İsmail | Synergy, Bu Yurdu Bize Veren Kadın Kahramanlarımız'ı inceledi.
 10 May 21:27 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir Ulusunda, Anadolu köylü kadınının üstünde emek vermiş bir başka kadın topluluğu gösterilemez. Dünyada hiçbir Ulusun kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, Ulusumu kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.
Mustafa Kemal Atatürk

https://www.youtube.com/watch?v=Jvb6Fo6t6hQ


Tarihimizde gerçekleşmiş zaferlerde kadınların rolü çok büyüktür şüphesiz. Nene Hatun'u kimler bilmez ki? 1877 Rus Harbi sırasında gösterdiği azmi dillere destandır. Ruslar Erzurum civarına kadar gelip, vatan topraklarına kirletmek isterken, Aziziye Tabyası'nın en büyük simgelerindendir Nene Hatun. O bizim anamızdır, atamızdır. Eh tabii şanlı tarihimiz olur da şanlı isimlerimiz de olmaz mı? Bunlardan bir diğeri de Kurtuluş Savaşında Aydın ve yöresinde nam salmış Yörük Ali Efe'dir. Yiğitliğinin yanı sıra vatan aşkı ile yanıp tutuşan Ali Efe, Yunanlıların korkulu kabusu olmuştur. Fakat gözbebeğimiz İzmir'e çok büyük coşkuyla giren Yunanlıları gören ve bunu kalbi ve yüreği kaldırmayan bir kahramanımız da vardı: Gazeteci Hasan Tahsin. Kirli düşman elinin, şanlı bayrağımıza ve milletimize dokunmasına izin vermeyerek, düşmana ilk kurşunu sıkmıştır. O dakikada şehit olmuştur. Aziz kahramanımızı saygıyla anıyorum. Fakat ülkenin durumunu gören, vatanın sıkıntıda olduğunu bilen bir insan daha vardı: Mustafa Kemal Atatürk. En büyük hızla vatanın her yerinde istiklal ve bağımsızlığımızın tekrardan kazanılması için gereken çağrıyı yapmıştır. Milletimiz ise top, tüfek, kürek, satır eline ne geçerse düşmana karşı yürümüşlerdir.

Evet ülkemiz böylesine zor durumdayken yine kadınlar ön plandaydı. Cepheden ziyade fikri ve düşünceleriyle düşmana karşı savaş vermiş olan Halide Edip, Atatürk'ün yanından ayrılmamıştır. Hastanelerde ise hastabakıcılık yaparak gazilerimize en büyük yardımı etmiştir. Ama kahraman kadınlarımızın sayısı bu kadar değildir. Kara Fatma, Çete Ayşe, Tayyar Rahime, Halime Çavuş, Şerife Bacı gibi kadın askerlerimiz sadece kayıtlı olanlardır. Niceleri vardır, hepsi şehit olmuştur. Cephelere su, mermi taşıyarak hatta taşıdığı mermi askere gideceği için kucağındaki bebeğinden ziyade, bozulmaması ve cepheye en hızlı bir şekilde gitmesi için mermiyi koruyan vatansever annelerimiz vardı tarihimizde. Hiçbiri unutulumaz. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın yazdığı meşhur, Mustafa Kemal'in Kağnısı adlı şiir hele hiç unutulmaz. Çünkü o kağnı bizim Kurtuluş Savaşında olan sembollerimizden biriydi. Bir dörtlük;
#29517638 />
Antep Müdafaası'nda göstediği büyük azmi ile düşmanla savaşan Karayılan ile Savaş Bey'i unutmak mümkün mü? Antep ise ödülünü 'Gazi' ünvanı ile almıştır.

