“Sarayın kanununda bir tek gaye vardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyiflerini, arzularını yerine getirmek. Dışarıdaki insanlar için kanun, ahlak diye konulan kayıtlar, saraydaki hükümdar ve şehzadeler için hükümsüzdü. Onların zevkine bağlı olan şeylerde günah diye bir şey yoktu. Dışarıdaki insanlar için cinayet sayılan şeyler, onların gözünde tamamıyla mubahtı. Sarayda yaşayan kadınlar bu kanunu olduğu gibi kabul etmişlerdi. Kendilerini bu hanedanın satılmış malları, oyuncakları sayıyorlardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyfine hizmet etmekte namusa, haysiyete bağlı bir fenalık görmüyorlardı. Gözümün önünde sayısız misaller vardı.
Geçici keyiflere alet olan kız, geçici bir gözdelikten sonra her hakarete layık görülüyordu. Gebe kalmışsa ne kızın ne de çocuğun sıhhatine bakılmayarak çocuk alınıyordu. Bu arada ölenlerin, sakat kalanların hesabını tutan, haklarını arayan yoktu. Memleketin kanunları sarayın kapısından içeri giremiyordu.”