşünmeye başlar. Ve evde başka kitaplarda bulur. Tüm yasaklara rağmen kitapların hoş şeyler olabileceğini düşünür. "yakmaya değer olduğuna göre içinde birşeyler olmalı" der kendine.

    Bir süre önce parkta karşılaştığı ihtiyar pröfesör gelir aklına ve ona giderek içinden geçenleri ona anlatır. Profesör şaşırır. Montaga itiraz eder. Ama sonunda Montag'ın kitap basma fikrini kabul eder.

    O gün Montag eve döndüğünde evde komşu kadınları görür ve onlara şiir okumak gibi bir hata yapar. Akşam işe gittiğinde ihbar gelir. Araçlara biner ve ihbar edilen eve giderler. Bu ev Montag'ın kendi evidir. Montag iş gereği evi karısıyla birlikte yakar. Amiri olan yüzbaşı zaten hep montagdan şüphelendiğinden bı duruma pek şaşırmaz. Ve yakma işleminden sonra Montag'ı tutuklamak ister.

    Montag bir yolunu bulur ve nehir aracılığıyla kaçmayı başarır. Uzaklarda 5 profesör ateş yakmış olarak onu beklemektedir.

    Kitabın sonunda Montag düşünceler içindedir...

    Vesselam.
  • ''Bizler hayata, duygulara, her şeyin olduğu gibi kalacağı düşüncesine tutunduğumuz için acı çekeriz. Hayatın akan bir nehir olduğunu kabul etmeyi reddederiz. Bu, karmadır. Bizler gerçekte bir bütünün parçası olduğumuz halde sanki ayrı bireyler olduğumuzu düşünerek yaşarız.''
  • Bırak hayat bit nehir gibi aksın; olumlu düşün ki herşey olumlu olsun; dünyadaki kötülüklerin kaynağı olumsuz düşünmektir.
  • Benim gibi sen de nehir yatağını incelersen yaralarının acısını dindirmek için yuvarlanan fillerin yatağın toprağını altüst ettiğini görürsün.
  • Şu kablolardan ne zaman kurtulacağız?
    Hangi süper zeka nehir manzarasını binalarla,gökyüzünü de kablolarla kapattı acaba ?
    Kilometrelerce uzanan bu kablolar bizi birleştirmek için mi,yoksa ayırmak için mi?
    Kimse dışarı çıkmıyor.
    Cep telefonları,bizi hep birbirimize bağlayacağını vaat ederek,Dünya'yı işgal etmiş durumda.
    Mesaj çekmek ise:En güzel dillerden birinin sözcük dağarcığını ilkel,sınırlı ve kısık kelimelere indirgeyen,10 tuşlu bir sistem.
    İleri görüşlü insanlar,geleceğin fiber optik kablolardan oluşacağını söylüyorlar. 
    Evlerimizi işyerimizden bir tuşla ısıtabileceğimiz açıklandı.
    Tabi ya!Ne de olsa,evde yolumuzu gözleyen hiç kimse olmayacak.
    Sanal ilişkiler çağına hoşgeldiniz.