#29490081 />
https://www.youtube.com/watch?v=o7HkZoluonY
Tarihimizde çokça şanlı zaferlerimiz vardır. Türkü ve ağıtlar ise bunları biraz da olsa hatırlatır bize. Mesela Seyfettin Sucu'nun şu türküsü de güzel.
https://www.youtube.com/watch?v=tOFWt6ouAxc

Son olarak kitap kısa sayfalı, küçük basit gibi geliyor ama iki sayfa okudun mu, atalarımız ne güçlükle kazanmış bu vatanımızı diyor insan. Açlık, sefalet bir an olsun vatan sevgisinden geri koymamış. Çoğu nişanlılar eşleri cepheye giderken, en önemli uyarı veriyorlar birbirlerine. Ateşten Gömlek'te geçen İhsan İle Ayşe aşkında demiyor muydu Ayşe, '' İzmir'i kurtarmadan gelirsen seninle evlenmem İhsan'' diye?
Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri kahramanlıkları ile başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vefakar Türk subayları, kahraman mehmetçik ve gözlerimizin nuru aziz kadın ve annelerimizi saygıyla anıyorum. Ve sözü Nazım Hikmet'e bırakıyorum; Kuvayı Milliye Destanı'nda bir kesit...
...bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.

Mutlu, bir alıntı ekledi.
03 Nis 21:17 · İnceledi

I love Humeyni
“Humeyni’yi seviyorum.
Atatürk’ü sevmiyorum.
Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı.”
Böyle dedi.
“Türbanlı böyle dedi” demiyorum; çünkü bütün türbanlılar böyle düşünmediği gibi, böyle düşünen türbansızlar da var. Demem şu...
Nene Hatun, Maraşlı değil.
Erzurumlu.
Savaştığı düşman, Fransız değil.
Rus.
Rus başörtüsüne saldırmadı.
Aziziye Tabyası’na saldırdı.
Milli mücadelenin mangal yürekli evladıdır, ama ilk kurşunu Sütçü İmam sıkmadı.
Hasan Tahsin sıktı.
Maraş’ta değil, İzmir’de.
Takvime bak...
Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var.
Sütçü İmam, Fransız vurmadı.
Ermeni vurdu.
Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da, aslında Sütçü İmam değil.
Çakmakçı Sait.
Silahı yoktu.
Yumruğuyla saldırdı.
Şehit oldu.
Maraş’ı önce kim işgal etti?
Arkadaşın İngilteresi!
Kim sesini çıkarmadı?
Arkadaşın padişah efendisi!
Kim kurtardı?
Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!

İsim Şehir Hayvan, Yılmaz Özdilİsim Şehir Hayvan, Yılmaz Özdil

kadınlarımız
Nene Hatun
Erzurum'un Pasinler ilçesi'nin Çeperli köyünde 1853-54 yılında doğdu. Ayaz Paşa Camii minaresinden Aziziye tabyasının düştüğü ilan edilince eli silah tutan Erzurumlularla birlikte en önde Rus askerlerine karşı kahramanca savaşmıştır.

NENE HATUN ' UN TORUNUYUZ
Üç aylık bebeğini emzirmiş, "Seni bana Allah verdi. Ben de O'na emânet ediyorum." Diyerek vedâlaştıktan sonra birkaç saat önce ölen ağabeyinin kasaturasını alarak sokağa fırlamıştı.

Erzurumlular, ölüme gittiklerini bildikleri halde, Aziziye Tabyası'na doğru koşuyordu. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri, gelenlere yaylım ateşi açtı. Ön sıradakiler o anda şehit oldular. Arkadakiler, geri çekilmek yerine daha bir kararlı ve hızlı olarak ileri atıldılar. Demir kapılar kırılıp içeri girildi. Boğaz boğaza bir savaş başladı. Mükemmel silâhlarla donanmış Moskof ordusu, baltalı - tırpanlı, taşlı - sopalı eğitimsiz halk karşısında ancak yarım saat tutunabildi. 2300 Moskof öldürülüp, Tabya geri alındı. Türkler, 1000 kadar şehit vermişlerdi.

Hemen yaralıların tedâvisine başlandı. Nene Hâtun da yaralılar arasındaydı. Fakat o yarasına aldırmıyor, evindeki bebeğini unutmuş, diğer yaralıların kanını durdurabilmek, yaralarını sarmak için çırpınıyordu. Nene Hâtun böyle bir ortamda tanındı ve saygı ile sevil di.

O'nun, vatan için gece başlayan mücâdelesi, tüm düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etti. Erzurum'un her karış toprağında cephâne taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak destanlaştı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zaferinde Nene Hâtun'un ve O'nun vatan aşkını paylaşan sivil insanların da payı vardı.

