Bazı kitaplar hikaye anlatmaz insanı anlatır.
Cennetin Doğusu tam olarak bunu yapıyor.
İyilik mi ağır basar, yoksa kötülük mü?
Sevgi emek ister mi, yoksa hak mıdır?
İnsan doğuştan mı kötüdür, yoksa seçerek mi kötülüğe yürür? Okurken çizginin ne tarafında olduğuna karar vermekte güçlük çekiyor insan.
Yazar bu romanda bir aile üzerinden aslında hepimizi yazıyor. Bizim kötülüğümüzü, iyi niyetimizi, saflığımızı, sevgiye aç çocukları, karanlığa çarptıkça körleşen iyi niyetimizi, zekâsını silah gibi kullananları ve en önemlisi şu soruyu bırakıyor, “İnsan konu kendisi olduğunda gerçekten neyi seçer?”
Bazen öfkelendim, bazen tokat yedim, bazen aynaya baktım. Bazen üzülerek kötünün yanında olduğumu hissettim
Cathy’nin kötülüğü kadar, Adam’ın saflığı da kızdırdı. Yazar, Hamilton ailesi, Trask ailesi, Lee ve Faye gibi harika karakterler yaratmış. Özellikle Samuel Hamilton..
Biterken sevdiğim bir dostu yolcu ediyormuşum gibi üzüldüm.
Uzun bir roman yaklaşık bir ayda bitirdim. Benimde tembelliğim var tabi ama okumayanlar için içtenlikle tavsiye ederim
Akılda kalanlar
"Yaşadıklarından ders almayan adam aptaldır."
"Hazzın, acının ya da nefes kesen bir heyecanın hissi hatırlanabilir mi?"
"Onun inancı bir dağdır. Seninse evladım henüz bir küreğin bile yok."