Savaştan sonra da Nene Hâtun, destan kahramanlarına yaraşır bir asâletle yaşadı. Kendisini ziyâret eden NATO'da görevli Amerika'lı subayın bir sorusuna: "O zaman vazifemi yapmıştım. Bu gün de ilerlemiş yaşıma rağmen aynı hizmeti, daha mükemmeliyle yapacak güç ve heyecana sahibim." cevabını vermişti. 
(Siteden alıntı)

Oktay Şen, bir alıntı ekledi.
22 Oca 15:35 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ben 1965 yılında, Ankara Radyosu'ndan görevli olarak Erzuruma gitmiştim. Orada Nene Hâtun'la ilgili olayları yaşlılardan dinlemiş, savaş yıllarına ait hatıralarını teybe almıştım. Abo Dadaş isimli yaşlı bir Erzurumlu, çömeldiği yerde sicim gibi gözyaşı dökerek başından geçenleri anlatmıştı.

- "...Ruslar Erzuruma girdiklerinde, içimizdeki Ermenileri de silahlandırdılar. Taşnaklar, köşe başlarını tuttular. Vuruyor yakıp yıkıyorlardı. Bir gün bizleri de evlerimizden toplayarak mahalle camisine doldurdular. Genç- ihtiyar çoluk çocuk yüzden fazlaydık. Ben gençtim. Birkaç arkadaşımla kaçmayı planladım! yaşlılar engel olmaya çalıştılar dinlemedik. Adamların kötü niyetleri zaten gözlerinden belliydi. Karanlık çökünce pencereden fırladık. Üzerime yaylım ateşi açıldı. Üç yiğit şehit düştü. Ben bacağımdan yaralandım. Sürüne sürüne kaçıp bir eve sığındım. Haftalarca dışarı çıkamadım. Harp içindeydik, ilaç yoktu, doktor yoktu, aş yoktu. Yarama kurt düştü. Elimi vuramıyordum. Evin gelinine: Bacı dedim yorgan iğnesi de bulamaz mısın? Gitti bir yorgan iğnesi getirdi. yarama düşen kurtları, iğnenin ucuyla temizledim. Yarama tütün basacaktım, tütün bulmak fermana mahsus! Üzerine biraz gazyağı dökerek bağladım. Çektiğim acıyı bir Allah bilir, bir ben bilirim! Şimdi bana camiye doldurulan müslümanlar ne oldu diye soracaksın. Taşnaklar hepsini camiyle beraber yaktılar. Kaçmak isteyenleri kurşunladılar. Mazlumların feryadı yeri- göğü tuttu. Görenlerin anlattığına göre cami kapısının altından sokağa insan yağı akmış. Mahalleyi öyle berbat bir yanık kokusu tuttu ki, deme gitsin! Şimdi bana dünyadaki en pis koku nedir diye sorsan, derim ki, yanan insanların et-yağ-kemik-tırnak-saç kokularıdır. Aradan elli yıl geçti. Ben o tiksindirici kokuyu hala unutabilmiş değilim! Allah o günleri düşmanıma göstermesin!"

Üsküp'ten Kosova'ya, Yavuz Bülent BakilerÜsküp'ten Kosova'ya, Yavuz Bülent Bakiler
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
29 Kas 2017 · Kitabı okudu · 6/10 puan

"Vatan elbette belirli anlaşmalar çerçevesinde çizilen sınırlar içinde kalan toprak parçasından ibaret değil. Bu sınırlar resmiyet ifade eder, tarih içinde çeşitli sebeplerle değişir. Ama meselâ Kızılırmak değişmez. (İklimler değişiyor evladım, o da değişir diyenler olacak. Olsun bekleriz biz. Sabırlıyız.) Vatan efsaneler, masallar, destanlardır. (İşte bir yerinden başladım.) Nene Hatun, Deli Dumrul, Köroğlu'dur. Vatan coğrafyadır. (Bunu kavramak zor.) Yani Ağrı Dağı, Toroslar, Ilgaz, Seyhan, Van Gölü, Tortum Şelalesi, Anzer Yaylası, Göcek, Tosya, Ermenek, Çukurova, İstanbul Boğazı, Uludağ, Palandöken say babam say; yayladır-ormandır-ovadır-çaydır-pınardır. Bir ucu Vardar Ovası'nda, bir ucu Halep çarşısındadır. Vatan Dadaş'tır, Gaggoş'tur, Efe'dir; yiğitlik vurmakla-ağalık vermekledir."

Tarla Kuşunun Sesi, Mustafa Kutlu (Sayfa 86 - Dergâh Yayınları)Tarla Kuşunun Sesi, Mustafa Kutlu (Sayfa 86 - Dergâh Yayınları)
sinem, Efsane Kadın Nene Hatun'u inceledi.
20 Eki 2017 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Tarihimizin önemli kişilerinden ve kahramanlarından olan Nene Hatun'u ve onun geçirdiği zor dönemleri anlatan tarihsel ve betimleme dolu bir roman.

Recep Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı Erdoğan "Söyle Çocuk" şiirini
15 Temmuz darbe girişiminde şehit düşenler anısına okudu Yüreğine sağlık uzun adam

destanı şehitler yazdı, hem de sonsuz defa. Milletime karşı ittifak yapanlar, Kahrolsun
Hakk dururken zorbalara tapanlar,
Milyon çehre, milyon umut Güneş elbet doğar, Soyum ki Ali Efe, Nene Hatun,Kemal Paşa..
Çocuk söyle,çık, çocuk, neredesin?
Fatih ol, şaha kalk, Zulüm yıkılsın gitsin!
Sen dirilişi hatırlat çocuk!
Söyle çocuk söyle, İhanetin zırhını kıran Ömer’i..
Söyle, Erol’a ölümsüzlüğü gösteren feneri..

Müberra ENBİYAOĞLU, Farzet ki Dönemedim'i inceledi.
18 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir şehirler arası yolculuk esnasında bitirdiğim akıcı bir kitaptı.Yolculuk boyunca epey vaktim olduğu için de bir çok içsel sorgulama yaptım. Ha sonuca vardım mı ? Pek sayılmaz.
Ülkeni, toprağını bırakıp gittikten sonra geri dönemediğinden bahsetmek ya da orada çok sıkıntı yaşadığını dile getirmek ne kadar doğru ? Ya da insan giderken sonunu düşünerek ne zorluklarla karşılaşacağ8nı bilerek mi gidiyor? Acaba ben şuan yalnızca kendi sorumluluğumu üstlendiğimden mi anlayamıyorum ? Ve bu da şu soruyu doğuruyor : Önce vatan mı ? Önce aile mi? Ve daha bir çok beyin yakan soru ama şunu söylemeliyim ki bu soruların hiçbiri kitaptaki karakterleri eleştiri için değil tamamen özeleştiri niteliğindr vr yalnızca karakterlerin bulunduğu şartlar altında da değerlendirmedim kendimi o derece ki ülke gündemimizdeki Suriyelileri bile düşündüm gelirkem acaba neleri göze aldılar ?dönmeyi düşünüyorlar mı ? ...

Bir kaç cevapta buldum elbet bu kadar soruya brn olsam sanırım Çanakkale de Nene Hatun ve daha birçokları ruhuyla önce aile değil vatan derdim. Ve illaki gideceksem bunun sebebinin çok çok önemli olması gerekir ayrıca yalnızca şimdi değil bundan 10-20 yıl sonrada hala önrmli olmalı ki dönüp hayatıma baktığım da keşke değil iyiki cümleleri kurabileyim. Ve giderken herşeyi göze alabiliyorsam hayatım boyunca yaşadıklarımdan şikayetlenmeye hakkım yok çünkü ben özgürce bir seçim yaptım ve iyisiyle kötüsüyle yanında getireceği herşeyi kabullendim diye düşünüyorum. Düşüncelerim belki doğru belki yanlıs ama şuanki hayat tecrübem ve karakterimle bana göre böyle lütfen siz dd fikirlerinizi benimle paylaşın. Bedenlerden çok fikirlere önem veren biriyim ve fikirlerin de ancak paylaştıkça değerleneceğini düşünüyorum.